sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolar
DOLAR
15,8769
EURO
16,8435
ALTIN
942,56
BIST
2.372,35
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
23°C
Ankara
23°C
Açık
Cumartesi Açık
26°C
Pazar Hafif Yağmurlu
19°C
Pazartesi Az Bulutlu
20°C
Salı Az Bulutlu
23°C

ÜMMÜ RUMAN (R.ANHA)

26.04.2022
0
A+
A-

                                                               BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

HAMD ALEMLERİN RABBİ RAHMAN RAHİM OLAN ALLAH AZZE VE CELLE’YE SALAT RASULULLAH (S.A.V)’E SELAM O’NA TABİ OLAN TÜM MÜMİNLERE OLSUN. İNŞAALLAH

Ümmü Rumân (r.anha) Serat’tan Mekke’ye gelmiştir. Asıl adı Zeynep’dir. Babası Âmir ibni Uveymir’dir. Önce Hâris el- Esedi ile nikâhlandı. Bu evlilikten Tufeyl adında bir oğlu oldu. Hâris, Hz. Ebû Bekir (r.a)’ın yakın arkadaşı idi. Mekke’de vefat edince Ümmü Rumân Hz. Ebû Bekir (r.a) ile evlendi. Abdurrahman ile Hazreti Âişe bu anneden dünyaya geldi. Ümmü Rumân İslâm’ın ilk günlerinde müslüman oldu. Müşriklerin işkencelerine karşı kocası Hz. Ebû Bekir (r.a) ile birlikte direndi. Birbirlerine mânevi destek oldu. Allah yolunda karşılaştığı bütün sıkıntılara sabretti. Hâlinden hiç şikayet etmedi.

İki Cihan Güneşi Efendimiz Hz. Ebû Bekir (r.a)’ı kendine can kardeş bilmişti. İslâm’ın yayılması hususunda onunla iştişare ederdi. Müslümanların dertlerine birlikte hal çâresi arardı. Zulum ve işkence gören ashâbını kurtarmak için gayret sarfederdi. Bu vesile ile Hz. Ebû Bekir (r.a)’ın evine sık sık gelir onunla görüşürdü. Ümmü Rumân (r.anhâ), Rasûlullah (s.a)’ın bu geliş gidişiyle evini şereflendirmesinden pek memnun olurdu. Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimize candan hizmet ederdi. Davranışlarıyla edeb ve hürmette kusur etmemeye çalışırdı.

İslâm’ın ilk yılları zor ve çileli geçmekteydi. Allah ve Rasulüne iman edenler sabrı kuşanmıştı çünkü rabbimiz her halükarda müminlere sabrı kuşanmalarını emir buyurmuştu. Ve onlar biliyorlardı ki Allahın yardımı sabredenlerle beraberdi.

153- Ey îmân edenler, sabır ve namazla (Allah’dan) yardım isteyin. Şüphesiz ki Allah, sabredenlerle beraber­dir.

Allah Teâlâ şükür etmek gerektiğini buyurduktan sonra, sabrı açıklamaya başlıyor ve sabır ve namazla yardım dileme yollarını gösteriyor. Kul; ya bir nimet içerisinde bulunacaktır ki ona şükretsin. Ve­ya bir imkânsızlık içerisinde bulunacaktır ki ona sabretsin.

Nitekim hadîs-i şerifte şöyle buyurulur: «Ne garîbtir, mü’minin hali ki; Allah onun için ne hüküm verirse muhakkak bu kendisi için hayırlıdır. Ona bir bolluk gelecek olursa buna şükreder ve bu kendisi için hayır olur. Bir sıkıntı değecek olursa, buna sabreder ve bu kendisi için hayırlı olur.»

Kulun musibetlere dayanabilmek için yardım isteyebileceği en geniş kaynak sabır ve namazdır. Bunun için Allah Teâlâ «Sabır ve na­mazla yardım isteyin» buyuruyor. Hadis-i şerifte de zikredilir ki: Ra-sûlullah (s.a.) bir şeyden dolayı sıkıldığı zaman namaz kılardı

Sabır iki kısımdır. Bir kısmı haramları ve günâhları terketmek, diğeri de Allah’a itaat ve iyi ameller işlemek için sabırdır. İkinci tür sabır sevâb bakımından daha fazla sevâbtır. Çünkü asıl kasdedilen bu­dur. Nitekim Abdurrahmân İbn Zeyd İbn Eşlem der ki: Sabır iki ko­nudadır. Birisi ruhlara ve bedenlere ağır da gelse Allah’ın hoşnûd ola­cağı şeylere sabırdır. Diğeri de arzu ve istekler ona tutkun olsa da Al­lah’ın hoşlanmadıklarına karşı sabırdır. Kim bu durumda olursa o kimse Allah’ın izniyle kendisi selâmete ermiş olan sâbirîn zümresindendir.

Kurtubi; Sabır iki. türlüdür: Allah’ın masiyetine karşı sabır. Böyle bir kişi mücahid demektir. Allah’a itaate karşı sabır. Böyle bir kişi de abid demektir. Kişi hem Allah’ın masiyetine karşı sabreder, hem Allah’a itaat üzre sabrederse yüce Al­lah ona kaza ve kaderine razı olmak meziyetini kazandırır. Bu rızanın alâ­meti ise nefsin karşı karşıya kaldığı hoş olmayan ve sevilen şeylere karşı kal­bin sükûnetini koruması, huzurunu bozmamasıdır.

Hazreti Hatice radıyallahu anhâ annemizin vefatından sonraki günlerdi. Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimiz’e Hz Âişe ile evleneceği vahy edilmişti. Fakat bunu kimseye açmamıştı. Bir gün İki Cihan Güneşi Efendimiz bu bahtiyar aileyi ziyarete gitmişti. O zaman Ümmü Rumân (r.anhâ)’ya:

“Âişe’yi koruyup ona iyi muâmele etmenizi tavsiye ederim.” buyurdu. Ümmü Rumân (r.anhâ) zeki bir hanımdı. Rasûlullah (s.a)’ın bu tavsiyesinde mutlaka bir hikmetin bulunduğunu tahmin etmişti. Fakat ne olduğunu kestirememişti. Bundan böyle kızı Âişe üzerine daha çok titremeye başladı. Ona daha çok ihtimam gösterdi. Eğitim ve terbiyesi ile yakınen ilgilendi. Onun olgun bir hanımefendi olarak yetişmesi için son derece titiz hareket etti.

Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimiz yine bir gün Hz. Ebû Bekir (r.a)’nın evine ziyarete gelmişti. Hz. Âişe’yi ağlar vaziyette buldu. šefkat ve Rahmet Peygamberi Efendimiz yanına yaklaştı ve niçin ağladığını sordu. O da annesi yüzünden ağladığını söyledi. Bunun üzerine Efendimiz Ümmü Rumân (r.anhâ)’ya döndü ve sitemle:

“Ben sana Âişe’ye iyi davranmanı söylememiş miydim?” buyurdu. Ümmü Rumân (r.anhâ) mahcubiyet içerisinde artık ona daha yumuşak davranacağına dâir söz verdi. İki Cihan Güneşi Efendimiz’in Âişe’ye karşı şefkat ve titizliğinin hikmetini biraz daha yakinen anlamaya başladı. Kızının ilerde İslâm’a büyük hizmetler yapacağına inancı arttı. Ona artık bir çocuk gibi değil genç olgun bir evlâd gibi hareket etti. Hz. Hatice annemizin vefatından sonra Osman İbni Maz’un (r.a)’ın hanımı Hz. Havle (r.anhâ) Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimiz’e gelerek Hz. Aişe ile nikâhlanması teklifinde bulundu. Efendimiz peki diyerek kabul etti ve onu dünür olarak gönderdi. Havle (r.anhâ) bu bahtiyar âileye geldi ve Âişe (r.anhâ)’nın annesine:

-“Ey Ümmü Rumân! Allah’ın sana hayır ve bereketten ne verdiğini biliyor musun?.” dedi. O da merakla:

-“Nedir o ?” dedi. Havle (r.anhâ) heyacanlı heyacanlı:

-“Rasûlullah (s.a) beni Âişe’ye dünürlük için gönderdi.” dedi. Ümmü Rumân bu habere çok sevindi. Fakat birden cevap veremedi. Birazdan Ebû Bekir gelir diyerek teklifi ona yapmasını istedi. Bir müddet sonra Ebû Bekir (r.a) geldi. Havle (r.anhâ) bu müjdeyi ona da verdi. Rasûlullah (s.a)’e kayınpeder olmak büyük şerefti. Ebû Bekir bunun bilincinde idi fakat:

“O kardeşinin kızıdır, uygun olur mu? dedi” Havle (r.anhâ) bu şüpheyi ortadan kaldırmak için Rasûlullah (s.a)’e koştu. Durumu arz edince Efendimiz:

“Git ona söyle! O benim din kardeşimdir. Kızı bana uygun olur. (Helâldir)”de dedi. Havle (r.anhâ) bu cevabı getirince Hz. Ebû Bekir (r.a) büyük bir memnûniyetle teklifi kabul etti. Rasûlullah (s.a)’e sıhri yönden de  akraba olmayı kendine şeref bildi. Böylece Resûl-i Ekrem (s.a) ile Hz. Âişe (r.anhâ) nişanlandılar. Bir anne-baba olarak bundan böyle Hz. Ebû Bekir ve âilesi Ümmü Rumân (r.anha) kızları Hz. Âişe (r.anhâ)’ya daha dikkatli, titiz davranmaya çalıştılar. Onu Rasûlullah (s.a)’e eş olabilecek şekilde yetiştirmek için gayret ettiler. Söz ve davranışlarına önem verdiler. Terbiyesinin ve becerisinin en güzel şekilde olmasına ihtimam gösterdiler.

Bu arada Allah Teâlâ, Rasûlullah (s.a) Efendimiz ile Hz. Ebû Bekir’e Medine’ye hicret izni verdi. Üç kişilik bir hicret kervanı gizlice Mekke’den çıktılar. Çileli bir yolculuktan sonra Medine’ye ulaştılar. Ev halkı Mekke’de kaldı. Bir kaç gün geçince geride kalan aile efradını getirmenin yollarını aradılar. Resûl-i Ekrem (s.a) evlâtlığı Zeyd ibni Hârise (r.a)’ı, Hz. Ebû Bekir (r.a)’da oğlu Abdullah’ı bu iş için vazifelendirdi. Küçük bir kafile teşkil edip tekrar Mekke’ye döndüler. Vakit kaybetmeden müminlerin annesi Sevde binti Zem’a (r.anhâ), Hz. Fâtıma, Ümmü Rumân ve Hz. Âişe’yi alarak Medine’ye doğru yola koyuldular. Bir ara Hz. Âişe ve annesini taşıyan deve huysuzlaştı ve kaçar gibi oldu. Ümmü Rumân (r.anhâ) buna çok üzüldü. Başına bir felâket gelirse Rasûlullah (s.a)’e ne cevap verecekti? Kendi kendine: “Eyvah kızcağızım ! Eyvah gelinciğim!” diye çırpınmaya başladı. Biraz sonra Allah Teâlâ deveyi sâkinleştirip geri döndürdü. Onları selâmete kavuşturdu. Bir daha da böyle bir sıkıntı yaşanmadı. Sağlık ve sıhhat içinde geride kalan âile efradı hep birlikte Medine’ye ulaştı.

Ümmü Rumân (r.anhâ) Mekke’de olduğu gibi, Medine’de de Hz. Ebû Bekir (r.a)’ın İslâmi çalışmalarında en yakın desteği oldu. Rasûlullah (s.a)’e nişanlı bulunan kızı Âişe’ye kuracağı yuvanın mükellefiyetlerini öğretmeye gayret etti. Ona karşı nasıl davranması gerektiğini anlattı. Hizmetlerinde ne derece hassas ve dikkatli olması, nâzik ve gönül alıcı davranması lâzım geldiğini hatırlattı. Bu hassasiyetleri ona sık sık tekrarlayarak sevgili kızı Âişe’yi evliliğe hazırladı. ševval ayının içinde düğünleri yapıldı. Böylece Ümmü Rumân (r.anhâ) Allah Rasûlüne kayınvalide olma şerefine erdi. O, Rasûlullah (s.a)’e kayınvâlide olma şerefine nâil olduğu için dâima Allah’a şükreder, kendini en mesud, en bahtiyar bir anne sayardı. İki Cihan Güneşi Efendimiz de ona çok hürmet ederdi. Bir evlâdın annesine nasıl davranması gerekiyorsa öyle davranırdı. Ona karşı çok edeb ve saygı gösterirdi. Onun hakkında:

“-Kim Cennet hûrilerinden birine  bakmaktan hoşlanırsa Ümmü Rumân’a baksın.” buyurmuştur. Ümmü Rumân (r.anhâ) ibadete düşkün bir hanımdı. Çok namaz kılardı. Bir gün namaz kılarken biraz sallanmıştı. Hz. Ebû Bekir (r.a) onun namaz kılarken sallanmasını uygun bulmadı. Namaz bittikten sonra kendisine Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimizin şu hadisini nakletti.

“Sizden biriniz namaza durduğu zaman herhangi bir yerini kıpırdatmasın. Yahudiler gibi de sallanıp durmasın, zira dimdik durup sağa sola kıpırdamamak, namazı tamamlayan şeylerdendir.”

Ümmü Rumân (r.anhâ) ömrünü Allah ve Rasûlüne teslimiyetle geçirdi. Hicretin altıncı yılında Medine-i Münevvere’de vefat eyledi. Defin işiyle bizzat Rasûlullah (s.a) Efendimiz ilgilendi ve kabrine kendisi indirdi. Onun hakkında mağfiret dileyip şöyle dedi:

“Allahım ! Senin ve Rasûlün yolunda Ümmü Rumân’ın neler çektiği Sana gizli değildir.” buyurdu. Rabbim onlardan razı olduğu gibi bizlerden de razı olsun inşaAllah.

VELHAMDULİLLAHİ RABBİL ALEMİN.

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.