MENÜ

YA VARSA!

535 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
YA VARSA!

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

 Hamd  bizlere her türlü nimeti bahşeden ALLAH(CC)’a mahsusdur. Salat ve selam bizlere örnek ve önder olan Resulüne(s.a.v.), aline ve ashabına olsun.

Günümüzün en büyük hastalıklardan bir tanesi de dünya sevgisi hastalığıdır.Bunun en büyük sebebiyse Allah’ın er-Rezzak sıfatının unutulması ve şeytanın aldatmasına kanılmasıdır. Bununla alakalı ayetler olduğu gibi bu konuda bir çok hadis ve alimlerimizin sözleri vardır.Fakat ben burada bir sahabenin kendisinden nasihat isteyen birine nasihatinden bahsedecek ve konuyu bunun üzerinden anlatmaya çalışacağım ;Sahabe her konuda ümmeti Muhammed’e örnek olmuş ve olmayada kıyamet günü kadar devam edecektir.

Şu yaşamış olduğumuz hayatta çok farklı insanlar vardır; Okurlar tefekkür etmezler, dinlerler akletmezler ,nice olaylar duyarlar ibret almazlar,kendilerine gönderilen kitabı okurlar , içindeki emir ve nehiyleri yerine getirirler , gece gündüz zikir çekerlerde asla bir haz almazlar.Böyleleri gibi olmamak için yani kaybetmemek ve ziyan etmemek için ,verilecek olan nasihatli kıssayı iyi anlamaya çalışmakla beraber yaşamak için iyi kulak verelim.
Başkomutanımız Hz. Muhammed (sav)’İ yol arkadaşı ashabın ileri gelenlerinden Ebu’d Derda (ra)’nın hayatının içine dalalım ve hastalıklı kalbimize bir şifa bulmak için kendisine soru soran  kişiye nasihat
ve tavsiyelerini dinleyelim;

“Günlerden bir gün bir zat, Ebu’d-Derda radıyallahu anh’ın huzuruna geldi. Şöyle dedi:

– Kalbimde dünya sevgisi hastalığı var. Gönlüm karma karışık. İbadetlerimden bir haz alamıyorum.

Ebu’d-Derda radıyallahu anh:

– Bu, kalbî hastalıkların en büyüğüdür. Tedavi etmezsen sonunda korkulur, dedi ve şu tavsiyede bulundu:

Hastaları ziyaret et,
Cenaze namazlarını kıl,

Kabir ziyaretlerine devam et.

O kişi bu nasihat üzerine denilenleri yaptı. Sık sık hasta ziyaretinde, cenaze namazlarında bulundu. Kabristanlarda dolaştı. Günlerce oralarda oturup kalktı. Fakat kendisinde hiçbir değişiklik olmadı. Dünya sevgisini kalbinden atamadı.

Ebü’d-Derda radıyallahu anh’ın huzuruna çıktı.

– Ya Ebu’d-Derda! Dediklerinin hepsini eksiksiz yerine getirdim.

Günlerce hastaları ziyaret ettim.

Cenaze namazları kıldım.

Kabristanları mesken tuttum.

Gel gör ki, bende hiçbir değişiklik olmadı. Kalbimdeki dünya sevgisi, dünya endişesi zail olmadı, diye yakındı.

Ebu’d-Derda radıyallahu anh şöyle dedi:

– Denilenleri yaptın ama tefekkür etmedin. İbret almadın. Var git, denilenleri şöyle yap:

Hastanın yanına varınca, nefsine dön. ‘Ey nefis! Şu yatakta yatan hasta sen olduğunu kabul et. Çünkü bir gün sen de güçten düşmüş bir vaziyette, mecalsiz bir halde yatağa mahkum olabilirsin. Durum bu olunca şu dünya telaşı nedendir? Neden endişe edersin? Kalbindeki dünya sevgisini niçin söküp atmazsın?’ diye nefsine nasihat et.

Cenaze namazı kılmaya vardığın zaman nefsine şöyle hitap et:

‘Ey Nefis! İşte tabut. Farzet ki içindeki sensin. “Tabut bir binektir. Ona herkes binecektir.” demişler. Sen de eninde sonunda bu bineğe bineceksin. “Her gelecek yakındır.” derler. Elde ettiğin bunca mal mülk burada kalacaktır. İşte şu cenazeyi görüyorsun. Mal ve mülkünü, evini barkını, oğlunu kızını, hanımını, eşini dostunu, akrabayı teallükatını bırakıp gidiyor. Bunca zaman çalışıp çabalamış, mal yığmış, bir parça bezle, ayak yalın, baş açık geçip gidiyor. Akıbeti ne olacak? Kabre konulunca nasıl karşılanacak? Allah’tan başka kimse bilmez. Ey nefis! Bir gün bu hal senin de başına gelecek. Gel, vakit varken, fırsat elde iken tedarikli ol. Ahiret azığı hazırla. Şu fani dünyanın, fani nimetlerine aldanma.’

Kabristanı ziyarete vardığında, kabirde yatanlara ibretle nazar eyle. Nice kabirler harap olmuş, ne isimleri belli, ne cisimleri. O narin vücutları çürümüş, etleri, derileri, saçları dökülmüş, gören gözleri görmez, konuşan dilleri konuşmaz olmuş. Yılan, çıyan yemiş.

Kırk, elli, seksen, yüz yıl ne yaşadılarsa, hebaen mensura olup gitmiş. Nefs-i emmarelerine uyup dünya yaşantılarını isyan ve tuğyanla geçirenler şimdi bu kabirlerde azap olunuyorlar.

Nefsine dön ve de ki:

‘Ey nefis! İnsafa gel. Hâlâ şu murdar dünyadan usanmadın mı? Niçin Mevlâ’na muhabbet etmezsin? Bir gün senin de bu kabre gireceğini, eninde sonunda bunun senin de başına geleceğini düşünmez misin?

Şu anda kabirde yatanlar, toprak olanlar, bir zamanlar senin gibi dünyada yerler, içerler, alırlar, satarlardı. Giyinir, kuşanırlardı. Güler, oynarlardı. Kendilerine toz kondurmazlardı.

Bak şimdi kara toprak olmuş yatıyorlar. Evlerini, barklarını, cemaatlerini koyup gitmişler. Her biri ayrı ayrı çukurlarda yalnız başına yatmaktalar. Amelleri ile başbaşa kalmışlar.

Ey nefis! Bir gün seni de getirecekler. Bu çukurda amellerinle başbaşa kalacaksın.

Ey nefis! Kalbinden dünya muhabbetini at. Salih ameller işle. Ölüm gelip çatmadan, mezara konulmadan, yılan, çıyan başına üşüşmeden, o gün için hazırlan.’

Dediklerime dikkat et.

Hastaları ziyaret ederken,

Cenaze namazı kılarken,

Kabristanı ziyaret ederken,

Şu anlattıklarım gibi yap. Tefekkür et. İşte o zaman gönlün nurlanır. Yaptığın ibadet ve taatten haz alırsın. Bu defa o adam Ebu’d-Derda radıyallahu anh’ın dediği şekilde yaptı. Muradına erdi. Kalbinden dünya sevgisi çıkıp gitti. Kalbi itminana erdi. Büyük bir mutlulukla Ebu’d-Derda radıyallahu anhın huzuruna çıktı.

Ya Ebu’d-Derda! Dediklerini yaptım. Hasta gönlüme şifa buldum. Allah senden razı olsun, dedi.”

Hayat rehberimizde bizden istenilen dünyayı terk ahirete yöneliştir;

Hayır siz, dünya hayatını seçip üstün tutuyorsunuz.

 Ahiret ise daha hayırlı ve daha süreklidir. (A’la 16-17)

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Kişiye vaiz olarak ölüm kâfidir.” buyurmaktadır.

Veysel Karâni hazretleri de:

“Ölümü, yatınca yastığının altında, kalkınca da karşında bil.” demektedir.

Gelin şimdi bu nasihatten sonra bir tefekkür edelim ve niçin gönderildiğimizi tekrar hatırlayalım ve neresi için çalışmamız gerekiyorsa o tarafa ağırlık verelim.

Umuyorum ki! Bizlerinde hayatında o soruyu soranın hayatında olan değişiklik olacaktır.
Sözümüzün başı olduğu gibi sonu da alemlerin Rabbi olan ALLAH (CC) hamddır.
VELHAMDULİLLAHİ RABBİL ALEMİN.

 

Musab YILMAZTüm Yazıları
Yorum Yaz