sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolar
DOLAR
18,8197
EURO
20,3115
ALTIN
1.128,47
BIST
4.997,63
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Kar Yağışlı
1°C
Ankara
1°C
Kar Yağışlı
Pazartesi Çok Bulutlu
-1°C
Salı Çok Bulutlu
-1°C
Çarşamba Az Bulutlu
1°C
Perşembe Az Bulutlu
1°C

KURANIN HAKKI HAKİMİYETTİR

KURANIN HAKKI HAKİMİYETTİR
30.06.2022
0
A+
A-

                                                   BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd Alemlerin Rabbi Rahman ve Rahim Din gününün sahibi olan Allah c.c’a Salat ve selam Alemlere Rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed sav’e aline ashabına ve onları takip edenlerin üzerine olsun inşallah.

İnsan yaşarken kendisi uğrunda didindiği bir gayesi elbette vardır.kimilerinin dünya kaygısı telaşı ,binini ikibine ,on binini yüzbine çıkarma derdi,kimilerinin iyi bir gelecek ve lüks bir hayat hayali, bunlara saymakla bitiremeyiz . Ancak bir müminin yaşam gayesi yaratılış amacı olan kulluğu ifa etmek ve Ahiretini imar etmek olmalıdır. İlahi kelimetullah’ı hayata hakim kılmak ve bu uğurda elinden gelen güç ve gayereti göstermek zorundadır. Zira insan yeryüzünde Allah’ın Halifesidir. Allahın dinini yaşamak ve yaşatmakla mükelleftir. Bu sebepten yaratılmış  bu sebepten gök yer ve ikisi arasındakiler kendisine boyun eğdirilmiştir.

Sözlük anlamı, Allah’ın kelimesini yüceltmek demek olan “i’lây-ı kelimetullah”, ıstılahta Allah’ın adını veya İslâm dininin tevhid akîdesini şanına uygun bir biçimde yüceltip yayma manasına gelir. Bu terim “cihat” kelimesiyle de ifade edilmektedir.

Bilindiği üzere İslâm, sadece belirli bir millete veya topluma değil, bütün insanlığa gelmiştir. İslâm’ın getirdiği bu hayrın bütün insanlara yetişmesi ve insanlık ile hayrın arasına hiçbir engelin girmemesi, Allah Teâlâ’nın kelimesinin yücelmesi demektir. Dolayısıyla bu İslâm nimetinin bütün insanlığı kuşatacak şekilde yayılmasına karşı çıkanlar, insanla hayrın arasına girmiş olacak, böylece Allah’ın kelimesine saldıran bir mütecaviz durumuna geleceklerdir. İşte bu engelleyici güçleri ortadan kaldırmak için yapılacak mücadele, Allah’ın kelimesini yüceltmeye çalışmak demektir. Bu mücadele (savaş), insanlara zorla İslâm dinini kabul ettirmek için değil, aksine onlara fikir ve vicdan hürriyeti vererek doğru yolu bulma imkanını elde etmeleri için yapılır. İslâm dini, hiç bir kimseyi kendisine inanmaya zorlamaz. Ancak, insanlığa, İslâm’ın yolunu tıkayanları etkisiz hâle getirerek hidayete etmeleri hususunda yardımcı olur.

İslâm, bütün dünyada adaleti ve doğruluğu yerleştirmek için gelmiştir. Öyleyse saldırganlar, zâlimler ve adalete muhâlif hareket edenler Allah’ın Kelimesinin zıddına bir davranış olur. Oysa müslümanların Allah’ın kelimesini yüceltmek için savaşmaları emredilmiştir. O kelimeden uzaklaşanları -kılıca sarılmak pahasına- tekrar O’na bağlamak gerekir. Her hâlükârda ve her yerde yerinegetirilmesi gereken i’lây-i kelimetullah görevi; mutlak anlamda adaletin temininden, tecavüz ve düşmanlığın önlenmesinden ibarettir. Bu konuyu destekler mahiyette şu ayeti zikredebiliriz: “Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltiniz; eğer biri diğeri üzerine saldırırsa saldıranlarla Allah’ın buyruğuna dönmelerine kadar savaşınız; eğer dönerlerse aralarını adaletle bulunuz, adil davranınız; şüphesiz Allah adil davrananları sever” (el-Hucûrât, 49/9).

İslâm’da cihadın manası, ilâyı kelimetullah uğrunda ve İslâmî bir toplum sergileme yolunda elden gelen gayreti göstermektir. Bu cihattan ilk planda meşrû müdafaa demek olan, malın, ırzın, hayatın müdafaasından da öte; İslâm toplumunun oluşmasına engel olabilecek her şeyi ortadan kaldırmak, dinî hürriyeti elde etmek ve sonuçta İslâm toplumunu tesis etmek için Allah’ın hâkimiyetini sağlamak ve emirlerini uygulamak için yapılan çalışma ve uğraşılar anlaşılır. Ancak müslümanlar kesinlikle savaşı ve düşman ile karşılaşmayı arzu etmez, fakat savaş söz konusu olduğunda da ellerinden gelen gayreti sarfederler. Nitekim Allah Teâlâ, saldırgan tarafın barış isteğinin kabul edilmesini müslümanlardan şu ayet ile ister: “Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de yanaş ve Allah’a güven. O şüphesiz işitir ve bilir” (el-Enfâl, 8/61). Konuyla ilgili olarak şu hadis-i şerif de zikredilebilir: “Düşmanla karşılaşmaya pek istekli olmayın, fakat Allah’tan selamet dileyin. Bununla beraber, eğer onlarla karşılaşırsanız sebat edip sabırlı olun. Bilin ki, Cennet kılıçların gölgesi altındadır” (Buhari,cihad) Allah’ın takdiri bu dini hakim kılmayı dilemiştir. Öyle ise bunun gerçekleşmesi zorunludur, kesindir:

“Müşrikler istemeseler de dinini bütün dinlere üstün kılmak için peygamberini hidayet ve hak ile gönderen O’dur.”(Saf 9)

Seyyeid kutup (ra) bu ayetin izahatında şu değerli cümleleri kaydetmiştir:

Yüce Allah’ın bu din için onun “doğru yol ve hak din” olduğuna tanıklık etmesi, tanıklığın en büyüğüdür. Bu konuda söylenecek en kesin söz budur. Bunun ötesinde bir tanıklığa gerek yoktur. Zaten Allah’ın iradesi tamamlanmış ve bu din tüm dinlere karşı üstün gelmiştir. Bir din olarak tüm dinlerin üstüne çıkmıştır. Onun gerçekliği ve yapısı karşısında hiçbir din ayakta duramaz. Putperest dinler zaten bu konuda hiçbir şansa sahip değillerdir. İlahi kitaba dayalı dinlere gelince bu din onların sonuncusudur ve o halkanın en son, en kapsamlı ve en mükemmel şeklidir. (Öyle ise bu din ilahi dinler içinde de sonuna kadar onların en üstün ve en mükemmeli olmaya devam edecektir.

Bu dinler tahrifata uğramış, değiştirilmiş, paramparça edilmiş, kendilerinden olmayan şeyler ilave edilmiş, bazı yerleri çıkarılmış ve artık hayata yön verebilecek yeteneklerini ve özelliklerini yitirmiş bir hale düşmüşlerdir. Bunlar oldukları gibi kalıp, tahrif edilmemiş değiştirilmemiş olsalardı bile bunlar zamanı geçmiş dinlerdir., Sürekli değişen hayatın bütün ihtiyaçlarına cevap verecek kapsamlılıktan uzaktırlar. Çünkü bunların her biri Allah’ın takdirinde sınırlı bir zaman içinde gönderilmiştir.

İşte bu, Allah’ın dininin yapısı ve gerçekliği açısından gerçekleşmesidir. Hayattaki gerçeklik açısından baktığımızda ise Allah’ın vaadi bir kere gerçekleşmiş ve bu din bir güç, bir geçeklik ve bir idare biçimi olarak bütün dinlere üstün gelmiştir. Yeryüzünün büyük bir bölümü bir asır içinde ona boyun onun hükmü altına girmiştir. Sonra bu din barışçı bir yolla Asya ve Afrika’nın içine doğru açılmış ve bu dine sırf çağrı yoluyla ilk cihad hareketlerinin süresi boyunca islama girenlerin beş katı onunla müşerref olmuştur. Dünya siyonizmi ve dünya haçlı zihniyetinin ……. deki son halifeliği kendilerinin türettiği kahramanlar vasıtası ile ortadan kaldırmasından bu yana islam halâ hiçbir devlete dayanmadan ve dünyanın dört bir yanında aleyhinde sergilenen savaşlara ve tuzaklara rağmen yayılmaya devam etmektedir. Bu yayılmasına dünya siyonizmi ve dünya haçlı zihniyetinin elbirliği ile ortaya çıkardıkları sözde “kahramanlar” vasıtasıyla islam ülkelerinden herhangi birinde meydana gelen islami diriliş hareketlerini yok etme çabalarında islamın yayılışına engel olmamaktadır

Bu din hala insanlık tarihinde tarihi misyonunu ve gücünü korumaktadır. Allah’ın sözünün bir gereği olarak bu din tüm dinlere karşı üstün gelecektir. İnsanlar güç, tuzak ve saptırma konusunda ne kadar ileri giderlerse gitsinler islamın bu yükselişini insanların basit çabaları ile durdurmak asla mümkün olmayacaktır.

İnsanoğlunun yeryüzüne gönderiliş ve yaratılış gayesi, Allah’ın dinini yaşamak ve hayata hakim kılmak, yalnız O’na kul olmak ve ibadet etmektir. İnsanı yaratılış gayesinden saptıran, Allah’a kul olmaktan çıkarıp kula kulluk eden güç, kuvvet ve otoritelere, Cenâb-ı Hakk’ın din ve hakimiyetine kafa tutmuş, insanların inanç ve düşünce hürriyetlerini gasp etmiş ve toplumu bir fesat çukurunun yanına sürüklemişlerdir. Kur’an-ı Kerîm ayetlerinin ifadesiyle, “hak, kendilerine apaçık belli olduktan sonra, içlerindeki çekememezlikten ötürü inananları, iman etmelerinden sonra küfre döndürme hevesinde” (el-Bakara, 2/109) olan,”kendi dinlerine uyuncaya kadar asla dindarlardan hoşnut olmayan” (el-Bakara, 2/120) ve “güçleri yetse müslümanları dinlerinden döndürünceye kadar savaşa devam eden (el-Bakara 2/217) bu inkârcıların fitne ve fesatlarına engel olmak, insanları bu zihniyetteki kişilere kul olmaktan kurtarıp hak ve hürriyetlerini elde etmelerini sağlayacak Allah’a kulluğu ve O’nun hakimiyetini kurmaya çalışmak, Allah Teâlâ’nın insanlara bir emridir. Bu konudaki ilâhî buyruk, ayette ifadesini şöyle bulur: “Yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve din tam anlamıyla Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse sataşmayın. Zulmedenlerden başkasına düşmanlık yoktur” (el-Bakara, 2/193). Ve unutulmamalıdır ki toplumdaki fesat ve fahşanın ıslahı ahireti kazanmanın yolu buradan geçmektedir.

Rabbim dinini yaşayan ve yaşanması için mücadele eden kullarından olmayı bizlere nasip eylesin..AMİN..

VELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.