MENÜ

TESLİMİYET

176 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
TESLİMİYET

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd, Âlemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, Din günün sahibi, Kâinata ve içerisindekilere Hükmeden, Hükmünde galip olan, egemenliği Tekelinde bulunduran Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya mahsustur. O Subhanehu ve Teâlâ Tektir, eşi, benzeri, ortağı asla yoktur. Yetkilerinin yalnız O’na (Subhanehu ve Teâlâ) has olduğuna iman ettik. Ey Rabbimiz iman ettiklerimizde Sebat ihsan et! (Allahumme Âmin!)

Salat ve Selam, Alemlere Rahmet olarak gönderilen, Mü’minlerin önderi ve lideri, kendisine “İman”, “itaat” ve “ittiba” edilmediği müddetçe kurtuluşun mümkün olamayacağı, Hatemul Enbiya Muhammed(sav)’e, Kıymetli Ev Halkına, Değerli Ashabına ve Kıyamet gününe değin imanları gereği Dinin ikamesi için canlarıyla ve mallarıyla cihad eden bütün Mü’minlerin üzerine olsun inşaAllah!

Allah Subhanehu ve Teâlâ, kuşkusuz insanı yaratılmışların en şereflisi olarak var kılmıştır. Bu ilk bakışta genel hatlarıyla ortaya çıkmakla birlikte detaylı bir araştırmaya girildiğinde kendisine hayran bırakan bir yaratılış mucizesiyle karşılaşacaktır. “Benim”, “bana ait” diye sahip çıktığımız kendi vücudumuzun içinde, hemen derimizin altında başlayacak derinliklere kadar her noktada ayrı ayrı gerçekleşen mucizevi olaylarla karşılaşacağız. Bu durumda yalnız bizimle sınırlı değildir; annemiz, babamız, eşimiz, evladımız, dışarıda yanından geçtiğimiz görmediğimiz ya da yaşayacak olan varlığından haberdar olamadığımız tüm insan nesli… Hepsinin, her birinin tek tek, ayrı ayrı mükerrem yaratılışı ancak ve ancak Kudretli, sonsuz ilim ve Hikmet sahibi, Azametli bir Halk (yaratıcı) tarafından takdir edilmektedir.

“Hiç şüphesiz biz Ademoğlunu mükerrem kıldık…” (İsra 70)

Kulakları, gözleri, kalpleri küfürlerinden dolayı işlevlerini yerine getirmeyen şüphe ehli insanlarında şüpheye kapılmaları için bu mükemmel yaratılışa tesadüf eseri demektir ki; hiçbir aklı selim kainattaki tek bir zerrenin dahi tesadüfen, rastgele, gelişi güzel meydana gelemeyeceğini bilir. Buna bir misal verecek olursak; akşam eve karnını doyurmak için gelen para rastgele ya da tesadüfen mi gelmiştir? Onun eve gelmesi için rızık temini ile görevlendirilen baba sabah kalkar, işe gider, çalışır, ter döker, kazanma sebeplerine sarılır ve Allah(cc)’nun Er-Rezzak isminin tecellisi ile rızkı olan para ile evine geriye döner. Veyahut ta hastalıklarımıza şifa vesilesi olması için kullandığımız ilaçların bileşenleri gelişi güzel mi bir araya gelmiştir? Gelişi güzel, alelade şekilde bir araya getirilen hangi madde insana ya da onun hayatına bir katkıda bulunabilir.

Yine kendi vücudumuzdan bir örnek verecek olursak; kandaki taşıyıcı proteinlerden biri olan Albumin, kolestrol gibi yağları, hormonları, zehirli safra maddesini ve penisilin gibi ilaçları kendine bağlar. Daha sonra birlikte gezerek topladığı tüm zehirleri karaciğerde zararsız hale getirilmek üzere bırakır, besin maddelerini ve hormonları ise gerekli oldukları yerlere götürür, bırakır.

Şimdi bir düşünelim: Albumin gibi atomlardan oluşmuş, hiçbir bilgisi, şuuru olmayan bir molekül nasıl olurda yağları, zehirleri, ilaçları, besin maddelerini birbirinden ayırt edebilir? Sonra nasıl olurda karaciğeri, safrayı, mideyi tanıyıp taşıdığı maddeleri şaşırmadan, yanılmadan, hiç hata yapmadan, her seferinde doğru yere ve ihtiyaç oranında bırakabilir. Kandaki zehirli maddeleri ilaç ve besinleri mikroskopta görseniz eğer tıp eğitimi almadıysanız birbirinden asla ayıramazsınız ki nereye ne kadar bırakılacağı şöyle dursun. İnsanların özel eğitim almadıkça bilemeyecekleri bu bilgileri, şuursuz birkaç atomun birleşmesinden meydan gelen albümin molekülü ve milyarlarca yıldır bütün insanlarda görevini kusursuzca yerine getirmektedir. Kuşkusuz bir atom topluluğunun bu şuura kendilerinin sahip olması mümkün olmamakla birlikte bunu onlara  sonsuz Kudreti ve İlmi ile Allah Subhanehu ve Teâlâ öğretmektedir. Ve daha saymakla bitiremeyeceğimiz nicelerine…. Akyuvar, alyuvar, hemoglobin, kan, kalp, kas, kemik ve İlahir…

Böylece anlıyoruz ki insanda dahil kainattaki zerreden kürreye her şeyi tek yaratıcı olan Allah Subhanehu ve Teâlâ yaratmaktadır. Onları yalnız yaratmakla bırakmayıp var olmalarını devam ettirebilecekleri bilgileri ve görevleri de öğretmektedir. İnsanda bedenine ve kainata belirlenen nizam ve düzen iradesi ile yaşadığı hayatı içinde seçilip beğenilen en mükemmel nizam üzerine devam ettirirse onun hayatı da düzen içerisinde olacaktır. Ne zaman ki o mükemmel nizamdan uzaklaşırsa o zaman kavga, karmaşa, anarşi, adam öldürme, fuhşiyat, tecavüz, mala gasp, hırsızlık, ayyaşlık, izzetsizlik  gibi KÖTÜ olan insanın hayatını tehlikeye sokup, huzur, güven ve emniyetsizlikler gündeme gelecektir ki böyle bir insan topluluğunu yakından bu kötülüklerden uzaklaşıp kurtulmak isteyenler Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın tüm insanlar için seçip beğendiği kusursuz olan İslam nizamına teslim olmalıdırlar.

“İşte bugün dininizi kemale erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslam’ı seçip beğendim”(Maide 3)

Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın ilk insandan son insana kadar, insanla başlayan hayatın tüm toplumlara, çağlara gönderdiği Tek dinin adı İslam’dır. İslam dininin temelleri ise “TEVHİD” zemini üzerine kurulmaktadır. Bir terazinin iki kefesi olarak düşünecek olursak amelde ve itikat da İslam ve Tevhid birbirini dengeleyen fiilde ve inançta birbirini tamamlayan iki mükemmel unsurdur. Kıyas dahi götürmez ancak dünyalık anlayacağımız bir örnek verecek olursak bir iş yapacağımız zaman işe başlamadan evvel onu yapmaya karar verir inanırız daha sonra inandığımız şeyi pratiğe geçiririz. İnsanda önce tevhide iman eder arkasından yaşantısıyla pratiğe geçirip İslam olur. Tevhide iman etmeyen fertler Müslümanlaşamaz.

Velev ki birileri cenaze namazını kılsa da, Müslümanların yanına gömülse de, Müslüman bilirdik dese de tüm dünya Müslüman bilip öyle olduğundan şahitlik getirse de tevhidsiz Müslümanlık olmaz o halde nedir Tevhid?

Tevhid; kelime manası itibariyle vahd kökünden gelmekle birlikte birlemek, teklemek gibi manalara gelmektedir. Istılahi manası itibariyle Allah Subhanehu ve Teâlâ’yı Zatında, Sıfatlarında, Fiillerinde, İsim ve Yetkilerinde birlemek demektir.

İçeriği “LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDURRASULULLAH”dır!

Söylenmesi, tanımlanması bu kadar kolay olmakla birlikte içerdiği mana bakımından en ağır kelimesidir.

Rasulullah (sav) buyurmaktadır ki;

“La İlahe İllallah de. Şayet yedi kat sema ve ben (Rasulullah kendisini işaret ederek) hariç, semada ibadet edenler ile yedi kat terazinin bir kefesine konulsa, “La İlahe İllallah” diğer kefesine konulsa yine de Kelime-i Tevhid ağır basar”(Suyuti, Durru’l Mensur C:3 Say:116)

Bir kelime ki terazileri olduğu gibi hayatları, sevgileri, buğuzları, bağlılıkları, mücadeleri, nefisleri alt üst ediyor. Bazılarının yaptığı gibi gökleri Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya yeryüzünü de insanlara bırakmak Tevhid değildir. Yani Allah Subhanehu ve Teâlâ yer ve gökleri yarattı ve yönetmekte evet doğru olmakla birlikte yeterli değildir. Toplumlara ve insanlara da hükmeden O’dur(cc). Var olan bütün toplumlar bunlar şirk üzerine olanlarda dahildir ki Allah(cc) yoktur dememiş böyle inanmamışlardır. Onları şirk toplumu yapan Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın  yetkilerine ortaklar isnat etmişlerdir ki bugünde olduğu gibi. Evlerindeki reislikleri, işyerlerindeki patronlukları, ülkelerindeki yöneticiliklerine müdahale edildiğinde yırtınan, hakkını arayan, insan grafiğe Alemlerin Rabbinin kendileri ve toplumların selameti için koyduğu nizama karşı çıkıp ya da bir kısmını alıp bir kısmını bırakmaya kalktılar Atom, molekül, madde, bitki, hayvan, galaksi, nebulalar O’(cc) hükmüne tabiyken onlar kendi yanlarından çoğa uygun, teknolojiye uygun bilme uygun dedikleri hükümler icat ettiler. Mekkeli müşrikler bunlar kadar azgınlaşamadı. Böyle bir toplum şüphesiz Allah’ın dininden yüz çevirmiştir. İstedikleri kadar kendilerini İslam’a nispet etsin. Doğru ancak budur, değişmez. Kimin kaç kişinin inandığı da doğruluğunda şüphe uyandırmaz. İnsana düşen cansız olan mahlukat gibi istisnasız, koşulsuz, isyansız, amasız Tevhide Teslimiyettir…

-ELHAMDULİLLAHİ RABBİL ALEMİN-

 

Sümeyye SANCAKTüm Yazıları
Yorum Yaz