sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolar
Kur'an Dinle
Sesli Makale

EBU’L A’LÂ MEVDUDİ’NİN BAKIŞ AÇISIYLA AL-İ İMRAN SURESİ 96. VE 104. AYETLER ARASI

EBU’L A’LÂ MEVDUDİ’NİN BAKIŞ AÇISIYLA AL-İ İMRAN SURESİ 96. VE 104. AYETLER ARASI
12.09.2019
0
A+
A-

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

 

Hamd kendisinden başka ilah olmayan, mutlak manada tek güç ve kudret sahibi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam tüm peygamberlerin ve onları takip eden tabilerinin üzerine olsun.

Kur'an Dinle

96- Gerçek şu ki, insanlar için ilk kurulan Ev, Bekke (Mekke) de, o, kutlu ve bütün insanlar (alemler) için hidayet olan (Kâbe) dir.(79)
97- Orda apaçık ayetler(80) (ve) İbrahim’in makamı vardır. Kim oraya girerse o güvenliktedir.(81) Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Ev’i haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim de küfre saparsa, kuşku yok, Allah alemlere karşı muhtaç olmayandır.
98- De ki: “Ey Kitap Ehli, Allah yapmakta olduklarınıza şahid iken, ne diye Allah’ın ayetlerine küfrediyorsunuz?”
99- De ki: “Ey Kitap Ehli, sizler şahidler olduğunuz halde, ne diye iman edenleri Allah yolundan -onda bir çarpıklık bulmaya yeltenerek- çevirmeye çalışıyorsunuz? Allah, yapmakta olduklarınızdan gafil değildir.”

AÇIKLAMA

79. Onların itirazı kıblenin eski peygamberlerin kıblesi olan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’dan Mekke’deki Mescid-i Haram’a çevrilmesi hakkındaydı.
Bu itiraza Bakara suresinde cevap verilmişti; fakat, Yahudiler bu eleştirilerinde direndikleri için burada bir kez daha cevap veriliyor. Kâbe’nin Hz. İbrahim (a.s) tarfından Mescid-i Aksa’dan önce inşa edildiği, bu nedenle kıble olması için zaman önceliğine sahip olduğu iddia edilir. Kitab-ı Mukkaddes, Mescid-i Aksa’nın Hz. Musa’dan (a.s) yaklaşık 450 yıl sonra Hz. Süleyman (a.s) tarafından yaptırıldığını (I Krallar, 6:1) ve O’nun krallığı döneminde kıble olduğunu yazar. (I Krallar, 8:29-30) Diğer taraftan, Arabistan’la ilgili tüm tarih kitapları ittifakla Kâbe’nin Hz. İbrahim (a.s) tarafından Hz. Musa’nın (a.s) gelişinden yaklaşık 900 yıl önce yapıldığını söyler. Kâbe’nin inşa edilmede zaman önceliğine sahip olduğu konusu o kadar kesindir ki, kimse bunu inkâr edemez.
80. “Beyt” (Ev) kelimesinde, Allah’ın onu kabul ettiğini ve “Kendi Evi” olarak tayin ettiğini gösteren birçok ayetler vardır. Çok verimsiz bir yerde yapılmış olmasına rağmen, Allah orada yaşayanlara rızıkları için vesile kılmıştır. Bunun yanısıra, İslâm’ın gelişinden önce tüm Arabistan’da 2500 yıldan beri süregelen karışıklık ve düzensizliğe rağmen, Kâbe ve çevresinde barış ve güvenlik hüküm sürüyordu. Sadece bununla da kalmıyordu; Kâbe’nin varlığı nedeniyle yılda dört ay Arabistan’da barış yapılıyordu. Bir başka işaret de Kâbe’yi yıkmak için, Mekke’ye 50 yıl önce saldırdığında Ebrehe ve ordusunun Allah’ın azabına uğramasıydı. Bu ayeterin nazil oluduğu dönemde, her Arap bu olayı bütün ayrıntıları ile biliyordu; olayı bizzat yaşayanlar da vardı.
81. Kâbe’nin kutsiyeti cehaletin en karanlık günlerinde bile o kadar saygı uyandırıyordu ki, kana susamış iki düşman bile onun içinde birbirlerine dokunmuyorlardı.
97. Ayette geçen kefere kelimesi, Allah’ın emrine uymayan ve maddi imkânı olduğu halde hac ibadetini yapmayan kişinin, teknik anlamıyla kâfir olacağı anlamına gelmez. Bir kişinin Allah’a ve peygamberine inanıp şehadet getirdikten sonra bile, bir kâfirin davranışını benimsediği anlamına gelir. Bu çok açıktır; çünkü, hac emri kâfirlere değil, müslüman olduğunu ilân edenlere hitapetmektedir. O halde bir müslüman hâkim bu kimsenin İslâm’dan çıkıp, bu nedenle kâfir ve mürted olduğu hükmüne varamaz.
“Allah… âlemlerden müstağnidir”. Allah’ın mümin olsun, kâfir olsun insanlardan hiçbirinin yardımına ihtiyacı yoktur. İhlaslı müminler olmak kulların kendi yararınadır. Diğer taraftan, Allah’ın emirlerini sözle veya fiille reddedenler, mümin olduklarını söyleseler bile, Allah tarafından mümin olarak kabul edilmeyeceklerdir.

100- Ey iman edenler, eğer kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba boyun eğecek olursanız, sizi imanınızdan sonra tekrar küfre döndürürler.
101- Allah’ın ayetleri size okunuyorken ve O’nun Resulü içinizdeyken nasıl oluyor da inkâr ediyorsunuz? Kim Allah’a sımsıkı tutunursa, artık elbette o, dosdoğru olan bir yola iletilmiştir.
102- Ey iman edenler, Allah’tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin.(82)
103- Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı yapışın.(83) Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı.(84) Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini işte böyle açıklar.(85)
104- Sizden, hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.

Sesli Makale

AÇIKLAMA

82. Yani, “Son nefesinize kadar Allah’a bağlı ve itaatkâr olun.”
83. “Allah’ın ipi” O’nun tarafından belirlenen hayat tarzıdır. O bir “ip”tir, çünkü müminlerin Allah’la ilişkilerini sağlam tutar ve aynı zamanda onları birbirlerine bağlayıp, bir toplum halinde birleştirir.
“Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı yapışın” ifadesi, müslümanların Allah’ın yoluna en büyük önemi vermeleri, dini, tüm ilgilerinin merkezi yapmaları ve onu yaymak için güçlerinin sonuna kadar çabalayıp, ona hizmette işbirliği yapmaları gerektiği anlamına gelir. Bu ipi gevşettikleri ve onun ana prensiplerinden uzaklaştıkları anda bölücülükten şikâyet etmeye başlayacaklar ve daha önceki peygamberlerin kavimleri gibi bölümlere ve alt-bölümlere ayrılacaklardır. Bunun bir sonucu olarak, geçmiş peygamberlerin ümmetleri bu dünyada da, ahiret’te de rezil olmuşlardır.
84. Bu, Arapların İslâm’dan sonra içinden çıktıkları dehşet verici duruma işaret etmektedir. İslâm’dan önce Arap kabileleri düşman kamplara bölünmüştü ve bu kamplar incir çekirdeğini doldurmaz nedenler için savaş yapıyorlardı. İnsan hayatı kutsiyetini kaybetmişti ve insanlar vicdansızca öldürülüyordu. Eğer İslâm lütfedip onları kurtarmasıydı, düşmanlık ateşi tüm Arabistan’ı yakabilirdi. Bu lütuf, bu ayetlerin nazil olduğu dönemde Medine’de elle tutulur bir şekilde gözlenebiliyordu. Yıllardan beri birbirine düşman olan, kanlı savaşlar yapan ve birbirlerine vahşi saldırılarda bulunan Evs ve Hazrec kabileleri İslâm’ı kabul ettikten sonra birbirleriyle kardeş olmuşlardı. Sadece bununla da kalmamış, tarihte hiç eşine rastlanmayacak bir şekilde Mekke’den gelen muhacirlerin rahat etmesi için emsalsiz fedakârlıklar yapmışlardı.
85. “Eğer görebilen gözlere sahipseniz, çıkarınızın Allah’ın yoluna sımsıkı sarılmakta mı, yoksa onu terkedip eski cahiliye yollarına dönmekte mi olduğunu, veya size hayır dileyenin Allah ve Rasûlü mü, yoksa sizi eski halinize döndürmek isteyen Yahudiler, putperestler ve münafıklar mı olduğunu anlayabilirdiniz.”

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.