sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolar
DOLAR
15,8769
EURO
16,8435
ALTIN
942,56
BIST
2.372,35
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
23°C
Ankara
23°C
Açık
Cumartesi Açık
26°C
Pazar Hafif Yağmurlu
19°C
Pazartesi Az Bulutlu
20°C
Salı Az Bulutlu
23°C

Sorumluluk Bilinci(TAKVA)

23.03.2022
0
A+
A-

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Hidayetiyle bizi bu nimete kavuşturan Allah(cc)’a Hamd olsun! “Allah bizi doğru yola iletmeseydi kendiliğimizden doğru yolu bulacak değildik.” A’râf, 43.Salat ve selam İzinden gidilenlerin en hayırlısı, yaratılmışların en şereflisi, peygamberlerin efendisi Hazret-i Peygamber(sav)’e, O’nun şerefli ailesine, ashabına ve kıyamete kadar O’nun izinden gidenlerin üzerine olsun.

Sözlükte “korumak, korunmak, sakınmak, saygı göstermek, itaat etmek, korkmak, çekinmek” anlamlarındaki vikāye masdarından türeyen takvâ kelimesini Seyyid Şerîf el-Cürcânî, “Allah’a itaat ederek azabından sakınmaktır, bu da ceza almayı haklı kılan davranışlardan nefsi korumak suretiyle gerçekleşir” şeklinde tarif eder (et-Taʿrîfât, “vḳy” md.). Takvâ ve kökün ittikā, takī, etkā, müttakī gibi diğer türevleri ve fiil şekilleri Kur’ân-ı Kerîm’de 285 yerde geçmektedir. Kur’an’da ve hadislerde takvâ bazen sözlük anlamında, bazen de “Allah’ın emirlerine uyup yasaklarından kaçınarak azabından korunma” anlamında kullanılır. Peygamberler ümmetlerine, “Allah’tan sakının ve bana itaat edin” diye hitap etmiştir (eş-Şuarâ 26/108, 179). Peygambere itaat eden Allah(cc)’a da itaat etmiş olacağından (en-Nisâ 4/80) takvâ Allah(cc)’a ve resulüne itaat etme anlamını içerir.

Takvâ kelimesi Kur’an’da on yedi yerde geçer . Müfessirler takvâya ve aynı kökten gelen emir kiplerine genellikle, “Allah’tan korkun” anlamını vermiştir. Söz konusu fiilin kökü korku anlamını da içermekle birlikte bu korku ,seven birinin sevdiğinin gönlünü incitmekten çekinmesini, yaratanına karşı saygı ve sorumluluk duyma hassasiyetini ifade eder. Bu bağlamda takvâ karşılığı olarak önerilen “Allah bilinci, Allah’a karşı sorumluluk bilinci” ifadeleri kavramın içeriğine daha uygun görünmektedir. Takvâ ve ittikā kelimelerinin içerdiği korku Allah’a duyulan saygıdan kaynaklanır. Böyle bir duygu müminleri kötülükten ve günahtan vazgeçirir, iyiliğe ve hayra sevkeder. Takvâ kötülük ve zarar gelen her şeye karşı ilâhî korumayı talep etmektir. Bu da günahlardan kaçınmak ve salih amellere yönelmekle gerçekleşir.

Takvâ ve türevlerinin Kur’an’da çeşitli vesilelerle ve farklı şekillerde sık sık zikredilmiş olması kavramın İslâm’daki önemini açıkça gösterir. Takvânın faziletiyle ilgili Kur’an’da şu hususlara vurgu yapılmıştır:

Allah takvâ sahibi olanlarla beraberdir (el-Bakara 2/194; et-Tevbe 9/36, 123); onları korur ve yardım eder; Allah takvâ ehlini sever (Âl-i İmrân 3/76; et-Tevbe 9/4, 7); Allah takvâ ehlinin dostudur (el-Câsiye 45/19). Takvâ aynı zamanda iman ve kalple ilgili bir kavramdır.

Allah’ın hükümlerine saygı göstermek şüphe yok ki kalplerdeki takvâdandır (el-Hac 22/37). Nefse/kalbe takvâyı Allah ilham eder (eş-Şems 91/8). Hz. Peygamber(sav) eliyle göğsüne işaret ederek, “Takvâ buradadır” demiş (Müslim, “Birr”, 32) ve “Allahım, nefsime/kalbime takvâsını ver!” diye dua etmiştir (Müslim, “Ẕikir”, 73). Kalpteki takvâdan maksat iman, yakīn, samimiyet ve Allah’a duyulan saygıdır. Kur’an’da, “Eğer mümin iseniz Allah’a karşı takvâ sahibi olunuz” buyurularak (el-Mâide 5/11, 57, 88) takvâ ile iman arasındaki ilişkiye işaret edilmiştir.).“Korunma ve sakınma” anlamına gelmesi bakımından takvâ kıyamet, mahşer, cehennem, cennet ve ebedî saadetle de yakından ilgilidir. Kur’an’da takvâ sahibi olanların güzel âkıbetlerinin bulunduğu belirtilir (Tâhâ 20/132; el-Kasas 28/83; Sâd 38/49; ez-Zuhruf 43/35). Takvâ sahibi olmayan zalimlerin, bozguncuların, günah işlemekten ve kötülük yapmaktan sakınmayanların cehennemde azap görecekleri Kur’an’da açıkça belirtilmiştir. Takvâ sahibi mümin hayrı şerden, hakkı bâtıldan, sevabı günahtan ayırt eder; haram ve günahlardan dikkatle kaçınır.Takvâ sevap-günah, helâl-haram konusunda derin bir hassasiyeti gerektirir. İslâm’da helâl ve haramlar bellidir. Ancak bu ikisi arasında şüpheli şeyler vardır. Bu tür şüphelerden sakınan kimse dinini ve şerefini korumuş olur. Bir hadiste şüpheli olan şeylerin terkedilip şüpheli olmayanlara yönelinmesi tavsiye edilmiştir(; Tirmizî, “Ḳıyâmet”, 60). “Günah seni rahatsız eden ve gönlüne yatmayan şeydir” (Müslim, “Birr”, 14)

Helâlliği şüpheli olan şeylerden sakınmak avamın takvâsıdır. Havas ise helâl olan şeylerin ihtiyaçtan fazla olanını terketmeyi takvânın gereği kabul eder.Müfessirler,takvânın çeşitli mertebelerinden bahseder. Avamın takvâsı şirk ve küfürle, havassın takvâsı günah ve kötülükle ilgilidir (Kuşeyrî, s. 282). Takvâ sahibi şirki tevhide, münafıklığı iman ve ihlâsa, haramı veya helâlliği şüpheli olan şeyleri helâle, bid‘atı ibadet ve amellere karıştırmaz. Zikirle meşgul olmak dilin, Allah’a itaat etmek bedenin, Allah’tan başkasına bağlanmamak gönlün takvâsıdır.Allah Resûlü (sav),Muâz b. Cebel’i Yemen’e elçi olarak tayin etmişti. Uğurlarken onunla birlikte yola çıktı ve bazı tavsiyelerde bulundu. Muâz bineğinin üstünde gidiyor, Allah Rasûlü de onun yanında yürüyordu. Tavsiyelerini tamamlayan Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Ey Muâz! Bu seneden sonra benimle karşılaşamayabilirsin, belki de ancak şu mescidime veya kabrime uğrarsın.” Bunu duyan Muâz, Hz. Peygamber’den ayrılmanın üzüntüsüyle ağladı. Allah Resûlü ise yüzünü Medine’ye doğru çevirerek şöyle buyurdu: “İnsanların benim gözümde en üstün olanları, kim olurlarsa olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar, takva sahibi olanlarıdır.” (İbnHanbel, V, 236.) “Takva”,Allah’a saygıda kusur etmekten endişe etmektir,sahip olunan şeyleri, Allah’tan (cc) daha çok itimat edilmeye lâyık görmemektir.

Sürekli olarak Allah’ın (cc) gözetim ve kontrolünde olan mümin, ancak takva ile kulluk bilincine ulaşır. Allah Resûlü, “Nerede olursan ol, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde ol! Kötülüğün peşinden iyi bir şey yap ki onu yok etsin. İnsanlara da güzel ahlâka uygun biçimde davran!” buyurmuştur. (Tirmizî, Birr, 55)İnsan ancak niyet ve ameliyle bir bütün olarak müttaki olabilir. Duruma göre tavır değiştiren insanın varacağı nokta nifak yani ikiyüzlülüktür.Nerede ve ne durumda olunursa olunsun, Allah’a karşı saygılı olmak ve O’nun emirlerini ihlâl etmekten sakınmak müttakilerin en belirgin özelliklerindendir.

Allah Resûlü (s.a.v.), “Öyle bir âyet biliyorum ki, eğer insanların hepsi ona sarılsalar onlara yeter.” buyurduktan sonra,“Kim Allah’a karşı takva bilinci içerisinde olursa (İslam’ı tam olarak yaşama gayretiyle hareket ederse) Allah (cc) ona bir çıkış yolu yaratır.”(Talâk, 65/2.) âyetini okumuştur.(Dârimî, Rikâk, 16) Nitekim başka bir ayette, Cenâb-ı Hakk’ın takva sahibi kimselerin işini kolaylaştıracağı (Talâk, 65/4)bildirilmiştir. Allah Resûlü’nü yatağında bulamayan Hz. Âişe, etrafa baktığında efendimizi  secde hâlinde bulmuş ve şu duayı mırıldandığını işitmişti: “…Allah’ım, nefsime takvasını ver, onu temizle, onu temizleyenlerin en hayırlısı sensin. Onun velisi (sahibi) ve mevlâsı (efendisi) sensin…” (Müslim, Zikir,) Takva, haşyet (ta’zim ve saygıdan ileri gelen korkma) manasındadır. Takva alelâde bir korku değildir; Bu, sevginin azalmasından endişe duymak, Allah’ın rızasının gideceğinden kaygılanmak, bunun için sakınmak demektir.

Takva, Hz. Ali’ye göre: “Günahlara devam etmeyi ve yaptığı ibadetlerle avunup aldanma-yı bırakmaktır.” Yine şu söz de Hz. Ali’ye aittir: “Dünyada insanların efendisi cömertler; ahirette de müttakilerdir.” Hasan el-Basri’ye göre ise: “Allah’tan başkasını Allah’a tercih etmemek ve bütün işlerin Allah’ın kudretinde olduğunu bilmektir.” Takva, Allah’tan uzaklaştıracak şeylerden uzaklaşmaktır. Takva Allah bilincine sahip olmaktır. Sorumluluk şuurudur takva, Cehennemle insan arasına engel koymaktır. Şeytanla, tağutlarlarla,sahte ilahe ve rabler ile TEK İLAH VE TEK RAB OLAN Allah(cc)’nun,ilahi emirleri arasına, küfür ile iman arasına, tevhid ile şirk, düşmanla dost arasına engel koymaktır. Tabii, bu engelleri koyabilmek için, öncelikle Allah’la aramızdaki engelleri kaldırmak gerekir.

İBNİ RECEP HANBELİ şöyle der; ” takvanın aslı , kişinin kendisi ile korktuğu şey arasında bir koruyucu koymasıdır.Kulun Rabbi için olan takvası ise kendisi ile Allah (cc)’ ın gazabı ile arasına engel koymasıdır.Bu engel ise Allah (cc)’a itaat etmesi ve isyandan kaçmasıdır.Kişi sakınılması gerekli olanlardan sakınmak, sakınılması gerekli olmayanları da terk edinceye kadar takva sahiplerinden olamaz.

Kulun derecesi: kulluk görevlerini yerine getirmesi ve sürdürmesi oranındadır.Takva ile ilgili olarak şu da anlaşışmalıdır ki,takva, belirli bir mekan veya belirli bir hal ile sınırlı değildir.kimi insanlar memeleketlerinde takva sınırları içerisinde kalırlar.Ancak mekan değiştirdiklerinde bu sınırları aşarlar.Böyle bir halde kişinin takvası; Allah için değil,içlerinde yaşadığı insanlar içindir.Bu nedenle Resulullah(as) şöyle buyurmaktadır;

‘’Nerede olursan ol,Allah’a karşı gelmekten sakın…(tirmizi) Takva kişinin Alla(cc)’ın rızasına uygun olmayan hallerden sakınmasıdır.Bu halin ölünceye kadar muhafazası şarttır.Takva sahiplerine muttaki denilir.

Hz. Ömer (r.a)  ile Ubey Bin Ka’b arasında geçen şu diyalog  takvanın en canlı tanımı olsa gerek:

Hz. Ömer takva kelimesinin ne anlama geldiğini kendisine sorduğunda Ubey Bin Ka’b ona şu karşılığı verir:

-Sen dikenli yolda  hiç  yürümedin mi?

-Yürüdüm.

-O zaman ne yaptın?-Paçalarımı sıvayıp dikenlere basmamaya dikkat ettim.-İşte takva odur.

Pıtrak dikeninin çok olduğu bir yerde ayakkabı olmadan yürürken insanın ayaklarına diken batmaması için bütün vücudu dikkat kesilir, vücudunun her parçası göz olur. İşte aynen bunun gibi; elini, dilini, belini, gözünü, gönlünü, kulağını, ayağını haramlara dokundurmadan ömrünü geçirmeye takva denir. Takva, halk için insanın dışını süslediği gibi; İçini Hak için şirkten, her türlü haramdan, arındırıp süslemesidir.yeryüzünü dikenli bir yol her günahı bir diken muttaki de o yolda yürüyen kişi olarak yalın ayağın dikenden sakınması gibi günaha doğru adım atmaktan sakınmak takvadır.Takva halinin devamlı olması muttakinin her an bu hal üzere yaşaması şarttır.bağışıklık sistemi zayıf olanlar , çabuk hasta olurlar ve hastalıkları da uzun sürer.Mü’minin bağışıklık sistemi takvasıdır.O ne kadar kuvvetli ise haramlarla karşılaştığında savunma mekanızması devreye girip onu aniden oradan uzaklaştıracak ya da gerekli tedbirleri aldıracaktır.

Kur’an’da takva üç mertebede ifade buyurulmuştur:

1- Ebedî olarak Cehennem azabında kalmamak için, imân edip şirkten korunmak. Bu hususla ilgili bir ayetin meâli şöyledir: “O zaman inkâr edenler, kalplerine taassubu, câhilliyet taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da elçisine ve müminlere sükûnet ve güvenini indirdi. Onları takvâ sözü üzerinde durdurdu. Zâten onlar buna pek lâyık kimselerdi. Allah her şeyi bilendir” (el-Fetih, 48/26).

2- Büyük günahlardan kaçınmak, küçük günahları tekrar tekrar işlemekten uzak durmak ve farzları edâ etmek. Bu husustaki bir ayetin meâli de şöyledir: “O (peygamberlerin gönderildiği) ülkelerin halkı inansalar ve takva ile hareket edip (Allah’ın azabından) korunsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket (ve bolluk kapılarını) açardık. Fakat yalanladılar. Biz de kazanmakta oldukları kötülükler yüzünden onları yakalayıverdik” (el-A’raf, 7/96).

3- Bütün benliği ile Allah’a dönmek ve insanı Allah’tan alıkoyan her şeyden uzak durmak. Hakiki takva budur ve Kur’an’da, inanan insanlardan bu takvaya sahip olmaları istenmektedir: “Ey imân edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilden korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin” (Âli İmran, 3/102). Bu ayetin açıklaması mahiyetinde olan diğer bir ayetin meâli şöyledir: “O halde gücünüzün yettiği kadar Allah’tan korkun. Dinleyin, itâat edin, kendi iyiliğinize olarak harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden kurtulursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir” (et-Teğabun, 64/16) Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’in baş tarafında, el-Bakara suresinin ilk ayetlerinde, takva sahibi olan muttaki insanları övmüş ve onların çeşitli vasıflarını belirtmiştir. Buna göre takva sahibi olan insanlar, hiç tereddüt etmeden hidâyet ve kurtuluş yolu olarak Kur’an’ı seçerler; gaybe inanır, beş vakitlik namazlarını kılar ve helal yoldan elde ettikleri mallarını helal yolda, Allah’ın yolunda harcarlar. Bütün mukaddes kitaplara iman eder, özelikle ahiret inancı ve hazırlığı içinde olurlar. Bu şekilde hareket eden takva sahipleri, aynı zamanda Allah tarafından övülmüş, hak yolda bulunan ve felaha kavuşacak olan insanlar olarak haber verilmişlerdir (el-Bakara, 2/1 -5) .

Kur’an, ısrarlı bir şekilde Allah(cc)’a âit ulûhiyyeti (ilâhlığı) gündeme getirir. Zaten insan için en önemli olay, yaratılışın sebebi, Yaratıcının varlığı ve yaratılan insanın bu Yaratıcı karşısındaki durumudur. İnsan, öncelikli olarak kendini var edeni tanımak ve O’nun râzı olacağı bir hayatı yaşamaktan sorumludur. İşte ‘takvâ’nın özünde yatan incelik, bu iman ve sorumluluk bilincidir.. Şüphesiz ibâdet, takvânın kendisi değil, fakat takvâya götüren davranıştır. İbâdet, İlâhî emir ve yasakları yerine getirmek, takvâ ise zarar verecek davranışlardan sakınmaktır.

.Kur’an en takvâlı olmaya ‘etka’ demektedir. O’nun üstünlük konusunda getirdiği ölçü şöyledir

“Ey insanlar! Gerçekten, Biz sizi bir erkek ve dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık. Hiç şüphesiz Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, en takvâlı (etka) olanınızdır. Hiç şüphesiz Allah Alîmdir (bilendir), Habîrdir (haberdar olandır).” (49/Hucurât, 13)

Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Öyleyse ibâdetin O’na yapılması gerekir ve yalnızca O’ndan ittika edilmelidir (16/Nahl, 52).

Allah (cc) kendi Rabliğini, İlâhlığını, rızık verici olduğunu, her şeyden haberdar ve her şeyi bildiğini, her şeye şâhit ve gözetleyici olduğunu, hesabı çabuk gören ve cezasının şiddetli olduğunu, bu nedenle kendisinden ittika edilmesini emrediyor.

‘Takvâ’ sahibi olmanın gereği şu âyetle çok net bir şekilde ortaya konuluyor:

“Ey insanlar, Rabbinizden ittika edin ki, (o gün hiç) bir baba çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç) bir çocuk da babası için bir şey verici değildir. Şüphesiz Allah’ın vaadi haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın.” (31/Lokman, 33)

Takvanın Dünyada Kazandırdıkları

Takvâ sahibi olmak dünyada ve âhirette sonsuz faydalar sağlar. Allah takvâ sahibi olanların velîsi (koruyucusu ve dostu) olur (45/Câsiye, 19). Allah’ın dost (velî) olduğu kimselere korku ve hüzün yoktur, dünya ve âhirette onlar için müjdeler vardır (10/Yunus, 93-94).

Allah’tan hakkıyla ittika edenler, iman etmeyen topluluklara verilen ceza ve sıkıntılardan kurtulurlar (27/Neml, 52). Âhirette KazandırdıklarıGerçek kurtuluşa ancak ittika edenler, müttakîler ulaşacaktır (5/Mâide, 35, 100).”Dünya hayatı bir oyundan, bir oyalanmadan başka bir şey değildir. Âhiret yurdu ise takvâya erecekler için daha hayırlıdır.  “(Zuhruf, 33-35).

İnsan öyle veya böyle yaşar, çalışır, çabalar, bir şeyler elde etmeye uğraşır, nefsinin isteklerini karşılamaya çaba harcar, iyi şeyler yaptığını zanneder, sonunda ölür gider. Ancak ölümden sonra en iyi sonucu, en yüce dereceyi kazanacak olanlar, ittika eden müttakîlerdir (7/A’râf, 128; 11/Hûd, 49; 12/Yusuf, 56-57).

. ‘’Şüphesiz müttaki olanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini alarak cennetlerde ve pınar başlarında olacaklar. Çünkü onlar, bundan önce dünyada ihsanda bulunup güzel davrananlardı. Gece boyunca da pek az uyurlardı (Kalan saatlerinde de namaz kılar ve ibadet ederlerdi). Onlar seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi. Onların mallarında dilenip isteyen ve (iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için bir hak olduğunu kabul ederlerdi.” (Zariyat, 15-19 Aye-ti Kerime’ de zikredilen takvanın üç mertebesi;

. Birinci mertebesi: İnsanın küfürden nefsini korumasıdır. Her mü’min bu anlamda müttakidir. (Takvanın bu mertebesi için bkz. Fetih, 26) İkinci mertebe-si; haramlardan kaçınmak, küçük günahları tekrar tekrar işlemekten uzak durmak ve farzları eda etmektir. Bu mertebe, ittikanın ortasıdır. Yasaklardan kaçınıp, emredilene yapışarak mü’minlerin cehennem azabından korunmalarını içeren bu takva, Bakara suresinin ilk ayetlerinde vasıfları belirtilen ittikadır. (Bkz. A’raf, 96) Üçüncü mertebesi ise; Mü’minin, bütün benliği ile Allah’a dönmesi, kalbinden mâsivâyı (Allah’ın dışında herşeyi) çıkarması ve her an ibadet bilinci ile yaşayıp tefekkürle meşgul olmasıdır. (Bkz. Al-i İmran, 102; Teğabün, 16) İnsanın iman edip şirkten korunması mahiyetinde olan ilk mertebe, kişinin kendi nefsi ve vicdanı arasında olan bir takvadır. İkincisi, insanın kendisi ile diğer insanlar arasındaki hususlarla ilgili olan takvadır. Üçüncüsü ise, insanın kendisi ile Allah arasındaki takvası ve imanıdır. Ayette takvanın bu üçüncü mertebesi ihsan olarak zikredilmiştir. “İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi hareket etmendir. Sen O’nu görmüyorsan da, şüphesiz O seni görmektedir.” (Buhari, İman 37; Müslim, İman 57)

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Sizin en müttakî olanınız benim.” (Buhârî, Îmân, 13; Müslim, Sıyâm, 74) buyurmuş ve hayâtının her safhasında takvâ ölçüleriyle hareket etmiştir. İşte bu sebeple müttakî bir mü’min olabilmek için, Allah Resûlü’nün Sünnet-i Seniyye’sine riâyet şarttır.

‘’Hamd, bütün âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur”

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.