sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolar
Kur'an Dinle
Sesli Makale

TEVEKKÜL VE SABIR ÖRNEĞİ BİR MUHACİR HZ. HACER 1.BÖLÜM

TEVEKKÜL VE SABIR ÖRNEĞİ BİR MUHACİR HZ. HACER 1.BÖLÜM
16.03.2019
0
A+
A-

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Kur'an Dinle

TEVEKKÜL VE SABIR ÖRNEĞİ BİR MUHACİR HZ. HACER 1.BÖLÜM

Hamd, işiten, gören, her şeyi bilen, kudreti tüm mahlûkatı kapsayan, mahlûkatın kaderlerini ve ecellerini takdir eden, ölümü ve hayatı yaratan, Allah (c.c)’ya mahsustur.

Salat ve Selam ise âlemlere rahmet olarak gönderilen son Nebi Hz. Muhammed (s.a.v)’e ve onun yolundan giden tüm müminlerin üzerine olsun inşallah.

Sesli Makale

Firavunun sarayında ki kölelikten kurtulan bu kadın, bir bebekle bırakıldığı meskûn mahalde, bir peygamber yetiştiren, bir medeniyetin temellerini kuran Hz. Hacer’dir. O Firavun için değerli bir köle, Hz. İbrahim için itaatkâr bir sahabe ve sadık bir eş, Hz. İsmail için bulunmaz bir anne, Allah için muti bir kul, inananlar için kıyamete dek muhteşem bir örnektir.

Hz. İbrahim’in nübüvvet makamına ulaştığı zamanlardı. O güçlü bir irade ve eşsiz bir imanla zalim Nemrud’a karşı koymuştu ve onunla mücadele etmişti. Nemrud hem ilahlık iddiasın da bulunuyor hem de putperestlik inancını korumaya çalışıyordu. Bu amansız mücadeleyi Hz. İbrahim kazandı.

Nemrud ise sadece yenilmekle kalmayıp bu mücadele canını da yitirdi ve yokluk uçurumuna yuvarlandı. Nemrud’un ölümü ile birlikte halk onun zulmünden kurtulmuştu. Bunun üzerine Hz. İbrahim (a.s) Sara ve kardeşinin oğlu Hz. Lut ile birlikte Suriye’ye doğru yola çıktı amacı dünyanın başka yerlerinde de gafil halkın uykuya dalmış vicdanlarını uyandırmak zihinleri hurafe ve batıl inançlardan temizleyerek insanları bir ve tek olan Allah’a çağırmaktı.

 Suriye’den sonra Filistin’e ve ardından da Mısır’ın yolunu tuttu uzun bir süre Mısır’da yaşadıktan sonra Sara ve onun namuslu İffetli dürüst ve sağlam karakterli Mısırlı hizmetçisi Hacer’le birlikte tekrar Filistin’e döndü. Hz. İbrahim’le Sara uzun yıllar birlikte yaşadıktan sonra ihtiyarlamış ancak yadigâr bırakacakları bir tek çocuk olmamıştı.

Aynı zamanda Hz. İbrahim’in teyzesinin kızı da olan değerli eşi Sara, Allah Resul’ünün hala evlat sahibi olmayışına içten içe üzülüyordu. Bu nedenle Hz. İbrahim’e kendi cariyesi Hacer ile evlenmesini tavsiye etti.

“Belki Allah Teâlâ ondan sana bir evlat verirde böylece senin temiz soyun yeryüzünde baki kalır” dedi. Sara’nın tavsiye ettiği bu evlilik gerçekleşti. Allah Teâlâ İbrahim’le Hacer’e bir erkek evlat verdi adını İsmail koydular. İsmail pek sevimli ve güzel bir çocuktu. İsmail konuşmaya ve cıvıl cıvıl çocuksu hareketleri ile herkese kendini sevdirmeye başlayınca nihayetin de bir kadın olan ve anne olamamanın acısı ile yaşayan Sara kadınlık duygularını yenemeyip bu durumdan rahatsızlık duymaya başladı.

Kocasına Hacer ile evlenmesi yolunda tavsiyede bulunmuş olmasına rağmen bu durumdan rahatsızlık duyuyordu. Kumasının çocuğunu görmeye tahammül edemeyecek bir ruhi durumda olduğunu kendisi de görmekteydi. Uzunca bir süre bu duruma tahammül gösterip sabrettiyse de nihayet bir gün Hz. İbrahim’den Hacer ile Oğlunu alıp uzaklara götürmesini ve kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerde onları bırakıp gelmesini istedi. “Öyle bir yere bırak ki ne diri kaldıklarının haberi ulaşsın bana, ne de öldüklerinin” dedi. İşte şimdi Hz. Hacer’in İmtihanı başlıyordu. Bunun üzerine Hz İbrahim’e “O çocuğu aslında Sara’nın kendi hakkından vazgeçerek fedakârlık göstermesi sayesinde sahip olduğundan ve Sara kısır bir kadın olduğu için kumasının çocuğunu görmeye elbette ki tahammül edemeyeceğinden onun ricasını yerine getir.” şeklinde vahiy olundu.

İbrahim (a.s) burada aslında karısının istediğini yerine getirmiyor. Rabb’inin de emriyle bunu yerine getiriyor.

Allah Teâlâ bu Vahyin ardından süratle hareket eden “Burak” adlı bir binek gönderdi. Hz İbrahim, Hacer ve İsmail bu binekle Filistin’den havalanarak bugünkü Mekke şehrinin olduğu yere indiler. Hz. İbrahim Allah Teâlâ’nın emri ile Hacer ve minik yavrusunu ıssız mı ıssız, gözlerden ırak, dört bir yanı sıra dağlarla çevrili ürkütücü bir vadide bıraktı. O zaman Mekke’de hiçbir kimse hatta içecek su bile yoktu. Yanlarına biraz hurma ve su bıraktı.

Duyduklarımız hikâye gibi gelmesin bu hem İbrahim Hem de Hacer için büyük bir imtihan ve bizim akıl erdiremediğimiz bir Takdir-i ilahi ve kaderdir. Hz. Hacer nasıl bir kul ve nasıl bir eşti ki bu başına gelenlere İsyan etmiyordu. Dikkat edin onu istemeyen Sara hakkında dahi tek kötü bir söz söylemiyor. Peki, biz onun yerinde olsak acaba diğer eşinin yaptıklarından dolayı neler söylemezdik ki şimdi bakalım. Hz. Hacer nasıl bir tavır sergiliyor Hz. İbrahim Şam’a doğru gitmek üzere arkasını dönmüştü. Hacer arkasından seslendi.

“İbrahim bizi bu ıssız vadide da bırakıp da nereye gidiyorsun? Öyle bir vadi ki ne görüşülecek bir kimse var ne de bir şey.” dedi.

Sözlere dikkat edin durumunu bildirmekle beraber eşine karşı asla bir saygısız tavır, Rabbine karşı isyana gidecek bir söz söylemiyor. Peki, bunu okuyan arkadaşım sen olsan ne derdin?

Sayalım mı?…  Yazıklar olsun sana sen nasıl adamsın, sen nasıl babasın, ne kadar vicdansızsın Ben burada ne yaparım, Çocuğumuz ne olacak, Aç kalırım, dayanamam, Beni Bırakma vs.  Herkes kendine göre cevaplar versin böyle bir durumda belki de eşimize etmediğimiz hakaret ve kötü söz kalmazdı.

Peki ya Hacer ne mi yaptı?

Hz. Hacer sözünü tekrarladı ise de Hz. İbrahim (a.s) dönüp bakmadı. Bunun üzerine Hz. Hacer den tarihe geçecek o sözler söylendi.

“İbrahim yoksa bizi buraya bırakıp da gitmeni sana Allah mı emretti? Diye sordu.

“İbrahim (a.s) – Evet Allah emretti. Diye cevap verdi.

Hz. Hacer – “Öyleyse Allah bize yeter. O bizi zayi etmez himayesiz bırakmaz. Dedikten sonra döndü.

İşte Allah’a olan teslimiyetin iki timsali İbrahim ve Hacer ailesi. Allah (c.c) emrettiyse artık söylenecek söz kalmamıştı. Allah (c.c) emrettiyse artık ortaya mazeretler atılmaz. Ama bence şöyle olsun gibi sözler söylenmez. Kendi menfaati için pazarlık yapılmaz. İman eden birinin söylediği en güzel söz Allah (c.c) bize yeter demesidir. Evet, inanan kullara Rahman ve Rahim olan, her şeyi görüp gözeten, herkesin işlerini idare eden, mülkün tek sahibi Allah (c.c) yeter.

Hz. Ömer diyor ki: “Sevdiğim ve sevmediğim hal üzere olsam da üzülmem. Çünkü hayrın sevdiğim ya da sevmediğimden hangisinde olduğunu bilmiyorum.”

İşte Hz. Hacer de bu duruma üzülmedi ve sabretti. O an şer gibi gözüken aslında hayır dı da çünkü onun eliyle bir peygamber yetişecekti o belde de…

Bu itaatkâr ve sabrın timsali olan hanımın hayatında daha almamız gereken ibretlik çok olaylar vardır. İnşallah bir dahaki Yazımızda hayatına kaldığımız yerden devam edeceğiz buraya kadar anlatılanlardan ibret alıp yaşamak için çalışalım. İnşallah. (Âmin)

ELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.