sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolar
Kur'an Dinle
Sesli Makale

İKİ HİCRET SAHİBİ RASULULLAH (S.A.V)’İN KIZI HZ. RUKİYYE (R.ANHA)

İKİ HİCRET SAHİBİ RASULULLAH (S.A.V)’İN KIZI HZ. RUKİYYE (R.ANHA)
24.07.2018
0
A+
A-

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

İKİ HİCRET SAHİBİ RASULULLAH (S.A.V)’İN KIZI HZ.RUKİYYE (R.ANHA)

 

Peygamber efendimizin (s.a.v) üçüncü çocuğu Rukiyye ablası Zeynep’ten iki yıl sonra dünyaya geldi. Henüz vahyin gelmesine 7 yıl vardı. Kasım’ın vefatıyla Efendimiz (s.a.v) ve Hz. Rukiyye, Hatice annemize üzülmüşlerdi. Cenab-ı Allah onlara bir kız çocuğu bahşederek gönüllerini teselli etti. Eğitimi ahlakını, görgüsünü ve terbiyesini ailesinden alan Rukiyye Ümmü Gülsüm ve Fatma aileye katılınca ablalık yapmaya başladı. Ev işlerinde annesine yardım ediyor, sevgi ve muhabbetle ev işlerini nasıl yürüteceğini öğretiyordu. Hatice annemiz kızlarını hoşlukla, güzellikle sevgi ile büyütürken onlara edebi, nezaketi, nezafeti titizliği ve hanfendiliği de öğretiyordu. Evi adeta bir eğitim ocağıydı. Çünkü onlar bütün ailelere örnek olacak bir ailenin mimarlarıydı.

            Zeynep ablaları teyzelerinin oğlu Ebul As’a gitmişti. Amcaları bunu içerlemişti. Araplarda adet olarak kız istemede en başta amcaoğullarının hakkı gözetilirdi. Rasulullah’ın (s.a.v) amcası Ebu lehep ve hanımı Ümmü cemile, ahlakını çokça beğendikleri Zeynep’i oğullarından birine istemede erken davranmadıklarından kendilerini kınadılar. Bu yüzden olgun davranan Rukiyye ile Ümmü Gülsüm’ün başkalarına gitmelerine razı değillerdi. Onları oğulları utbe ve uteybe için istemeye karar verdiler. Rasulullah’ın (s.a.v) kapısını çaldılar. Beraberinde Efendimiz’in (s.a.v) hatırını kıramayacağı Ebu Talip’i getirmişlerdi. Sözü Ebu Talip aldı.

Kur'an Dinle

-Kızlarımız daha küçükler dedi. Hatice validemiz.

Ebu lehep ve hanımını iyi tanıyordu. Onlar akrabalık haklarını pek gözetmezlerdi. Hele Ümmü cemile çokça geçimsiz ve katı yürekliydi.

-Olsun nişanlarını yapalım. Kızlar büyümeye kadar bekleriz dedi.

Ümmü cemile

Sesli Makale

Efendimiz (s.a.v) Amcası Ebu Talip’e:

-Doğru söyledin amcacığım akrabalık hakkını gözetmek gerekir. Ancak bu konuda bana mühlet ver de kızlarımla konuşayım buyurdu.

Rukiyye ve Ümmü Gülsüm henüz kendileri için karar verme yaşında değillerdi. Aldıkları terbiye gereği akrabalık haklarını biliyorlardı. Kararı anne ve babalarına bıraktılar. Efendimiz (s.a.v) Allah’ın takdirini de düşünerek istemese de evet cevabını verdi.

Aynı yıl içinde Efendimiz’e vahiy geldi ve Risaletle görevlendirildi. Rukiyye baba ocağındaki harikulade şeylere tanık oluyordu. Manevi atmosferi teneffüs ediyor, Hakk ile batılın ne anlama geldiğini öğreniyordu.

Üç yıl sonra “Ey örtüsüne sarılıp bürünen! Kalk ve uyar! Yalnız Rabbini büyük tanı.” Ayetleri indi. Böylece Risalet’in davet dönemi başladı.

Ayetin inişiyle Hz. Hatice’ye:

“Ey Hatice artık rahatlık zamanı bitmiştir. Buyurdu.

Aile halkı Rasule tabi oldu. Aile olarak kalkışa geçtiler. Efendimiz yakınlarından ve dostlarından başlayarak İslam’ı daveti gerçekleştiriyordu. Hatice annemiz evleri dolaşıp daveti kadınlara götürüyordu. Evin işleri de çoğunlukla evin büyük kızı Rukiyye’ye düşüyordu. Titizlikle görevi yerine getiriyor yorgun ve sıkıntılı şekilde eve dönen ailesine huzurlu rahat bir ortam sunmaya çalışıyordu.

“Yakın akrabalarını uyar” ayetinin inişiyle Allah Rasulü evinde ziyafet hazırladı. Yakın akrabalarını davet etti. Yemekte onlara peygamber olduğunu söyleyecekti öncelikle onlardan bu konuda yardım isteyecekti. Sözde akrabalık bağlarına bağlı olan Ebu leheb davete engel oldu ortalığı karıştırdı. Rasulullah’a karşı isyan bayrağını açtı.

Allah Rasulü safa tepesine çıkıp kureyşlilere hitap etti toplanan halkı İslam’a davet etti. Yine karşısına Ebu leheb çıktı.

-Kahrolasıca elleri kuruyasıca! Bizi bunun için mi çağırdın dedi. Ebu leheb kalabalığı dağıttı. Ebu leheb’le eşi Ümmü cemile şeytan ile işbirliğine girmiş her sokakta her köşede Efendimizin önüne çıkıp davet ve tebliğ yapmasını engelliyordu Davete büyük darbe vuruluyordu. Halk

-Onun amcası dahi onu yalanlıyor biz nasıl ona inanalım diyordu.

Rasulullah bundan dolayı çokça üzülüyordu. Bir çıkış kapısı arıyordu. Cenab-ı Allah (c.c) Efendimiz’ in (s.a.v) gönlüne şu sureyi inzal etti.

“Ebu leheb’in eli kurusun, kurudu da, malı ve kazandıkları fayda vermedi. O alevli bir ateşte yanacak. Odun taşıyıcısı olarak ve boynunda bükülmüş bir ip olduğu halde hanımı da ateşte yanacak.” (Tebbet Suresi)

Tebbet suresini duyan hanımı deli deve gibi sağa sola saldırıyordu. Hıncını ve intikamını en acı şekilde almak istiyordu. Şeytani planlarını gözden geçirdi. Rasulü ve Hz. Hatice’yi derinden etkileyeceğini düşündüğü planını devreye soktu. Oğulları utbe ve uteybe’yi çağırıp Rukiyye ve Ümmü Gülsüm’le olan nişanlarını bozmak istedi. Araplarda birinin nişanını geri çevirmek, o kişiyi rencide etmek ve aşağılamak anlamına gelirdi. Şeytanca planı Ümmü cemile ortaya attı. Müşriklerde fırsat kolluyordu. Böylece Efendimizin (s.a.v) direncini kırıp onu davette vazgeçirmeyi düşünüyorlardı. Anne ve babasının kötü ahlakıyla yetişen utbe ve uteybe annelerinin tekliflerine razı oldular. Onlarda davete karşıydı. Rukiyye’nin nişanlısı utbe müşriklere:

“Eğer beni Abban b. Said veya Said b. As’ın kızıyla evlendirirseniz söylediklerinizi yaparım dedi.

Müşrikler kabul etti. Oda istediğini alınca nişanı bozdu. Rukiyye ve Ümmü Gülsüm nişanları bozulunca üzüldüler. Çünkü onlar akrabalık hakkını gözetip oğullarıyla nişanlanmayı kabul etmişlerdi. Lakin aynı akrabaları nişanlarını bozuyordu. Sevindiler çünkü istemeden evet demişlerdi. Bu olaya en çok Hatice validemiz sevindi. Nice şer bilinen şeyde aslında hayır vardı. Asil, salih, kerim, iyi ahlaklı, yumuşak huylu ve hayâsıyla öne çıkan Osman b. Affan Müslümanların safına katılıyordu. Genç delikanlı Osman b. Affan bekârdı evlenmek istiyordu. Kendisi gibi hayâ timsali olan Rukiyye’ye talip olduğunu Efendimiz’e (s.a.v) bildirdi. Rasulullah kızını Hz. Osman’la nikâhladı. Onları evlendirdi ve bereket saadet temennisinde bulundu. Asil, mutlu, sevgi ve huzurlu Müslüman bir aile şekilleniyordu. Müşriklerin şeytani planı ters tepmişti. Oysa zaten Allah katında değerli olan değersiz kılınamazdı.

Baskılar arttıkça Kureyşliler zengin olan müminlerin mallarına el koyuyor garip ve kimsesiz olanlara işkence ediyorlardı. Yasir ailesinin yaşadıkları cinayetlerin korkunç boyuta geldiğini gösteriyordu.

Böylesi bir ortamda Rukiyye, Müslümanların başına gelen musibetleri defetmek için uğraşıyor, baba evine uğruyor siyasi baskıdan bunalan ve müminlerin acılarını iliklerine kadar hisseden babası ve annesine yardımcı oluyor, onların duygularını paylaşıyordu. Narin naif bir bünyesi olan Rukiyye, sağlık olarak bu ortamda çokça etkileniyordu. Mekke’de sayasi ve sosyal baskı had safhaya geldi. Allah Rasulü’nün sokaklarda yürümesine dahi tahammülleri yoktu. Allah Rasulü’nü takip edip insanlarla muhatap olmasını engelliyorlardı. Bu nedenle Efendimiz dağlara çekiliyor, ibadetini yapıyor, kırlarda, ovalarda ulaştığı kişilere daveti yapıyordu. Müminler ise tek tek işkenceden geçiriliyordu. Mekke’deki hayat dayanılmaz boyuta geldi.

Allah’u Teâla müminlere rahmet kapılarını açtı. Habeşistan’a hicret etmelerine izin verdi. Habeşistan’a yolculuk başladı. Hz. Osman yanına eşini alarak geceleyin Mekke’den çıktı. Onlar için çok zor ve sıkıntılıydı. Bir yandan akrabalarından sevdiklerinden ayrılıyorlardı. Bir yandan da meçhule doğru yelken açıyorlardı. Rukiyye için çok daha zor olsa gerek Ambargodan bahsedilen çetin günlerde babasını annesini kız kardeşlerini bırakıp gidiyordu. Hüzün, gözyaşı, sevgi hasret, her şey bu ayrılığın içinde vardı. Yolculuk yorucuydu sürekli gözleri arkadaydı Rukiyye’nin çoğunu ızdıraplı halde Mekke’de bırakıp Habeşistan’a hicret ediyordu.

Hicret neydi? Acaba

Rukiyye biliyordu ki hicret kaçmak değildi. Hicret müminlerin,  Başeğmezlerin, güç yetiremeyince teslim olmayışıydı hicret İslam yolunda Allah’ın rızası için anadan, babadan, eşten, kardeşten, memleketten ayrılmaktı.

Hicret cahiliye, küfür, ölçü, değer, inanç ve adetlerini terk etmek arınmak İslami kimliği kuşanmaktır. Günümüzde değer İslami birçok kavram gibi içi boşaltılma anlamı saptırılmış sadece bir mekândan başka bir mekâna yolculuk olarak anlaşılmaktadır

Hicret Müslüman için dönüm noktasıdır. Hicret bir Müslüman için İslam dininin kabulüne başlayıp ölünceye kadar devam etmesi gereken bir zorunluluktur.

Hicret Allah’ın rızası için Allah’ın rızası dışında her şeyi terk etmekti. Firar kaçış değildir. Batıl’dan – Hakk’a, Küfürden – İmana, Zulümden – Adalete, Korkaklıktan – cesarete esaretten – özgürlüğe düşmanlıktan – kardeşliğe geçiştir.

Mekke’den Medine’ye hicret edenlere Muhacir denir Muhacir küfür ve şirki terk eden uzaklaşan kişidir.

İbn Mace’de geçen bir hadiste Rasulullah’a (s.a.x) Hicret nedir? Diye sorulur. Rasulullah (s.a.v) Muhacir hata ve günahları terk edendir buyurur.

Ahmed b. Hanbel’den rivayetle Rasulullah’a (s.a.v) Hicret nedir? Diye sorulur. Rasulullah (s.a.v) kötülüğü terk etmektir buyurur.

Bakıldığında görüyoruz ki Allah’ın razı olmadığı şeyleri terk edip razı olacağı şekilde yapmak hicrettir.

Hicret cahiliye ile onun kural kanunlarıyla ilişkileri koparıp atacak özgür olarak İslam’a teslim olup onun hâkimiyeti için mücadeledir.

Hicret Nebevi bir harekettir. Peygamberlerin ortak kaderidir.

“Gerçekten ben Rabbime hicret edeceğim şüphesiz o güçlü ve üstün olandır. Hüküm ve hikmet sahibidir.” (Ankebut 26)

Şu devirde ne kadar da ihtiyacımız var aslında Rabbimize hicret etmeye, O’nun dinine hicret etmeye, teslim olmaya, huzur – kurtuluş, saadet, şeref, emniyet ancak İslam’dadır.

Gelin bizde hicret edelim o zaman fıtratımıza yerleştirilen İslam dinine…

Onlar Habeşistan’a doğru giderken Rasul-i Ekrem (s.a.v)

-Osman İbrahim (aleyhisselam) ve Lut (aleyhisselam)’dan sonra eşi ile birlikte hicret eden ilk kişidir diyordu.

Habeşistan’a geleli iki üç ay geçmişti Mekke’nin ileri gelenleri İslam’ı kabul etti diye haber ulaştı. Beklemeden hazırlanıp Mekke’ye doğru yola çıktılar. Mekke’ye yaklaşırken haberin asılsız olduğunu öğrendiler.

Geceyi bekleyip gizlice şehre girdiler. Rukiyye özlemle hasretle baba evine koştu. Doyasıya hasret giderdi. Annesini son kez görecekmiş gibi ona sokuldu sarıldı. Mekkeli müşrikler onları döndüklerine pişman ettiler. Baskı ve işkence daha da arttı. Habeşistan’a yolculuk yeniden gözüktü. Bu sefer 70 mümin yola düşüyordu.

Rukiyye gurbet elde Mekkeli Müslümanlara ağladı. Aylar birbirini kovaladı Rukiyye oğlu Abdullah’ı dünya ya getirdi. Mekke’de Müslümanlara uygulanan ambargonun kalktığını Medine’ye hicretin başladığını duydu.

Üç yıla yakın süren hicretten sonra Mekke’ye döndüler. Niyetleri Mekke’ye uğrayıp oradan Medine’ye hicret etmekti. Baba ocağına geldiğinde insanı hüzne boğan bir hava esiyordu. Annesi yoktu Hz. Hatice vefat etmişti. Bedenen yıkıldı olduğu yere oturup hıçkıra hıçkıra ağladı. Şefkatli babası onu teselli edip gözyaşlarını sildi. Annesinin kabrine uğrayıp dualar etti. Eşiyle beraber yeni hicret yurduna yöneldiler. Medine’de Ensar’ın tahsis ettiği evde kaldılar. Bir zaman sonra Babası ve kardeşleri geldi. Medine günlerini ilim irfanla geçirmeye çalışan Rukiyye şiddetli bir humma tutuyordu. Annesinin yokluğu ciddi şekilde etkilemişti. Zayıfladı direnci düştü gün geçtikçe eriyordu. O hasta yatağındayken Mücahitler bedir savaşı için yola çıkıyordu. Rasulullah Hz. Osman’a Bedir savaşı için izin vermeyip evinde eşinin yanında kalmasını daha iyi olacağını emretti. Ecel esintisi Rukiyye’nin ruhunu alıp ebedi âleme götürdü.  Hz. Osman ağlıyordu. Allah Rasulü bedir zaferinden dönüyordu. Ancak kızının vefat haberiyle hüzünleniyordu. Kızının kabri başına geldi. Hz. Osman’a teselli verdi. Kadınlar hüngür hüngür ağlıyordu. Hz. Ömer müdahale etmek istedi Rasulullah:

-Ömer bırak onları ölüye karşı duygular gözle ve kalple olursa bu Allah’tan El ve dil ile yaptırırsan bu şeytandandır. Buyurdu.

Rasulullah Rukiyye’nin oğlu olan Abdullah’ı kucağına alıp öptü ve yanına aldı. Abdullah’a artık teyzeleri bakacaktı.

Hz. Rukiyye henüz 22 yaşındaydı vefat ettiğinde. tüm müminlerden Rabbim razı olsun. (İnşaAllah) Âmin.

 

ELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

 

 

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.