MENÜ

TAM ZAMANINDA!(RAMAZAN)

480 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
TAM ZAMANINDA!(RAMAZAN)

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd; yeri ve göğü emsalsiz bir şekilde yaratan ve onlara hükmeden, itaat eden kullarına Cennet’i bahşeden, kendisine kullukta kullarına yardım eden, kula hidayet için ne lazımsa hepsini temin eden ve ayağının dibine kadar getiren yegâne hâkimiyet sahibi Vacibu’l Vücud, Vahidu’l Kahhar Allah (cc)’a mahsustur.

Salat ve selam; hidayet rehberi, kendisine itaatin farz olduğu, izinden gidilmeye en layık olan, yaşayan Kur’an, çokça şükreden bir kul, müminlerin; lideri, kardeşi, öğretmeni, komutanı, hocası olan Allah Rasulu (sav)’e, ehli beytine, sahabesine ve tüm müminlerin üzerine olsun.

Hayatımızda  “Heh! Tam Zamanında!” demişliğimiz ya da birileri derken duymuşluğumuz olmuştur. Bu anlar ya uzun süreden beri beklenen bir şeyin en lazım olan zamanda gelmesiyle ya da lazım olan şeyin birden karşımıza çıkmasıyla olmuştur. Bu gibi durumlarda o kadar rahatlar seviniriz ki sanki koskoca bir yük üstümüzden kalkmış gibi olur. Aynı zamanda da “o şeyin” kıymetini bilmeye götürür. İtina ile korur, ya da en güzel şekilde ondan istifade etmeye çalışırız. Çünkü öyle bir zamanda çıktı ki karşımıza, öyle bir haldeydik ki o an, ona çok fazla ihtiyacımız vardı.

Evet, niçin böyle bir giriş yaptığıma gelince;

Ramazan ayı bizim için; “Heh! Tam Zamanında!” dememiz gereken bir aydır. Çünkü öyle bir zamanda gelir ki; bir senenin verdiği yorgunluk, günahlara batmış olmanın verdiği gafillik, Allah’ı unutmanın sağladığı katılık, nefse düşkünlüğün sonucu olan gevşeklik içindeyken karşımıza çıktı. Elhamdulillah…

Ya da uzun süredir ettiğin bir duanın karşılığıydı belki… Toparlanmak için kalbinin bir sebep aramasının cevabıydı belki Ramazan… Hani duada samimiyeti yakalamak isterken; bir şey olsa da onu yapsam ve bu halimden kurtulsam diye düşündüğümüz şey var ya heh işte o şey Ramazan olabilir.

Öyle bir durumdaydık ki belki Ramazan’dan başkası derman olmayacaktı yaramıza. Ramazan ayı her açıdan nimet bilinip muhafaza edilmesi gereken aydır. Bu ayın isminin Ramazan oluşu bile ona karşı dikkatli olmamız gerektiğini aşılar bize. Mesela;

1- İmam Halil’den nakledildiği üzere yaz sonunda güz mevsiminin başında yağıp yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur mânâsına gelen “Ramadi” kelimesinden alınmıştır. Bu yağmurun yeryüzünü yıkadığı gibi Ramazan ayı da iman edenleri günahlardan yıkayıp kalblerini temizlediği için bu adla anılmıştır.

2- Çoğunluğun görüşüne göre Ramazan “Ramaz” kelimesinden alınmıştır. Ramaz; güneşin hararetinin şiddetinden taşların son derece kızmasıdır ki, böyle pek kızgın yere de Ramdâ denir. Bu bakımdan Ramazan, “Ramdâ”dan yanmak mânâsına fiilinin masdarıdır. Yani kızgın yerde yalın ayak yürümekle yanmak demektir. Bu mânâda “Kızgın yerde ayağı yandı.” denir.

Baş tarafına “şehr” kelimesi eklenerek “şehrü Ramazan” bu mübarek aya özel isim yapılmıştır. Çünkü bu ayda açlık, susuzluk hararetinden ıztırab çekilir. Yahut orucun harareti ile günahlar yakılır.[1]

Günahlarımızı yakmak için kapımıza gelen ay, elbette dört gözle beklediğimiz ve bir an önce gelmesini istediğimiz bir ay olmalıdır. Bu ayda kul Allah’a yakınlaşır ve arınır. Kendisini Rabbi’ne karşı aldatan şeytan bu ayda zincirlenmiştir. Artık nefsi vardır ve nefsi ona kendisinin gerçek yüzünü gösterecektir. Senin Ramazan ayında bu günahı işlemeye devam etmen, artık o günahı işlemen için şeytana ihtiyacının olmadığını gösterecektir. Nefis sana bu gibi tanımlarda bulunacak ve senin ne durumda olduğunu gösterecek. Telaş yapma, başı rahmet, ortası mağfiret sonu ise Cehennem’den kurtuluş olan bir ayın içindesin. İste, verilecektir. Yakar, icabet edilecektir.

Öyle bir aydayız ki, şöyle bir örnekle anlatmaya çalışalım; Sanki bir saatliğine bizi altın dolu bir odanın içine sokmuşlar da dilediğimiz kadar alabilme konusunda serbest bırakmışlar. Ama bir şartla; eğer o altınları doldurabilecek çuvalı, sana verilen çuvaldız ve iplik ile dikebilirsen onları toplayabilirsin. Kimileri o odanın içine girer çuvalını diker kimininki büyük, kimininki küçük sonra başlar altınları toplamaya. Çuvalları genişliğince altın doldururlar ve bir yandan da ne kadar topladıklarına bakarlar. Bir saat çok kısa gelir bunlara yetmez hatta çıkarıldıkları için çok üzüntü duyarlar ve biraz daha fazla toplayamadıkları için pişman olurlar. Fakat kimileri de vardır ki; çuval dikmeye üşenir, ellerini ve ceplerini kullanmak suretiyle altınları toplar. Kendisine o kadarının yeteceğini düşünür. Bir an önce odadan çıkmak ister bir saat çok uzun, sıkıcı ve hatta yorucu gelir.

Ve odadan çıkış saati gelir. Onlara bir daha ki tarih verilir ve verilen bu tarih tam bir sene sonrasıdır. Bir sene boyunca topladıkları ile geçinecekler. Çuvalı büyük olanlar bir seneyi rahatlıkla geçirebilecek seviyede ama aklı hala toplayamadıklarında. Çuvalı küçük olanlar riskli bir iş yapmış olmanın pişmanlığı içinde ve bir sene sonrasına hatasından ders çıkarmış bir vaziyette girmenin planını yapmakta. Çuval dikmeyen ise hala durumun ciddiyetinin farkında değil ta ki elindekiler bitinceye kadar. Elindekiler biter ama akılına o bir saatlik oda gelmez, çünkü o kadar telaşlı ki düşündüğü tek şey o anki yokluktan kurtulmak…

Örneğin değerlendirmesine gelince;

Çuvalı büyük olanlar; Bunlar; Ramazan boyunca ellerini çokça Allah’a açan başını çokça secdeye götüren ve dilini çokça zikirle ıslatan kişilerdir. Ve neler yaptığını yapmadığını kontrol eden kişilerdir. Bu kişiler Ramazan’ın bitmesini istemezler ve Ramazanın bitmesine yakın büyük bir hüzün kaplar içlerini. Çünkü bu ay öyle bir ay ki Allah’a çok yakınlar, açlıkları ve susuzluklarından memnunlar, nafileleriyle büyük bir mutluluk halindeler, bu ayda yaşadıkları, gördükleri onlara bu ayı çok fazla sevdirmiştir. Çok üzülürler, çünkü nasıl bir ayın kendilerini terk ettiğini çok iyi bilirler. Ramazan’da tüm inşalara yetecek kadar, rahmet ve mağfiret toplasalar da gene de daha fazlasını elde edemedikleri için büyük pişmanlık duyarlar.

Çuvalı küçük olanlar; Bunlar; fırsat buldukça elini açan, aklına geldikçe Allah’ı anan ve çok uykusu yoksa çok yorgun değilse secdeye gidenlerdir. Bu aydan istifade ederler fakat çuvalları küçük olduğundan biraz eksik kalırlar. Çok iyi değil çok kötü de değildir durumları orta hallidir ama daha iyisini yapabilecek seviyededirler. Zaten büyük çuval dikenlerin durağıdır burası. Önce buraya uğrarlar tecrübe edinir sonra büyük çuvala geçiş yaparlar. Onlar da bu ayın bitmesine üzülürler ama şunun için; içerisinde toplayamadığı şeyler olduğunu fark ederler, tam olarak istifade edemedikleri için üzülürler ki gerçekten istifade edememişlerdir. Yani daha çok üzüntü Ramazan aynının gitmesi değil, o ayda yapamadıklarıdır. Oysa büyük çuval sahipleri Ramazan ayı gittiği için üzülürler daha çok. Küçük çuval sahiplerinden diğer farkı da budur.

Çuval dikmeyenler; Bunlar, bir an önce Ramazan’ın bitmesini isteyen kişilerdir. Orucu sadece yeme, içme ve cinsi münasebetten uzak kalmaktan ibarettir. Dolayısıyla Ramazan’da faydalanacağı bir şey yoktur onun. Çünkü ihtiyacının olduğunu düşünmez. O aya yetişince, oruç tutacak birkaç teravihe gidecek tamam yeter. Çuval dikmeye gerek yok, ya tamam güzel olur ama gerek yok çıkınca da altın toplarız, bir dahaki sene yaparız gibi düşünce yapısı vardır. Bir de Ramazan’ın bitmesiyle sevinirler, teravihlerin bitmesi için bekler sayar sayar ne zaman biteceğini hesaplamaya çalışır. Ramazan’ın son günleri geldiğinde yüzü gülmeye başlar, güller açar yüzünde. Şafak sayar gibi imsakiyeyi sayar. Son 3 hafta, son 2hafta, son 1 hafta hadi bitiyor… Sonlara doğru da gerilim artar bitmez o günler çok uzun gelir. Son 5,4,3,2,1 ve bitti. Günleri saymaktan, teravihlerini rekatlarını saymaktan, iftara kaç dakika kaldı sahura ne kadar kaldı, saat kaç bunları saymaktan fırsat bulamadı ki altın toplamaya, eline ne kadar alabiliyorsa cebine ne kadar doldurabiliyorsa o kadar işte… Ne kadar fedakârlık yapacak, yani ne kadar daha yorulacak onun hesabını yapar ve zor gelir. Çuval dikmek zor gelir kısacası. Teravih, teravihten sonra oturup az da olsa ilimden istifade edebilme fırsatı, sahurdan önce biraz yakarış, nafile ile kısa bir meşguliyet, kitap okumak, bunlar çok zor şeyler… Ooooo sabah işe kim gidecek, kim o kadar uykusuz kalacak, o kadar saat nasıl oturacak gidip uyumalı ya da hoşuna giden şeyle meşgul olmalı. E tabi ki de bu kişi Ramazan bitiyor diye sevinir. Teravih bitti diye sevinir.

Yukarıda örneği verilen 3 kişiden muhakkak ki birisi de biziz. Ve kendimizi koyduğumuz yer elbette vardır. Şu kesinlikle unutulmamalı; “RAMAZAN ÇOK BÜYÜK BİR FIRSAT, BÜYÜK BİR NİMET, FAYDALANILMADIĞI TAKDİRDE BÜYÜK PİŞMANLIKLAR YAŞATACAK KADAR EHEMMİYETLİ; NİTEKİM;

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “…Ramazan ayına girdiği halde günahlarını bağışlatmadan Ramazandan çıkan kimsenin de burnu yerde sürünsün…”[2]

“Eğer ümmetim, Ramazan’daki hayrı gereği gibi bilseydi senenin tümünün Ramazan olmasını isterdi.”[3]

SELAM VE DUA İLE…

TEVFİK ALLAH’TANDIR…

VELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN


[1] Elmalılı H. Yazır – Hak Dini Kur’an Dili/Bakara 185 (Ramazan ismi için 4 yol izlenmiştir. Diğer iki maddeye ilgili tefsire müracaat ederek ulaşabilirsiniz.)

[2] Tirmizi-Daavat (Dualar Bölümü)/3544 nolu hadis 101.bab

[3] Heysemi

Mu'sab DOĞANTüm Yazıları
Yorum Yaz