sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolar
DOLAR
8,4396
EURO
10,0747
ALTIN
492,32
BIST
1.393
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
34°C
Ankara
34°C
Açık
Pazar Az Bulutlu
34°C
Pazartesi Az Bulutlu
34°C
Salı Sıcak
36°C
Çarşamba Sıcak
35°C

BAŞLANGIÇ NOKTASI

BAŞLANGIÇ NOKTASI
05.07.2021
0
A+
A-

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd; alemleri yoktan var eden yegane hakimiyetin sahibi Aziz Cebbar ve Kahhar olan Allah (cc)’a mahsustur. Salat ve selam Allah Rasulu (sav)’e tertemiz ehl-i beytine sahabesine ve tüm müminlerin üzerine olsun.

Allah Rasulu aleyhisselatu vesselam Allah (cc) tarafından kendisine indirilen, insanların içlerinde bulunmuş oldukları durumun zarar mı yoksa kâr mı olduğunu bildiren Kur’an-ı Kerim için şöyle buyurmuştur;

“… Kur’an senin ya lehinde ya da aleyhinde bir delildir…”[1]

İçinde bulunmuş olduğumuz durumun tespitini yapmak akıbetimiz açısında gayet önemli bir konudur. Bu konu kadar önemli bir mesele daha vardır ki o da bu durum tespitini yapmak için nereden başlamak gerektiğidir. Öyle bir noktadan başlamalıyız ki bu başlangıç geri dönmeye gerek bırakmayacak ve de boşa kürek çektirmeyecek bir başlangıç olmalıdır. Biz bu yazımızda inşaAllah bu başlangıç için tavsiyelerde bulunmak ile beraber Kur’an karşısındaki tavrımızın ne olduğuna değinmeye çalışacağız.

Kur’an-ı Kerim’de karşımıza iki kavram çıkmaktadır. Bunlar Hak ve Batıl. Doğruluk ve Sapıklık olarak da anlayabiliriz. Bu kavramların yanında bir de hak ehli ve batıl ehli de geçmektedir. Hidayete erenler ve dalalete düşenler. Bu iki grubun ayrışması kura yoluyla ya da coğrafyaya göre değil bir ölçüye göre gerçekleşir. Allah katından gelen bu ölçü insanları hak ve batıl taraftarları olarak ikiye ayrılır. Bu ölçü öyle bir ölçüdür ki insanları iradeleriyle başbaşa bırakan seçimleri hususunda serbest bırakan bir özellikle indirilmiştir. Yani zorlama ile baskı ile değil tamamen kendi tercihleriyle insanlar ikiye ayrılırlar. Kim kendisine neyi uygun görür ise oradan yana tercihte bulunur. Burada şurası da önemlidir. Bu her iki teklifin insanlara şeffaf bir şekilde sunulmuş olması gerekiyor. Yani insana tanıtılan hakkın batıl olarak gösterilen hak ya da batılın hak olarak gösterilen batıl olmaması gerekiyor. Hak bütün şeffaflığı ile batıl da bütün şeffaflığı ile ortaya konması gerekiyor ki adaletli bir ayrışım olsun.

Peki bu ayrışımın tüm şeffaflığı ile gerçekleşmesi nasıl olur? Bunun gerçekleşmesi ancak hak ve batılın bilen tarafından bildirilmesiyle mümkün olur. İşte bu şart ile hak ve batıl tüm şeffaflığına kavuşur. Şunda hiç şüphe yoktur ki hak ve batılı bilen Alemlerin Rabbi olan Allah’tır. Peki Allah (cc) hak ve batılı nasıl ortaya koyar? Hak ve batılın ortaya konuluşu kitaplar ve peygamberler vasıtasıyla olur. Bu hakikati işaretle Kur’an’dan iki ayet okuyalım;

“Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkân’ı indiren Allah’ın şanı yücedir.”(Furkan/1-2)

“Andolsun biz, her ümmete, “Allah’a kulluk edin, tâğûttan  kaçının” diye peygamber gönderdik. Allah, onlardan kimini doğru yola iletti; onlardan kimine de (kendi iradeleri sebebiyle) sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.”(Nahl/36)

Bu iki ayet-i kerimeden net bir şekilde anlaşılıyor ki hak ve batılın ortaya konuluşu kitaplar ve peygamberler ile gerçekleşiyor. O halde hak ehli olmanın ve batıl ehli olmanın kriteri Kitap’a ve Peygamberler’e olan yaklaşım ile onlara karşı sergilenen tavır ile belirlenmektedir.

Hak ehli olanlar Kitap’a ve Peygamber’e uydukları için hak ehlidirler. Batıl ehli olanlar da uymadıkları için batıl ehli olmuşlardır. Peki burada da şöyle bir soru karşımıza çıkmaktadır. Hakk’a uymak nedir ve nasıl olur ve batıla uymak nedir ve nasıl olur?

Hakk’a uymak Allah’tan indirilene iman etmek ve Peygamber’e tabi olmakla mümkündür. Bu da ancak Allah’tan gelen bir delil ile yani kamil bir akıl duyu organlarının salim olması ve aklı kullanmak ile olur. Bu delilleri Allah’tan gelenler üzerinde kullanmakla olur. Nitekim;

“Rabbimiz! Biz, ‘Rabbinize iman edin’ diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla. Kötülüklerimizi ört. Canımızı iyilerle beraber al.” (Al-i İmran/193)

“Rabbimiz! Senin indirdiğine iman ettik ve Peygamber’e uyduk. Artık bizi (hakikate) şahitlik edenlerle beraber yaz.”(Al-i İmran/53)

 

Batıla uymanın sebebi ise insana doğruyu bulması için verilmiş olan nimetleri Allah’tan gelenler üzerinde kullanmamasıdır. Nitekim;

“Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki yanlarına uğrarlar da onlardan yüzlerini çevirerek geçerler.”(Yusuf/105)

İnsanoğlunun yüz çevirdiği hakikatlerden bir tanesi de yaratılışı üzerinde düşünmemektir. Yaratılışına dair sorması gereken soruları sormamasıdır. Muazzam bir denge ile yaratılmış olmasının üzerinde düşünememesi ve kendisine bahşedilmiş olan hayat nimetinin biteceğini bilmesine rağmen ibret almaması batıl tarafından işgal edilmesiyle sonuçlanmıştır. Çünkü insan yaratılışına dair sormuş olduğu sorularda öyle cevaplar alacaktır ki almış olduğu bu cevaplar batıldan kurtulmasıyla beraber batılın ne olduğunu öğrenmesine sebep olacaktır. Sorması gereken bu sorulardan birkaç tanesi ise şunlardır; Nereden geldim? Ne yapmalıyım? Nereye gidiyorum?

Misak aleminde söz verdiğini bu sorulardan aldığı cevap ile öğrenen insanoğlu imtihan için gönderildiği dünyada kendisinin sapıtması için çalışan bir düşmanını fark edecektir. Şurası bir hakikattir ki bir düşmanının olduğunu fark etmek yeterli olmayacaktır. Onu iyi tanımaz hamlelerinden haberdar olmazsa onun hışmına uğrayacaktır. Peki onun hile ve hamleleri nelerdir ve insan onun hışmına nasıl uğrar.

“İblis, “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım” dedi.”(Hicr/39-40)

“Şeytan dedi ki: “(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım. “Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden (kimse)ler bulamayacaksın.”
“(Araf/16-17)

Şeytanın hamleleriyle başbaşa kalmış bu kimse peygamberin davetine icabet edemeyecektir. Zaten batıl ehli olmanın sebeplerinden biri de peygamberin davetine icabet etmemektir. Peki peygamberin davetine icabet etmemelerinin sebebi nedir?

“Eğer (bu konuda) sana cevap veremezlerse(icabet etmezlerse), bil ki onlar sadece kendi nefislerinin arzularına uymaktadırlar. Kim, Allah’tan bir yol gösterme olmaksızın kendi nefsinin arzusuna uyandan daha sapıktır. Şüphesiz Allah, zalimler toplumunu doğruya iletmez.”(Kasas/50)

“Hiç kuşkusuz bu Kur’an’ın içerdiği gerçek son derece açıktır. Bu dinin ileri sürdüğü kanıt ise herkesin görüp anlayabileceği şekilde ortadadır. Kendi hevası arzusu engel olmadığı sürece bu gerçeği öğrenen birisi onu benimsemekten kaçınmaz. Şu halde ortada bir üçüncüsü bulunmayan iki yol vardır. Ya içtenlikle gerçeği benimsemek, arzu ve ihtirastan kurtulmak (bu durumda iman etmek, kayıtsız şartsız teslim olmak kaçınılmaz olur) ya da gerçeğe karşı direnmek arzu ve ihtiraslara uymak. Bu ise gerçeği yalanlamak ve bedbaht bir hayatı tercih etmektir. Yoksa kendi ihtiraslarına uyan art niyetli kişilerin öne sürdükleri gibi inanç sisteminde bir kapalılık söz konusu değildir. Sunulan belgelerin zayıf olduğuna yahut delillerin yetersiz olduğuna ilişkilerinin geçerli bir dayanağı ve inandırıcı bir delili yoktur.

“Eğer sana cevap veremezlerse bil ki, onlar keyiflerine uyuyorlar.”

Bu kadar kesin ve bu kadar açık. Bunu Allah söylüyor. Reddetmek ya da yorum yapmak söz konusu olamaz. Bu dinin çağrısına olumlu karşılık vermeyenler, hiçbir mazeretleri bulunmayan art niyetli kimselerdir. Hiçbir gerekçeleri mazeretleri olmayan ve gerçeği örtbas eden ahmak akılsız kimselerdir. Onlar açık ve anlaşılır gerçekten arzularına, ihtiraslarına uyuyorlar.

“Allah’dan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir.”

Bu durumda onlar zalim ve azgın kimselerdir:

“Elbette Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.”

Bu ayet Kur’an’ı anlayamadıklarını, bu dini bütünüyle kavrayacak bilgiye sahip olmadıklarını ileri sürerek; kendilerini mazur göstermeye çalışanların yollarını tıkamaktadır. Buna göre bu Kur’an kendilerine ulaşır ulaşmaz, bu din kendilerine sunulur sunulmaz önlerine bir kanıt serilmiş demektir. Hevesini ihtirasını önder edinip ona uyandan başkası bu açık ve anlaşılır gerçekten yüz çeviremez.” (Seyyid Kutub)

VELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

TEVFİK ALLAH (CC)’TANDIR…

SELAM VE DUA İLE…

[1] Müslim, Taharet 1; Tirmizi, Daavat 86

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.