MENÜ

SİYASİ SUÇLULARIN, AYAKLANMA ÖNCESİ HAK VE SORUMLULUKLARI

77 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
SİYASİ SUÇLULARIN, AYAKLANMA ÖNCESİ HAK VE SORUMLULUKLARI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd alemlerin Rabbi, Maliki, ölümü ve hayatı biz kullarının hangisinin daha iyi amel işleyeceğini belirlemek için yaratan, bizlere çeşitli ibretler ve öğütler ile yolunu gösteren Allah (cc)’a aittir.

Salat ve selam rehberimiz ve önderimiz, alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (sav)’e onun ehli beytine, dinin yaşanması konusunda bizlere örneklik teşkil eden Ashabına(ra), bugüne kadar yaşamış ve bugün yaşamakta olan tüm Müslümanların üzerine olsun.

Siyasi suçlular, meşru (barışçı) yolla inandıkları şeye çağrıda bulunma hakkına sahiptirler. İslam hukuku hükümleri sınırı her istedikleri şeyi söyleme hürriyetlerine sahiptirler. Adillerin yani devletten yana olanların da siyasi suçlulara cevap verme ve görüşlerinin yanlış, olduğunu açıklama hakkı vardır. Bu iki gruptan birisi söz ya da çağrılarında İslam dini hükümleriyle tayin olunan sınır dışına çıkarsa, suçu adi suçtur ve ona göre cezalandırırlar. Mesela, propaganda sırasında zina iftirasında bulunursa haddle, söverse ta’zir cezasıyla cezalandırılır. Siyasi suçlulardan birisi suç teşkil eden herhangi bir fiil işlerse, suçu adi bir suçtur ve ona göre cezalandırılır. (El Ahkamu’s-Sultaniyye, s.58. El-Muğni, c.10/60. E.Metalib, c.4/1 12-1 14. N.Muhtaç, c.7/376)

Siyasi suçluların, bir yeri kendilerine mekan edinebilme veya toplanabilme hakları vardır. Bir kanuni görevden kaçınmadıkları yahut itaatten çıkmadıkları sürece bu hakka sahiptirler. Bu da halife Ali b. Ebi Talib’in, haricilere karşı uyguladığı bir usüldür. Nehrevan’da, hariciler, Hz. Ali’ye karşı muhalefet ettiler. Bunun üzerine halife Ali, kendileriyle barış anlaşması yaparak başlarına, itaat ettikleri bir kimseyi vali tayin etti. Valiye bir müddet itaatte bulundular ve nihayet onu öldürdüler. Hz. Ali, katilin kendisine teslimini istedi. Hariciler de bunu kabul etmediler; “hepimiz birden o valiyi öldürdük” dediler. İtaatten çıkıp açıkça isyanda bulununca Halife Hz. Ali onlarla çarpıştı. (D-Ahkamu’s-Sultaniyye, s.48. El-Bahru’r-Raik, c.5/152. El-Muğni, c.10/53, 58. N.Muhtac, c.7/383)

İmam Malik, Şafii ve Ahmed çarpışmayı siyasi suçluların başlatmasını, adillerle çarpışmalarını şart kaşarlar ve “işte o zaman öldürülmeleri mübah olur” derler. Ebu Hanife ise, siyasi suçluların bir araya toplanmalarının ve kanuni vecibelerden kaçınmalarının yeterli olcağı, bu durumda siyasi suçlularla savaşabilmesi için yeterli sebep bulunduğu görüşündedir. (F.Kadir, c.4/411)

AYAKLANMA SIRASINDA VE SONRASINDA SİYASİ SUÇLULARIN HAK VE SORUMLULUKLARI

Ayaklanma yahut iç savaş başlarsa, devlet başkanı çarpışma sırasında, siyasi suluların öldürülmelerini değil, sindirilmelerini hedef alır. Onlardan kim ileri atılırsa onunla çarpışır, geri çekilip kaçanı bırakır, yaralanın ölümüne sebebiyet vermez, onlardan silahını bırakanı veya esir aldıklarını öldürmez. (Diğer hukukçu imamların hilafına Ebu Hanife, umumun yararı gerektirirse esirin öldürülebileceği görüşündedir (El-Bahrü’r-Raik, c.2/153)). Mallarına el koymaz, kadınlarını veçocuklarını hükmü altına almaz. Hz. Peygamber (sav)’in “İslam ülkesinde (Daru’l İslam) her şeye tecavüz yasaklanmıştır.” Duyurduğu rivayet olunur. (El-Ahkamu’s Sultaniyye s. 49. El-Bahru’r-Raik, c.5/153. El-Muğni, c.10/63. N.Muhtaç, c.7/386)

Savaş hali bitip ayaklanma sona erince devlet başkanı siyasi suçluların, adillerin elinde bulunan mallarını, çarpışma dışında zarar gören kişilerin zararlarını, zarar verenlere ödettirir, mallarını iade ettirir. Siyasi suçluların savaş sırasında öldürdükleri insan veya zarar verdikleri mallar heder olmuştur, yani siyasi suçlular onlardan sorumlu değillerdir. Fakat siyasi suçlular, isyan dışında adillerden öldükleri kişilerin canından ve mallarına verdikleri zararlardan sorumludurlar. Gerekli cezaya veya tazminata çarptırılırlar. Bu görüş tercih edilmiştir. Tercih edilmeyen görüşe göreyse, siyasi suçlular, savaşta zarar verdikleri her şeyi tazmin ederler. Bu görüşün delili şudur: İsyan hali, hakkı ortadan kaldırıcı, iptal edici değildir ve sorumluluğu düşürmez. Birinci (tercih edilen) görüşürüz tercihi şudur;

  • En büyük karışıklık, anarşi, Halife Hz. Ali ve Hz. Muaviye zamanında meydana geldiğinden, Hz. Peygamber’in ashabı, Kur’an’ı yorumlayarak (te’vil ederek), bir haramı işlemiş, bir mala zarar vermiş kişilere hadd cezasının uygulamamasını, zarar verdiği bir mal için kendisine tazminat davası açılmaması konusunda görüş birliğine varmışlar, icmada bulunmuşlardır.
  • Siyasi suçlular, münasip bir te’ville (yorumla) savaşa girişmiş, devlet reisine itaatten kaçınmış bir grup insandır. Binaenaleyh zarar verdiklerini adillere tazmin etmemelidirler, adiller de onlara verdikleri zararı tazmin ile sorumlu tutulmamalıdırlar. Zira siyasi suçluları, verdikleri zararları tazminle yükümlü tutmak, onları itaat altına girmekten soğutur. (N.Muhtac. c.7/387. El-Bahru’r Raik, c.5/153: Ş:Zurkani, c.8/61. El-Ahkamu’s-Sultaniyye, s.11. E.Metalib. c.4/1 14. El-Muğni, c.10/60,61. Eş-Şerhu’l Kebir, c.10/61,62.)

Siyasi suçlular, ayaklanma sırasında, öldürme. Mallara zarar verme gibi suçlardan sorumlu olmamakla beraber, devlet başkanı suçlarını affetmezse ve kamu yararı görürse, itaatten çıktıklarından dolayı kendilerini ta’zir cezasının ölüm olmaması şartını koşarlar. Çünkü her üçü de yaralının ve esirin öldürülmesine müsaade etmezler, mübah görmezler. Binaenaleyh teslim olmuş isyankarın öldürülmesine evveliyetle izin verilmez. Ebu Hanife ise, kamu menfaati için esirin ve ayaklanma eserinin kendilerinde görüldüğü siyasi suçluların öldürülmesinin serbest olduğu görüşündedir. Bu fikre kıyasen siyasi suçlu ta’zir cezasıyla öldürülebilir. Kısacası, ta’zir suçlarında hakimin yetkisi geniştir, birçok cezalar bir kısmını veya tamamını bağışlama yetkisi vardır.

 

 

Zafer GÜVENTüm Yazıları
Yorum Yaz