sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolar
Kur'an Dinle
Sesli Makale

SEN HİÇ ÖLMEYECEK MİSİN ?

SEN HİÇ ÖLMEYECEK MİSİN ?
19.06.2019
0
A+
A-

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Ölüm ve hayatın mutlak sahibi âlemlerin Rabbi olan Allah azze ve celleye sonsuz hamdu senalar olsun. Salat ve selam son Resul Hz. Muhammed’e aline ve ashabının üzerine olsun inşAllah.

Ölümün yüzü soğuk ve korkutucudur! İmtihanın kaçınılmaz bir sonucudur. Fani âlemden ebedi âleme geçişin adıdır. Ölümle karşılaşan bizler için ahiret sermayemiz iyiyse o zaman bu yolculuk çok güzel bir yolculuk olacaktır ya da tam tersi. Ya ahiret azığımız az ise o zaman ölüm geride bıraktıklarımız için bir acı, hüzün, keder olsa da asıl hüzün bizim için olacaktır.

Kur'an Dinle

Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır:

“Lezzetleri bıçak gibi keseni -ölümü- çok hatırlayın!”

Ölümü tadıp bir çukurda bedenimiz yok olmayacak. Rabbimize geri döndürülüş mutlaka gerçekleşecek. Bu döndürülüşün ise neticesinde karşılaşacağımız bazı durumlar var. Kur’an-ı Kerim de:

“Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.” (Ali İmran 185)

Sesli Makale

Ölüm geldiğinde vakit ileriye veya geriye alınmayacak. Vakti gelen vaktinde bu dünyadan ayrılma mecburiyetinde kalacak. Bu gerçeği hiçbir şey unutturmamalıdır. Dünya sevgisi, dünyanın süsü olan çocuklarımız, mallarımız ölüm gerçeğini hafızamızdan silmemelidir.

Ne zaman kendisiyle karşılaşacağımızı bilmediğimiz ve vakti geldiğinde bizi apar-topar alıp götürecek olana ölüme nasıl hazırlık yapmalıyız? Buna cevap olarakta Allah Resulünün hadisi şerifi yeterli olur inşAllah. ‘’Akıllı kimse nefsinin heva ve hevesine uymayan ölümden sonrası için hazırlık yapandır.’’ İnsanoğlu için dünya hayatının asıl gayesi Allah’ın razı olduğu bir kulluk hayatı yaşamak suretiyle ahiret saadetini elde edebilmektir.

Cenabı Hak şöyle buyurmaktadır: ‘’Yeryüzünde bulunan her şey fanidir.’’ (Rahman 26)

Ne tuhaftır ki insan bir iki günlük misafir olarak bulunduğu bu dünya da kendini aldatır. Her gün cenaze sahnelerini seyrettiği halde ölümü kendine uzak görür. Kendisini kaybetmesi her an muhtemel olan geçici emanetlerin mutlak sahibi zanneder. Hâlbuki insan ruhuna bir ceset giydirilerek bir kapıdan dünyaya dâhil edildiğinde artık o bir ölüm yolcusu demektir. O yolun hazırlık mekânına girmiştir de bunu hiç hatırına getirmez. Bir gün gelir ruh cesetten ayrılır. Ahiret kapısı olan kabirde diğer bir büyük yolculuğa uğurlanır. Allah Resulü bir hadisi şerifinde şöyle buyuruyor:

“Ölen kimseyi peşinden üç şey takip eder: Aile çevresi, malı ve yaptığı ameller. Bunlardan ikisi geri döner, biri ise kendisiyle birlikte kalır. Aile çevresi ve malı geri döner; yaptığı ameller kendisiyle birlikte kalır.”

Biz bizimle olacak olana asıl kıymeti vermeliyiz. Bizimle kabirde kalacak olan ise amellerimizdir. Ne kadar çok sevsek de, bizi ne kadar çok sevseler de aile efradımız, dostumuz, arkadaşlarımız hep geride kalacak. Bu sebeple ölüme hazırlıklı olmak isteyen bizler için öncelikle neye değer verdiğimizi sorgulamamız gerekir. Biz bu dünyada, dünyamızı ve ahretimi kurtaracak ve mutluluğa eriştirecek olanları mı, yoksa dünya ve ahretimiz açısından bize hiçbir faydası olmayan şeylere mi kıymet vermekteyiz? Soru kendimize cevap yine kendimize aittir. Soruya doğru cevabı verdikten sonra halimiz düzeltmekte kendimize aittir. Sormuş olduğumuz bu soruya bir cevap Efendimizin (s.a.v.) hadislerinden arıyalım.

İbni Ömer (r.a.)’tan aktarılan bir hadiste; Rasullullah (s.a.v) omuzumu tutarak şöyle buyurdu:

“Dünyada tıpkı bir garip hatta bir yolcu gibi davran!”

İbni Ömer (r.a.) şöyle derdi: Akşamı ettiğinde, sabahı bekleme! Sabaha çıktığında, akşamı bekleme! Sağlıklı günlerinde, hastalanacağın vakit için; hayatın boyunca da öleceğin zaman için tedbir al!

Kur’an-ı Kerim’de bir ayette şöyle buyuruluyor:

“Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.” (Hicr 99)

Bu ayette ifade edilen ölüm gelinceye kadar ibadet etmeyi nasıl anlayacağız. Bu ayeti şöylece izah edebiliriz. Öyle bir ibadet hayatı geçir ki, ölüm geldiğinde seni ibadet yaparken bulsun. Bunu ise, yapmış olduğumuz her şeyi Allah rızası için yapmakla elde edeceğiz. Yaşamımız, ölümümüz, ibadetlerimiz, her şeyimiz Allah için olmalıdır. Rabbimizin emirlerini yerine getirip, yasaklarından kaçtığımız, itikat ile ilgili problemlere düşmeden imanımızı kemale erdirme yolunda çaba gösterdiğimiz, ahlaken olgun olma yolunda olduğumuz müddetçe yapacağımız her meşru şey ibadet seviyesine çıkmaktadır. Böyle bir hayat yaşarken uyuduğumuz zaman uyumamız bir ibadettir, ölüm bizi uykuda yakalayınca ibadet yaparken ölmüşüz demektir. Böyle bir hayat geçirirken çocuklarımızın nafakasını kazanma yolunda ölürsek ibadet yaparken ölmüşüz demektir. Örnekleri çokça zikredebiliriz.

Pişmanlığı ölüm anında yaşamayalım. Pişmanlığı kabrin içine vardığımızda yaşamayalım. Pişmanlığı mahşer meydanında, mizan başında, Rabbim saklasın Cehennemliklerin içerisinde olduğumuzda göstermeyelim.

Gelin pişmanlığı şimdi yaşayalım. Gelin şimdi pişman olalım. Gelin hatamızdan dönme imkânımız olduğu ve hatasından dönenlerin hatalarının affedildiği bu dünyada pişman olalım. Hatamızdan dönelim. Rabbimize sığınalım. O’ndan başka gidecek bir durumumuz olduğunu artık gönlümüze gerçek anlamda yerleştirelim.

Rabbimizin Kur’an-ı Kerim’de bildirdiği şu ayetleri kendimize tavsiye almayı ümit ederek yazımı sonlandırıyorum inşAllah.

“Nihayet o müşriklerden birine ölüm gelip çatınca: Rabbim, der. Ne olur beni dünyaya geri gönder. Ömrümü boşa geçirdiğim dünyada iyi işler yapayım. Hayır, hayır. Onun bu söyledikleri boş lâftan ibarettir. Tekrar dirilecekleri güne kadar onların önlerinde bir engel vardır, geri dönemezler. Sura üflendiği zaman artık aralarında soy sop ilişkisi kalmaz. Birbirlerinin hâlini de sormazlar. Kimin yaptığı iyilikler ağır basarsa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. Kimin yaptıkları da hafif gelirse, işte onlar zarara uğrayanlardır. Onlar cehennemde devamlı kalacaklardır.  Bunların yüzlerini ateş yalar da, dişleri sırıtır kalır. Allah Teâlâ onlara:

‘Benim ayetlerim size okunurdu da, siz onları yalanlardınız, değil mi?’ der.

Derler ki: Rabbimiz! Azgınlığımız bizleri alt etti. Biz sapıklık içinde kalmış bir kavim olduk. Rabbimiz! Ne olur, bizi buradan çıkar! Eğer tekrar önceki hâlimize dönersek, kendimize zulmetmiş oluruz.

Allah Teâlâ şöyle buyurur: ‘Alçaldıkça alçalın orada. Bana artık bir şey söylemeyin! Çünkü kullarımdan bir grup insan: Rabbimiz, biz iman ettik, bizi bağışla. Bağışlayanların en iyisi sensin, demişlerdi. Fakat siz onlarla eğlenir, beni anmayı unutarak onlara gülerdiniz. Sabrettikleri için bugün ben onları mükâfatlandırdım. Onlar muratlarına erenlerdir.’

Allah Teâlâ inkârcılara:  ‘Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?’ diye sorar.

‘Bir gün veya daha az bir zaman kaldık; sayanlara sor.’ derler.

Allah Teâlâ da onlara şöyle buyurur: ‘Pek az kaldınız. Keşke bunu bilseydiniz (dünyaya tapmazdınız). Sizi boşuna yarattığımızı, bize dönmeyeceğinizi mi sandınız?’ ” (Mü’minun 99-155)

Aklımızı Kur’an ve Sünnet ışığında kullanmamız gerek. Yanlış yollardan ölüm gelip çatmadan kurtulmak gerek. Bir daha yanlışlıklara dönmemeye azimli olmak ve karar vermek gerek. Ey Rabbim bu azmimizde kararlılık göstermemize yardım et. Bizlerden razı ol. Ölüm anında Kelime-i Şehadeti getirmeyi, Müslüman olarak bu dünyadan göçmeyi bizlere nasip et. Âmin.

Misaktaki sözüne sadık kalarak bu dünyadan göçerken kalbi ve dili Allah Allah diyerek yolculuğunu tamamlamış ya da tamamlamak üzere olanlara selam olsun.

Esellemualeykumrahmetullahiveberekatuh.

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.