MENÜ

TEVBENİN GÜZELLİĞİ

135 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
TEVBENİN GÜZELLİĞİ

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

 Hamd Alemleri yoktan var eden ve idare eden kayıtsız şartsız Hakimiyet yetkisine sahip olan Allah Celle Celalühü ya mahsustur. Salat ve selam Alemlere Rahmet olarak gönderilen son Resul Hazreti Muhammed’e (sav) O’nun, Aline, Ashabına gayesi Allah’ın rızası derdi Allah’ın davası olan tüm Mü’minlerin üzerine olsun inşaAllah.

 

Tevbe kadın erkek her Müslümana vaciptir. Allah şöyle buyurur;

 

“ Ey iman edenler samimi bir Tevbe ile Allah’a Tevbe edin umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi O’nunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi içlerinden ırmaklar akan Cennetlere sokar. Onların önlerinden ve sağlarından amellerinin nurları aydınlatıp gider de ey Rabbimiz nurumuzu bizim için tamamla bizi bağışla çünkü sen her şeye kadirsin derler.”(Tahrim 8)

 

Ayette geçen Tevbe edin emri vücup içindir. Yine Allah şöyle buyurur;

 

“Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar fasıkların yoldan çıkan kimselerin ta kendileridir.” (Haşr 19)

 

Kulların Allah’ı unutması ona verdikleri ahdi unutmaları gönderdiği ilahi kitabı bir kenarı atmalıdır. Allah’ın onlara kendilerini unutturması ise Allah’a verdikleri ahdi Kur’an-ı Kerim’i bir kenarı atan kimselere içinde bulundukları hali unutturması ve bu sebeple içinde bulundukları kötü durumdan çıkıp hayırlı ameller işleyecek anlayıştan mahrum olmaları demektir. Sevgili Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor kim Allah’a kavuşmaktan hoşlanırsa Allah da ona kavuşmaktan hoşlanır. Kimde Allah’a kavuşmaktan hoşlanmazsa Allah’ta ona kavuşmaktan hoşlanmaz. Ayeti Kerimede geçen “onlar fasıkların ta kendileridir” cümlesi ile kastedilen kişiler Allah’a verdikleri ahdi bozar ve günah işlemeye tabii bir yol haline getirerek Hidayet, Rahmet ve Mağfiret yolunu kaybetmiş kimselerdir. Ey Mü’min kardeşim o halde sana düşen Allah’ın kabul etmesini umarak ölmeden önce tevbe etmektir. Nitekim Rabbimiz şöyle buyurur;

 

“O kulların tevbesini kabul eden kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.” (Şura 42)

 

Yani tevbe etmeyi kabul etmek sureti ile yaptığınız kötülüklere ceza vermekten vazgeçer Resûl-i Ekrem Sallallahu Aleyhi Vesellem bir hadiste şöyle buyurur;

 

“Günahlarına tevbe eden kişi hiç günah işlememiş gibidir.” Anlatıldığına göre adamın biri her günah işlediğinde, o günahı bir defterine yazar. Yine bir gün bir günah işler ve yazmak için defterini açar fakat günahlarını kaybettiği defterinin sayfalarını da şu ayetten başka bir şey bulamaz;

 

“Ancak tevbe edip iyi davranışta bulunanlar başkadır. Allah’ın onları kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır engin merhamet sahibidir.”( Furkan 70) 

 

Yani şirkin Yerine imanı, günahın yerine affı, masiyetin yerine ibadeti ve taati koyar demektir.Yine anlatıldığına göre Hazreti Ömer (R.A.) bir gün Medine sokaklarında gezerken elbisesinin içinde içki taşıyan bir gençle karşılaşır. Hazreti Ömer (R.A.) gence; “ey delikanlı elbisenin altında ne var” diye sorar. Elbisenin altında şarap bulunmaktadır. Ancak utancından şarap olduğunu söyleyemez. İçinden şöyle dua eder. Allah’ım beni ve Ömer’in karşısında mahcup etme rezaletimi ortaya dökme ayıbımı ört sonra asla içki içmeyeceğim. Bunun arkasından delikanlı şöyle söyler; “Ey müminlerin Emir’i elbisemin altında taşıdığım sirkedir” der. Hazreti Ömer (R.A.); “göster bakayım” deyince delikanlı elbisesinin altındaki şişeyi çıkarır şişenin içindeki gerçekten de sirkedir. Görüyorsun ki kuldan korkusundan dolayı samimiyetle tövbe eden kişinin şişedeki şarabı Cenabı Hakk sirkeye dönüştürdü. Öyleyse hiçbir hayırlı ameli bulunmayan Müflis bir kul samimi olarak tevbe eder ve işlediği günahlarına pişmanlık duyarsa Allah tıpkı şişedeki şarabı sirkeye dönüştürdüğü gibi o kişinin günahlarını da ibadete dönüştürür. Ebu Hureyre radiyallahu anlatır;

 

“Bir gece Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem ile birlikte Yatsı namazını kıldıktan sonra dışarı çıktım. Yolda yürürken önüme bir kadın çıktı. Bana; “ey Ebu Hureyre bir günah İşledim acaba benim için bir Tevbe yolu var mı?” diye sordu. Ben; “işlediğin günah nedir?” diye sordum. Kadın; “Ben zina yaptım, zinadan doğan çocuğumu da öldürdüm.” dedi. Ben de dedim ki; “sen helak oldun, bir canıda helakettin. Vallahi senin için tevbe yolu yoktur.” Bunun üzerine kadın bayılıp yere düştü. Ben de yoluma devam ettim. Sonra giderken kendi kendime; “Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem aramızda dururken ben nasıl da fetva veriyorum?” dedim. Dönüp Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e geldim ve durumu ona haber verdim. Buyurdular ki; “Hem sen mahvoldun, hem de o kadını mahvettin. Allah buyuruyor ki;

 

“Yine onlar ki Allah ile beraber tuttukları başka bir İlaha yalvarmazlar. Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Onları yapan günahının cezasını bulur. Kıyamet günü azabı kat kat artırılır. Ve o azapta alçaltılmış olarak devamlı kalır. Ancak Tevbe edip iyi davranışta bulunanlar başkadır. Onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır. Engin Merhamet sahibidir.” (Furkan 68-70)

 

Şu ayette bulunanlar nerede, senin tutumun nerede. Ey Ebu Hureyre.” Hemen dışarı çıktım ve; “az önce benden bir konuda fetva isteyen kadının yanına beni kim götürecek?” diye sordum. Çocuklar Ebu Hureyre delirmiş diyorlardı. Nihayet kadını buldum ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin verdiği fetvayı kadına bildirdim kadın sevincinden bir çığlık attı ve dedi ki; “benim bir bahçem var onu Allah ve Resulü için sadaka olarak veriyorum” dedi.

 

Et Betul Gulam  adında biri vardı bu kişi günah ve isyan batağına düşmüş kötülük sarhoşlukla meşhur olmuş biriydi. Bir gün Hasan-ı Basri (Rh.A.) meclisine geldi Hasan-ı Basri (Rh.A.) şu ayeti tefsir ediyordu; “iman edenlerin Allah’ı anma ve O’ndan inen Kur’an sebebiyle kalplerinin yükselmesinin zamanı gelmedimi ve onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı onlardan bir çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.” Hasan i Basri (Rh.A.) ayeti tefsir ederken gayet etkili bir vaaz yaptı ve bütün insanları ağlattı aralarında bir genç kalktı ve Ey Mü’minlerin muttakisi “Allah benim gibi fasık ve günahkar birinin tevbesini kabul buyurur mu?” diye sordu. Hasan-ı Basri (Rh.A.); “Evet ey delikanlı Allah Tevbe ettiğin takdirde senin gib isyankar kullarını Affeder.” Et Betul Gulam bu sözleri duyunca benzi sarardı, bütün vücudunu bir titreme tuttu bir nara attı ve bayılarak yere düştü. Ayılınca Hasan-ı Basri (Rh.A.) yanına yaklaştı ve şu beyitleri okudu; “ey arşın Rabbine isyan eden delikanlı bilir misin nedir günahkarların cezası? İsyankarlar için Alevli Ateş, hem Alev sesi, hem öfke, tutuldukları gün onların nasiyesi eğer bu ateşe dayanabileceksen isyan et, değilsen günahları terk et işlediğin günahlar yüzünden kendini rehin verdin. Kurtulmaya çalış.”

 

Bunları dinleyen Utbe daha büyük nara attı ve bayılarak yere düştü ayılınca dedi ki; “ey Üstad, çok esirgeyici olan Allah benim gibi günah batağına batmış birinin tevbesini kabul eder mi?” Hasan i Basri (Rh.A.); “günahkar kulun tevbesine bağışlayıcı Rabden başka kim kabul edilebilir ki?” diye karşılık verdi. Et Betul Gulam sonra başını kaldırdı ve üç dua yaptı birincisi;

 

“Allah’ım eğer tevbemi kabul buyurup Günahlarımı affedersen bana anlama ve anladıklarımı, hıfzımda tutma gücü ver. Böylece Kur’an-ı Kerim’i ve ilim adına duyduğum her şeyi zihnime nakış edeyim.

 

İkincisi;

 

“Ey Allah’ım bana öyle güzel bir ses ihsan eyle ki senin kelamını okuduğum zaman bir kişinin kalbi ne kadar katı olursa olsun yumuşasın o kişi imana gelsin.”

 

Üçüncüsü;

 

“Ey Allah’ım beni helal rızık ile rızıklandır ve beni hiç ummadığım yerden nasiplendir.” Allah bu kimsenin bütün dualarını kabul ettiği ve bu kimsenin anlayışı ve zihnini kuvvetlendirdi. Bu kimse Kur’an okuduğu zaman kraatini duyan her kimse tevbe etti ve bu kimsenin evine her gün bir çömlek çorba ile iki adet somun ekmeği geldi bunların nereden geldiğini hiç kimse bilemedi. bu hali kimsenin ölümüne dek sürdü işte Allah Celle Celalühü kendisine tevbe eden kullarına olan bir lütfudur. Çünkü Allah Celle Celahu güzel amel işleyenlerin ecirlerini asla zayi etmez alimlerden birine sordular acaba bul tevbe ettiği zaman tevbesinin kabul edilip edilmediğini bilebilir mi? O da şöyle cevap vermiştir; “Bu konuda kesin bir hüküm yoktur fakat alametleri vardır.” Bunlar kulun kendi nefsini günahlardan uzak tutması kalbinde sevincinin azaldığını ve her baktığı yerde yüce Allah’ın Kudretini hissetmesi hayır ehline yaklaşıp fasıklardan uzaklaşması dünya malının azını çok görmesi ahirete yönelik amelini ise çoğunu az görmesi kalbini devamlı olarak Allah (cc) farz kıldığı şeylerle meşgul etmesi diline hakim olması aralıksız olması aralıksız bir düşünce hali yaşaması ve günahlarından daima pişman olmasıdır. Allah (cc) cümlemize böyle anlayışlar nasip etmesini niyaz ederim.

 

Velhamdulillahi Rabbil Alemin

 

Safiye YILMAZTüm Yazıları
Yorum Yaz