sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolar
Kur'an Dinle
Sesli Makale

GÖREBİLMEK, İŞİTEBİLMEK, AKLEDEBİLMEK – 2

GÖREBİLMEK, İŞİTEBİLMEK, AKLEDEBİLMEK – 2
17.08.2018
0
A+
A-

 

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

GÖREBİLMEK, İŞİTEBİLMEK, AKLEDEBİLMEK – 2

 

Hamd Allah (c.c) zatı celaline, azim olan egemenliğine yaraşır biçimde sonsuz hamdler Allah (c.c)’ya mahsustur. Salat ve Selam Hz. Muhammed (s.a.v)’in âline, ashabına ve bütün müminlere olsun.

Kur'an Dinle

İnsanlık tarihi boyunca, insanlar birbirinden ayrıştığı iki saf olmuştur. Hak ve batıl, Tevhid ve şirk, İslam toplumu ve cahiliye toplumu bu iki saftan üçüncüsünden söz etmek mümkün olmamıştır. Baktığımızda batıl saflarında yer alan insanlarda saflarının yanlış olduğunu istikametlerinin kendilerini cehenneme götürdüğü yaşantılarının şirk üzere şeytana dayalı bir yaşantı olduğunu kabul ederek, bilerek bulundukları safı seçmemişler. Bilakis kendi istikametlerinin doğru olduğunu iddia ederek taraflarını seçmişlerdir. Bunun temel sebebi tağuti sistemler kendi bekaları için nesli çocuk yaştan itibaren bayrak sevgisi, bulundukları toprağın uluhiyeti, atalarının emanetini koruma duygusu ve bunlara sahip çıkıp kahraman olma içgüdüsünü temelsiz, dayanaksız, zan üzere fikirleri nesillere empoze etmek suretiyle batılı insanlara Hak olarak sunmuşlardır. Bu yapılan çalışmayla da kısa sürelide olsa hedeflerine ulaşmışlardır. Kısa süreli olmasında ki maksat, küfür sistemlerinin varlığı insanlar uyanana kadardır. Bu kadar zayıflardır aslında.

Allah (c.c) insanlara vermiş olduğu vasıtaları doğru kullanılmadan bu kadar bilgi kirliliğinin olduğu ortamda Hakka tabi olmak, yaşamak imkânsızdır. Kur’an-ı lafzen okumaktan veya dinlemekten öte anlaşılması önemi bir kat daha arttırmakta. Batıldan, Hakka geçişler Aklı doğru şekilde kullanmakla ve körü körüne taklidden kurtulup tahkiki bir yapıya bürünmekle olacaktır. Allah (c.c) insanların beden sağlığına göre değil, Akıl sağlığına göre muhattab almıştır. Bu esasa binaen Hakka çağıranlar insanların akıllarını kullanmaya yönelik çalışma yapmaları ve diğer vasıtaları (göz ve kulak) aktif hale getirecek nebevi metoda uymaları gereklidir. Hz. Peygamber (s.a.v) hayatından bir örnekle açıklayalım.

–           Rasulullah (s.a.v), Husayne dedi ki: Kaç İlah’a ibadet ediyorsun?

–           Husayn de: Yerde yedi, gökte bir İlah’a ibadet ediyorum.

Sesli Makale

–           Hz. Muhammed (s.a.v) sana bir zarar dokunursa hangisine dua edersin diye sordu.

–           Husayn, gökte bulunana dedi.

–           Rasulullah (s.a.v) tekrar sordu, Malın helak olursa hangisine dua edersin.

–           Husayn, gökte olana dedi.

–           Hz. Peygamber (s.a.v) buyurdu: O sana tek başına icabet ede. Diğerlerini O’na ortak koşuyorsun. Konuşmanın sonunda Hz. Peygamber (s.a.v) Ey Husayn – Müslüman ol ki Selamet bulasın. (İbn Hacer ibadet – Nebevi Nurlar – sf. 100)

Hz. Peygamber (s.a.v) uyguladığı metodla karşısındakini Allah (c.c)’ya ortak koştuklarının hiçbir fonksiyonlarının olmadığını kendi ağzıyla itiraf ettirdi. Husayn Müslüman oldu. Bu günde İslam’a girişler bu şekilde olacaktır.

Tekvini kitap Hak ve batılın ayrışmasında önemli rol oynamıştır. Kıyamete kadar bu konumu devam edecektir.

Kıyamet alametlerinde gerçekleşecek hadiselere baktığımızda. Deccal’in yeryüzüne gelmesi, İsa (a.s)’ın gelmesi, Deccal’in Kudüs de öldürülmesinin ardından Kudüs de Müslümanlar ve Yahudiler arasında şiddetli bir savaş olması

Ebu Hureyre (r.a)’dan rivayetle Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

Müslümanlarla Yahudiler harb etmedikçe kıyamet kopmayacaktır. Müslümanlar onları öldürecekler. Hatta Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak taş veya ağaç da Ey Müslüman, Ey Allah’ın kulu şu arkamdaki Yahudi’dir hemen gel de onu öldür! Diyecektir. Yalnız Garkod müstesna çünkü o Yahudilerin ağaçlarındandır. (Müslim – fiten -82 – 2922)

Bu hadiste gösteriyor ki tekvini kitap batılın zelil, Hakk’ın aziz olmasında ki mücadelede kilit rol oynamakta. Yahudilerle savaşta batıl ehlini gösterdiği gibi, Müslümanlara yardımcı olduğu gibi bu günde aynı görevini yapmakta

Kâinat Allah (c.c) hâkimiyetin, hüküm koymanın tek ilah ve rab olduğunu haykırmakta. Bu gün kâinatla konuşamayanlar, kâinatı anlamayanlar batıl ehlini göremeyecektir. Batıl ehlinin batıl olduğunu, Hak ehlinin Hak olduğunu göstermekte. Eğer göremiyorsan kâinat ancak hadiste Peygamber (s.a.v) beyan ettiği üzere Müslümanla konuşur. İbrahim (a.s) (Bakara 258), Ashabı Kehf-(Kehf 14) Hak ve batılı kâinat nizamıyla ortaya koymuşlardır.

Günümüzde insanlar, kendileri gibi insanları yüceltiyor, ilahlaştırıyor, söylenenleri sorgulamadan körü körüne tabilik söz konusu bu yüceltmenin nedenine bakacak olursak yolların, köprülerin, betondan eserler yüceltmeyi cazipleştiriyor. Eğer ölçü buysa alın size eser.

“Allah O’dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti; onları görmektesiniz. Sonra arşa istiva etti ve güneş ile aya boyun eğdirdi, her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedirler. Her işi evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar. Umulur ki, Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız.” (Rad 2)

Gökler… Gök deyince insanlar ne anlarsa anlasınlar her asırda bu kelime ile neyi kavrarlarsa kavrasınlar… Apaçık gözlerinin önündedir… Şayet insanlar bir an için gökleri seyre dalacak olurda düşünürlerse şüphesiz son derece müthiş gerçeklerle karşılaşırlar…. Görüyorsunuz ya hiçbir şeye dayanmıyor bu gökler… Direk namına hiçbir şey yok. Yükselmiş hiçbir direğe dayanmaksızın ayrıca gördüğünüz gibi gözlerinizin önüne serilmiştir.

Korkunç kâinat gerçekleriyle ilgili birinci dokunuştur bu. Aslında bu dokunuş insan vicdanını uyaran ilk dokunuştur. İnsan bu dehşet saçan ve korkunç tablo karşısında dikilmiş duruyor.  Derinden derine inceliyor onu kendisine verilmiş gibi tetkik edince anlıyor ki kimsenin gücü yetmez bu göğü direksiz olarak yücelere sermeye, hatta direkli olarak da gücü yeten bulunmaz. Yalnız Allah’tır bütün bunlara gücü yeten. Ne basit, ne cılız ve ne küçük kalıyor bazı kimselerin direkli ve direksiz olarak yaptıkları binalar bu göğün yanında. Yeryüzünün bir yanında daracık bir alanda göğün enginliğine göre basit ve gülünç derecede küçücük yapılar bunlar.

Sonra bir de bakıyoruz ki, bu küçücük binaların içinde yaşayan insanlarda bir kibir bir gurur var, kendi yapılarına karşı hayranlık duyuyorlar ve özene bezene başlıyorlar anlatmaya. Bilmezlikten geliyorlar kendilerini çepeçevre saran semanın enginliğini direksiz olarak boşluklara gerilmiş olan masmavi göğün yüceliğini… Gerçek kuvveti ve azameti göremiyorlar bir türlü onun gerisindeki. Asıl yüceliğe ve azamete O layıktır. Hiçbir insanın hayalinin dahi uzanamayacağı bu asıl enginlikleri direksiz olarak yaratan layıktır asıl ululuğa ve azamete…

Sonra insanların her zaman gördükleri bu korkunç görüntüden görülmeyen, Akıl ve idrakin derinliklerine inemediği daha korkunç bilinmezlikler âlemine geçiyor. Gözler güçsüz kalıyor bu olanları görmekten.

Sonra arşa hükmetmiş

Eğer yücelikse sizin istediğiniz, alın bu daha yücesi yücelerin… Eğer ululuk ise sizin değer verdiğiniz uluların en ulusu… Bu mutlak yüceliği ayeti kerime Kur’an’a has o tasvir sayesinde insan zihninde yaklaştırılarak canlandırılıyor. Beşerin mahdut idraki bu mutlak gerçekleri ancak takribi olarak kavraya biliyor.

Bu mucizevi fırçanın bir başka teması daha var. Hem de son derece dehşetengiz bir dokunuş bu. Görülen yüceliklerin yanısıra bir de mutlak yüceliklere temas ediyor ve tablo içinde her iki yücelik birbirine uygun olarak yanyana yer alıyor.

Mutlak yüceliklerden de emre âmâ de kılınmış gerçeğine geçiyor. Güneş ve Ayın meselesine son derece çarpıcı ve cazip ululuğuna rağmen gözle görülen teshiri yücelikler insanların emrine musahhar kılınıyor. Çekici bir ululuk var bu görünen âlemlerde daha ilk dokunuşta çeki vermiş akılları ve kafaları sonra bir de bakıyorsunuz ki hepsi de yüce ve ulu Allah’ın emrine âmâ de olarak musahhar kılınmış. (Fi zilal-il Kur’an C-8 Sayfa 511-512)

Asıl itaate, sevilmeye, boyun eğilmeye, terbiyesine girmeye, hazırladığı hayat nizamına uymaya layık Allah (c.c)’dur. İnsanları yüceltenler bu mesele bize net bir şekilde gösteriyor ki, aklını kullanmayan, görmeyen, işitmeyenlerdir. Bu gücü, azameti göremeyene kendisine gördüğü kalır. Şu soruyu sormadan geçemicez. Allah (c.c) yer ve gök arasındaki yarattığı varlıkları insanın emrine âmâ de kıldı. Ey insan sen kimin emrine âmâ desin?

İmam-ı Evzel (rh.a) : “Kim kendisini ilgilendirmeyen şeylerle meşgul olursa, kendini ilgilendiren şeyleri kaçırır.”

 

ELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.