sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolar
Kur'an Dinle
Sesli Makale

ANCAK MÜMİNLER KARDEŞTİR

ANCAK MÜMİNLER KARDEŞTİR
10.06.2017
0
A+
A-

Hamd Alemlerin Rabbi Rahman Rahim din gününün sahibi insanları hesaba çekecek ve herkese hak ettiği karşılığı verecek olan Allah cc mahsustur. Salat ve Selam Müminlerin önderi ve örneği Hz Muhammed (s.a.v )e aline , yetiştirmiş olduğu sahabesine ve onları takip edenlerin üzerine olsun inşallah.

İslâm dininde kardeşlik, bütünüyle akide temeline dayanmaktadır. Allah (c.c), Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah’tan korkup sakının; umulur ki esirgenirsiniz.” (Hucurat, 49/10).

Kur'an Dinle

Âyet-i kerimeden de açıkça anlaşılacağı üzere, ancak iman bağıyla biraraya gelenler kardeş olarak kabul edilmektedirler. Buna göre yeryüzünün neresinde yaşıyor olurlarsa olsunlar, hangi dili konuşuyor olurlarsa olsunlar, hangi kavme mensup olurlarsa olsunlar veya hangi renge sahip olurlarsa olsunlar, bütün müminler kelimenin tam anlamıyla birbirlerinin kardeşleridirler, yani birbirlerinin sadik dostlarıdırlar. Bu kardeşler kendi aralarında apayrı bir topluluk oluştururlar. Kendi akidelerine saldıran veya imana karşı küfrü tercih eden kimselere -kendilerine ne kadar yakın olurlarsa olsunlar- asla sevgi beslemezler; bu anlamda sadece akide kardeşliğini esas tutarlar; Rabblerinin şu mealdeki uyarılarını asla unutmazlar:

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluk bulamazsın ki onlar Allah’a ve Rasûlüne karşı başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar ister, babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir.” (Mücadele, 58/22);

“Ey iman edenler, eğer imana karşı küfrü sevip tercih ediyorlarsa, babalarınıza ve kardeşlerinizi veliler edinmeyin. Sizden kim onları veli edinirse, işte zulme sapanlar bunlardır.” (Tevbe, 9/23)

Kuşkusuz mümin gönülleri en sağlam ve köklü bir biçimde bağlayan bağ, iman ve takva esasından kaynaklanan kardeşlik bağıdır. Bu, Cenab-ı Allah’ın müminlere bahşettiği en güzel nimetlerden biridir. Âyet-i kerimede bu durum şöyle ifade edilmektedir:

Sesli Makale

“Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı yapışın. Dağılıp ayrılmayın ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz, O kalplerinizi birleştirmişti.İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz.Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarındaydınız O sizi oradan kurtarmıştı.İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.’’

Yüce Rabbimiz bizlere, cahiliyye döneminde birbirlerine düşmanlıklarıyla ün salmış evs ve hazreç kabilesine mensup fertleri ,iman bağıyla nasıl kardeşler haline getirdiğini hatırlatmaktadır. Evet kardeşlik ,Tevhid bağından doğan kardeşlik ve kardeşliğin gerektirdikleri..Kardeşlik akdi tıpkı eşlerin arasındaki nikah akdi gibi iki kimse arasında ki bir bağdır.Nikah ,yerine getirilmesi farz olan bir takım hakları gerektirir ki, bu hakları nikahın hakkı olarak yerine getirmek mutlaka lazımdır.İşte kardeşlik akdi de böyledir.Bu bakımdan kardeşinin senin üzerinde ,malında ,bedeninde ,dilinde ,kalbinde hakkı vardır.Onu affetmek,ona duada bulunmak,ona karşı samimi,dürüst ve vefakar olmak,kolaylık göstermek,tekellüf ve teklifi terk etmek de senin vazifelerindendir. Rasulullah(s.a.v) şöyle buyurmuştur: “iki kardeşin misali,iki elin misali gibidir.Biri diğerini yıkar.”Rasulullah(s.a.v)iki kardeşi el ile ayağa değil de iki ele benzetmiştir. Çünkü iki el aynı maksat için yardımlaştıkları gibi kardeşler de öylece yardımlaşırlar.Kardeşlikleri ancak aynı hedef için birleştiği zaman mükemmelleşir.onlar her hallerinde tek bir kişi gibi hareket ederler.Böyle olmaları onların sıkıntıda da ,genişlikte de ortak olmalarını hatta arkadaşını nefsine tercih etmelerini gerektirir.

Kardeşlerin mal ile yardımlaşmalarının üç mertebesi vardır:

1.Mertebe:Müslümanın malının fazla kısmıyla kardeşinin ihtiyacını karşılamasıdır ki bu durum kardeşlikteki yardımlaşma derecelerinin en düşüğüdür.

2.Mertebe:Müslüman kardeşini nefsin ile eşit tutman,malında sana ortak olmasına rıza göstermendir.Onu kendi nefsinin yerine koymalı ve gerektiğinde malının yarısını ona vermeye razı olmalısın. Hasan Basri(r.a) şöyle demiştir: “Bizden önceki Müslümanların her biri peştamalını ortadan ikiye böler,bir kısmını kendi kullanır diğer kısmını da kardeşine verirdi.”

3.Mertebe:Müslüman kardeşin ,kendi nefsine tercih etmen ve onun ihtiyacını kendi ihtiyacından önce gidermendir.Bu derece sıddıkların derecesidir. Birbirini Allah için sevenlerin mertebelerinin en üstünüdür. Bu mertebenin neticelerinden biri de kendi canını kardeşinin canına feda etmendir..  Rivayet edildiğine göre zahidlerden bir topluluk halifeye ihbar edildi. Halife boyunlarının vurulmasını emretti. O grubun içinde Ebul Hasan Nusi de vardı.Bu zat, bütün arkadaşlarından önce celladın önüne çıktı ki ilk öldürülen kendisi olsun. Kendisine neden böyle yaptığı sorulduğunda ise “Ben kardeşlerimi kendi nefsime tercih etmek istiyorum” diye cevap verdi. Onun bu cevabı , kurtuluşlarına vesile oldu ve hepsinin hayatı bağışlandı..Meymun  b. Mihran “Kardeşlerini kendi nefsine tercih etmeyenler gitsin de kabirdekilerle arkadaşlık yapsın.”demiştir. Yalnız dünyalık için olan kardeşlik, dindar kimseler nezdinde kesinlikle muteber değildir. Kardeşliğin en yüksek mertebesine gelince ise Allah cc. Mümin kullarını onunla vasıflandırmış ve şöyle buyurmuştur: “Size verilen, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da infak ederler.”(şura/36-38) Onlar, mallarını ayrılmayacak derecede birbirine katmışlar ve yüklerini kardeşlerinin yükünden ayırmamışlardır. Selef-i Salihinden bazıları “Benim pabucum” diyerek pabucu kendi nefsine izafe eden kimselerle kardeşlik yapmazdı.

Rasulullah (s.av) Abdurrahman b. Avf ile Sad b. Rebi’i kardeş yaptığı zaman Sa’db.Rebi malının tümünü kardeşi Abdurrahma’a hibe etti. Bunun üzerine Abdurrahman “Allah c.c mübarek etsin !”diye dua ettikten sonra malı ikiye böldü ve yarısını Sad’a verdi. (Buhari) Sad’ın yaptığına isar yani kardeşini kendi nefsine tercih etmek,Abdurrahman’ın yaptığına ise müsavat denir ki isar, müsavattan daha üstündür.

Ebu Süleyman Darani şöyle demiştir: “eğer bütün dünya benim olsaydı,ben o dünyanın tamamını kardeşlerimden birine versem yinede onu kardeşime az görürdüm.” Ayrıca o şöyle de demiştir: “Ben kardeşlerime yedirdiğim lokmanın tadını kendi boğazımda hissederim.”

Kardeşlere yapılan infak, fakirlere verilen sadakadan üstün olduğu için Hz Ali (r.a) şöyle demiştir: “Muhakkak ki, Allah yolundaki kardeşime verdiğim yirmi dirhem, miskinlere sadaka olarak verdiğim yüz dirhemden daha sevimlidir.” Başka bir rivayette ise şöyle demiştir: “Bir kap yemek yapıp kardeşime ikram etmeyi bir köleyi azad etmeye tercih ederim.” Kardeşlerini nefislerine tercih eden bu kimselerin örnek aldıkları şahsiyet şüphesiz ki Rasulullah (s.a.v)idi. Örneklerden de anladığımız dinimiz kardeşlik hukukuna bu denli önem verirken bu günün sözde Müslümanlarıyla kıyasladığımızda  dünyanın değişik yerlerinde islam adına din adına sadece RABBİM ALLAH’TIR dedikleri için işkencelere, eziyetlere maruz kalıp ırzlarına namuslarına dokunulan diğer Müslümanları gördüklerinde “ Aman bize dokunmayan yılan bin yaşasın. Aman bizim rahatımız kaçmasın” telkinlerinde bulunanların ne dini ne islamı nede kardeşliği anladıkları bırakın anlamayı bu kavramlarla uzaktan yakından alakalarının olmadığını görebilmekteyiz. Oysa Allah cc. Kitabı keriminde en sevdiği, razı olduğu ameli saf suresi 4. Ayeti kerimesinde “Muhakkak ki Allah en çok kendi yolunda kurşunla kaynatılmış bir binanın tuğlaları gibi birbirlerine saf saf bağlanarak çarpışanları sever.”  Ayeti ile bildirmektedir. Yani ilayi kelimetullah uğrunda Allah’ın dini uğrunda birbirleriyle kenetlenip bir elin kaldıramadığı yükü beraberce kaldırmanın gayretiyle bir vücudun azaları bir binanın tuğlaları gibi olanlardan razı olduğunu bildirmektedir.  Müslüman kardeşinin eline diken batsa onun acısını yüreğinde hisseder. Kendi yiyeceği bir lokması olmadığı halde kardeşinin karnını doyurmanın mücadelesini verir ki biz bunu o kutlu ashabı kiramda görmekteyiz. Allah cc onların bu hallerinden razı olduğunu Haşir suresi 9. Ayeti ile bildirmiştir. “Daha önce Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenler karşısında içlerinde bir kaygı duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, göç eden yoksul kardeşlerini öz canlarına tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar başarıya erenlerdir.”.

Allah cc bizlere bu şuura varabilmeyi nasip etsin . HAKKA SIMSIKI SARILIP BATILDAN BÜSBÜTÜN UZAK DURAN KULLARINDAN OLMAYI NASİP EYLESİN..AMİNN…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.