sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolar
Kur'an Dinle
Sesli Makale

ZİLLETİN YANKISI

ZİLLETİN YANKISI
08.01.2024
0
A+
A-

Hamd; yaratan, rızıklandıran, hidayet veren, bağışlayan ve kusurları örten, karşılıksız nimetlendiren, hesapsız rızık veren, yarattıklarının sayısını ve adedini bilen, itaat ve sevapları bir bir sayan, tuzağı sağlam olan, tekrar diriltip huzura getirecek olan, yegane İlah ve Rabb Allah (C.C) mahsustur.

Salat ve selam; yaratılmışların ekmeli, eşsiz önder, en büyük eğitici, en büyük komutan, en büyük başkan ve en büyük imam olan güzel örnekleri üzerinde barındıran Allah Rasulu (sav)’nun üzerine ve tertemiz ehl-i beytine, sahabesine ve tüm müminlerin üzerine olsun.

(And olsun ki) siz, kendinizden önceki (millet)lerin yoluna kulacı kulacına, arşını arşınına ve karışı karışına muhakkak tıpatıp uyacaksınız. Hatta onlar (daracık) bir keler deliğine girseler siz de muhakkak o deliğe gireceksiniz.

Kur'an Dinle

Sahabiler, Ya Resulallah! (O milletler) yahudiler ve hristiyanlar (mı)? diye sordular. Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : Bunlar olmayınca başka kimler olur? buyurdu.”[1]

Geçen ayki yazımızda İsrailoğullarına işaret olarak verilen izzetin yankısından bahsetmiştik. Sahip oldukları ayrıcalıklara, kendilerine sunulan imkanlara ve nasıl üstün tutulduklarına değinmiştik. Bunların boşuna olmadığını bunların karşılığında şımarmamaları, bedel ödemekten geri durmamaları ve peygamberlerinin talimatlarına harfiyen uymaları gerekecekti. Bunu yapıp yapmadıklarına bu ayki yazımızda değineceğimizi söyledik. Şimdi hep beraber bunu inceleyelim:

Kur’an-ı Kerim’de anlatılan kıssalar, insanların anlattığı kıssalara benzemez. Çünkü bir kimse kıssayı anlatırken sonuca odaklanır ve bütün hikayeyi oraya kanalize eder. En vurgulu yeri kıssanın sonu olarak görür ve olayın seyrini anlatırken hızlıca geçer, hemen sonuca gelir. Sonra kıssadan hisseyi verir ve kıssayı noktalar. Ancak Kur’an-ı Kerim’de anlatılan kıssalar böyle değildir. Sonucu hemen vermez. Sonuca doğru giden sahneleri iyice inceleme imkanı verir. Gereksiz bilgilerle dinleyiciyi yormaz ve zihnini dağıtmaz. Kıssanın başından sonuna kadar olayın içinde tutar. Gerekli şeyleri meraklandırır. Olay örgüsü öyle işler ki bilgisi verilmeyen herhangi bir şeyin (yer, zaman, isim vs.) önemsiz olduğunu muhatap hemen anlar. Eğer gerekli olsaydı bu bilgi verilirdi dedirtir. Çünkü kıssa anlatılırken çok titiz ve hassas davranıldığı için muhatap bunu kavrar. Kur’an-ı Kerim’deki kıssalar senaryo değil gerçek olaylardır. İşte bu Kur’an-ı Kerim’deki kıssaların anlatım üslubunun mükemmelliğini ortaya koyuyor. Şöyle bir örnek verelim; Bir trafik kazasına, bir kavgaya ya da herhangi bir olaya şahit olduğunuzu düşünün. Bu olayı birisine nasıl anlatırsınız? Olayı görmeye başladığınız andan sonuna kadar anlatıyor musunuz? Hayır anlatmıyorsunuz. Acele edip de bu tespitime itiraz etmeyin bana şimdi hak vereceksiniz inşaAllah. Sadece gerekli, önemli gördüğünüz kısımları anlatıyorsunuz. Görmeye başladığınız andan son ana kadar gerekli gördüklerinizi aktarıyorsunuz. Hatta sizi heyecanlandıran, korkutan ve sevindiren kısımları daha bir iştahla anlatıyorsunuz. Böylelikle bazı detaylar gözden kaçabiliyor. Hatta bu detaylar bazen o kadar önemli olur ki bütün olay örgüsünü deşifre eder ve bir bütün olarak öncesi ve sonrasıyla bir bağ kurdurur, başka bilinmezleri de ortaya çıkarır. Bunun örnekleri çoktur.

Şimdi Kur’an-ı Kerimdeki kıssaları bize, heyecanlanmayan, korkmayan, acele etmeyen, her şeyi öncesiyle, anıyla, sonrasıyla bilen, bütün her şeyi gören, işiten, bütün gizliliklerden haberdar olan, hikmetli fiilere sahip olan Alemlerin Rabbi Allah (cc) tarafından anlatıldığını aklınıza getirin ve Kur’an’daki kıssalara bakış açınızı değiştirin. Kur’an’daki kıssalar ile ilgili söylenecek çok ama çok şey var. Ama konumuz bu olmadığından çok ama çok kısaca geçmekle iktifa edeceğiz. Şimdi kıssalar ile ilgili bu gerçeği göz önünde bulundurarak İsrailoğullarının sahip oldukları nimetlere karşı tutumlarını ele almaya çalışalım. Kısaca ne yaptıklarına değinelim;

Sesli Makale

1- Musa (as)’dan bir put yapmasını istediler.

2- Buzağıyı kesmekte gevşek davrandılar.

3- Musa (as) Tur Dağına gittikten sonra puta taptılar.

4- Allah (c.c)’ı açıkça görmek istediler.

5- Kendileri için üstün olan dururken aşağıda olanı tercih ettiler. (Kudret helvası ve bıldırcın eti yerine soğan, sarımsak, mercimekten yemek istediler.)

6- Kalpleri katılaştı.

7- Musa (as)’a Sen ve Rabbin gidin savaşın dediler.

VE ÜZERLERİNE ZİLLET, MESKENET VE YOKSULLUK DAMGASI VURULDU

Musa (as) ile beraber büyük bir lütfa, nimetlere kavuşan İsrailoğulları bu cürümlere karşı eğitilmişler donatılmışlardı. Şimdi sizden ricam geçen yazımızda bahsetmiş olduğumuz İsrailoğullarına verilmiş nimetleri hatırınıza getirmenizdir. Bunlar ilk dinlerken ya da okurken onlara nelerin verildiğine odaklanmıştık. Şimdi kıssanın sonuyla birleştirerek kıssadan hisse çıkarmaya çalışalım. “Onlara nimet verilmiş ama onlar nankörlük etmişler” sonucunu hedeflemeyeceğiz. Onlara nimetler nankörlük etmemeleri üzerine verilmiş ve nimetler verilirken bunlar birer ders olarak verilmişti. Yani nimetlendirme şekilleri aslında eğitimin bir parçasıydı. Musa (as)’ın Firavunun sarayında yetişmesinden tutun, Kıptilerin başına gelen belalar, mucizeler, imtiyazlar, sihirbazların şehadeti, denizin ikiye ayrılması, bıldırcın eti kudret helvası, yerden 12 pınar fışkırmasına kadar hepsinde bir mesaj vardı. Tevhidi inkılabı gerçekleştirecek, kalplerinde tevhid şuurunu yerleştirecek ve haktan başkasına razı olmayacakları mutmain bir ruh kazandıracak cinstendi. Allah (c.c) nimetlendirirken haşa sanki damak tadımıza hitap ediyormuş gibi, ya da bizi mücadele etmekten muaf tutmuş gibi, ne yaparsak yapalım bizi destekleyecekmiş gibi ya da bize ayrıcalıklı davrandığı için amellerde gevşeklik göstermek gibi şımarıklık manasına gelen anlamlar çıkarırsak İsrailoğullarına benzemiş oluruz hafazanAllah. İsrailoğulları gerçekten eğitildiklerini ve donatıldıklarını anlamış olsalardı tavırları sihirbazların tavrı olurdu. Onlarda Musa (as) ümmeti oldular ama onlar bir çırpıda canlarını verebildiler. Bu da İsrailoğulları için büyük bir dersti. Davaları uğruna şehit olanları da gördüler. Ama ne yazık ki İsrailoğulları bir türlü kendilerinden istenen şeyi anlamadılar. Bunun zıttına hareket ettiler. Zamanında sahip oldukları nimetler onlar için ahirette derece olacakken artık çetin bir hesap ve elem dolu bir azaba dönüştü. Onların akıbetinden Allah (c.c)’a sığınırız.

Sahip olduğumuz gerek toplumsal gerekse de fertsel imkanları rahatlık, konfor, gevşemek için değil daha ileri bir boyuta geçmek için verildiğini unutmamak lazım. İşte o zaman ileride karşılaşacağımız zorluklara bugünden hazırlanmış oluruz. Çünkü nimetlendirme cinsi eğitimin bir parçasıdır. Nasıl nimetlendirildiğine bak Allah (c.c)’ın sana yegane güç sahibi olduğunu, seni daima işittiğini, seni denetim altında tuttuğunu, seninle beraber olduğunu öğrettiğini ve gösterdiğini göreceksin. Zira bunlar sen rahat et, mücadele etme, biraz da dünyaya dön, oluruna bırak, başkaları yapsın sen dinlen diye değil asıl görevine odaklanman için kolaylaştırılan şeylerdir. Ne zaman asıl görevinden uzaklaşsan kolaylıkla çözülen, halledilen şeylerin birden zorlaştığını görürsün. İşte şunu iyice anla sen mücadele ettiğin için ve etmeye söz verdiğin için nimetlendirildin, bu çizgide olduğun sürece nimetlendirilmeye devam edeceksin. Eğer başka sebepten nimetlendiriliyorsan gözden çıkarılmış olabilirsin. Sen iman ettikçe mücadele ettikçe, bedel ödedikçe değerlenir dünyadaki saadeti elde edersin. Sakın bunu unutma!

İsrailoğullarının nimetlendirilirken şımarmaları, görevlerine odaklanmamaları, dünyaya meyletmeleri, verilen talimatı uygulamamak için te’viller yapıp yokuşa sürmeleri, içlerinde çalışma azmi ve isteğinin olmaması da ZİLLETİN YANKSIYDI… GÖREMEDİLER…

“Hani, “Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin” demiştiniz. O da size, “İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var” demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah’ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı.”(Bakara/61)

VELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

SELAM VE DUA İLE

TEVFİK ALLAH(C.C)’TANDIR…

[1] İbn-i Mace – Kitabu’l Fiten Bab: 17 H.No:3994

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.