MENÜ

ŞEHİTLER HANIMI ATİKE BİNT ZEYD (R.ANHA)

142 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
ŞEHİTLER HANIMI ATİKE BİNT ZEYD (R.ANHA)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيم

Hamd Alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, Din gününün sahibi, bizleri kendi halimize bırakmayan, bizlere yol göstermek üzere kitaplar, peygamberler yollayan, günahlarımızı örten, affeden Allah’a mahsustur. Salat ve Selam son rasul, son nebi, kendisine itaat edilmediği sürece kurtuluşun asla mümkün olmadığı, yaşayan KURAN, Hz Muhammed(s.a.v)’e, Onun sahabesine ve derdi yalnızca Allah’ın rızası olan bütün Müslümanların üzerine olsun inşAllah.

Atike Mekkeli olup Kureyş kabilesine mensuptur. Babası Zeyd b. Amr b. Nufeyl’dir. Hayatında hiç putlara tapmayan ve onlar adına kesilenleri yemeyen bir insandı. Rasulullah(s.a.v)’e vahiy gelmeden önce Mekke civarında Beldah vadisinde karşılaştıklarında müşriklerin ikram ettiği yemeği putlar adına kesildiği için yemeyen Rasulullah (s.a.v)’e tabi olan ince düşünceli, yufka yürekli, şahsiyetli bir insan.

Atike Binti Zeyd kız çocuklarına kıymet verilmeyen bir dönemde Hak aşığı babasının sevgi, şevkat ve merhamet nazarında yetişti. Kız olsun oğlan olsun bütün çocukları Allah’ın bir emaneti olarak kabul eden, insana insan olduğu için değer veren bir aile ortamında büyüdü. İnsani ve ahlaki ölçülere sahip bir terbiye aldı. Vahşetten uzak kaldı. İnce düşünceli, nazik bir hanımefendi oldu. Akıllı, terbiyeli, eğitimli, duygulu ve heycan dolu bir hanımdı. Şiirler söylerdi. İlk evliliğini Medineye hicret ettikten sonra Ebu Bekr(r.anh)’ın oğlu Abdullah ile yaptı.

Atike güzelliği ile kocasını etkiledi. O kadar ki Abdullah’ın ona düşkünlüğü cihad ve benzeri sorumluluklarını gereği gibi yerine getirmemesine sebep oldu. Ticari ve dini hayatına engel edecek kadar ileri gitti. İşini gücünü bıraktı. Alış verişten uzaklaştı. İbadet hayatı zayıfladı. Hatta bir seferinde Cuma namazını kaçırdı. Onun bu hareketleri babasını üzmeye başladı. Ebu Bekir oğlunu düşünüyordu. İnsan ifrat ve tefrite kaçmamalıydı. İslam denge dini idi. Oğlunun ebedi hayatını düşünerek bir gün ona: “ Oğlum! Bu kadın senin din ve dünyana engel oluyor. Onu boşa” dedi. Ondan ayrılmasını istedi.

Burada bir duralım ve Hz Ebu Bekir’in bu tavrını anlamaya çalışalım. Ahiret kaygısı, ahreti kaybetme korkusu, sahabeyi öyle bir bürümüştü ki onlar her olaya bu gözle bakıyorlardı. Hz Ebu Bekir de oğlundan, ahretini kaybedecek kaygısıyla bunu istemişti. Karısından ayrılmasını istemesinin tek sebebi ona olan sevgisinin, dinini yaşamak hususunda fitne olması idi. Şimdi düşünmemiz gerek. Bizler çocuklarımız okusun, evlensin, iş, güç sahibi olsunlar diye düşünürken acaba bunun yanında ahiretlerini de kazansınlar diye düşünüyor muyuz? Onlara bu konuda destek mi oluyoruz yoksa onların önlerinde engel mi oluyoruz? Onlardan bir şeyler isterken derdimiz, kaygımız, korkumuz ahretlerini kazanıp kaybetmeleri mi yoksa dünyayı kazanıp kaybetmeleri mi?

Abdullah karısı çok severek ondan ayrıldı ama ona olan sevgisi ağır basıyordu. Acısını şiirler ile dile getiriyordu. Bir gece gönlünde kopan fırtınaları içli mısralarla şiire döküp terennüm ederken babası Ebu Bekir duydu. Oğlunun bu ıstırabını, hasret ve nedametini öğrenince yeniden Atike’ye dönmesine izin verdi. Abdullah Atike’ye gönlünü o kadar kaptırmıştı ki kendisinden sonra başka bir kocaya varmaması için ondan söz aldı. Ona bir bahçe bağışladı. Abdullah hicri 8. Yılda yapılan Taif muhasarasında aldığı bir ok yarasından Medine’de vefat etti. Atike kocasının dünyadan ayrılışına çok üzüldü. Elemini, kederini şiirlere döktü.

“ Ben peygamber ve sıdıktan sonra insanların en hayırlısı ile musibete duçar oldum.

Gözlerim onun gibi yiğit, kahraman birini görmedi.

Onun savaş meydanlarında ki sabır ve sebatı, düşman üzerine korkmadan saldırışlarını,

Döne döne hücum edişlerinin mükâfatını Allah verecektir.

O öyle bir bahadırdı ki ölünceye kadar çarpıştı.

Mızraklar kendisine çevrildiği halde yılmadan düşman içine daldı.

Ben artık hüzün ve elem dolu gözyaşlarıyla ağlamaya yemin etmişim.”

 

Atike sevgili kocası Abdullah’ın vefatıyla duyduğu acıyı unutamıyordu. Hayat devam etmekteydi. Acılar sevinçler hepsi birer imtihandı. İddet müddeti tamam olunca talipleri çoğaldı. İlk isteyeni Ömer(r.anh) oldu. Atike ilk kocasıyla arasında şartlı bir nikâh bulunduğunu söyledi. Abdullah’a verdiği sözü ileri sürdü. Ömer de “hele bir danış istişare et” dedi. Gönlünü tırmalayan suale cevap istedi. Ali(r.anh) ona: “ O bahçeyi Abdullah’ın mirasçılarına bırak. Onun varislerine geri ver. Daha sonra evlen” dedi. Atike bu cevap üzerine Ömer(r.anh) ile evlenmeye karar verdi. Yalnız ona bir şart koştu. Camiye cemaate gitmeye izin istedi. Ömer cemaatle namaz kılmasına engel olmayacağına dair söz verdi. Nikâhları kıyıldı. Ömer namaz kılarken mihrapta şehit edildiği sırada hanımı Atike de mescidde idi. Atike acılarını hep şiire dökerek ifade ederdi. Ömer(r.anh)’in şehadeti üzerine şöyle bir mersiye nakledilir.

 

“Soylu ve şerefli müminlerin emiri hakkında ağlamaktan usanma.

Ömer daima mazlumların yanında ve yardımında idi.

Ebu’l Fukara idi. Fakirlerin babası durumundaydı.

Savaş meydanlarının kahramanı ve korkusuz adamı idi.

Bundan böyle fukaraya söyle ki üzülsünler.

Zira ölüm Ömer’e ayrılık kasesini sundu…”

 

Atike ikinci acıyı da gönlüne gömerek hayatını sürdürmeye devam etti. Fakat tekrar talepleri gelmeye başladı. Zübeyr b. Avvam ile evlendi.

 

Şimdi bu kadının yaptığını yapanlar, hatta yapma teşebbüsünde bulunanlar, yani helal yol ile ikinci veya üçüncü evliliğini yapmaya kalkan kadınlar çok farklı kelimeler ile anlatılmaktadır. Sormak lazım senin ayıpladığın olay,  Allah’ın helal kıldığı iken sen Allah’ın helaline mi ayıp diyorsun? Sahabeyi ayıp işlemek ile mi suçluyorsun? Allah’ın haramları alenade işlenirken, insanlar Allah’ın kanunları ile dalga geçerken, Rasulullah(s.a.v)’in getirdikleri ile alay ederlerken neredesin? Gençler zina, fuhuş bataklığında boğulurken, Cehenneme yuvarlanırken, bunlar ayıp değil de helalinden 2. Evliliğini yapan, dinini, namusunu koruyan hanımların mı yaptığı ayıp? Dönüp hayatımıza bir bakalım. Kullandığımız kelimeler nerelere varıyor bir düşünelim. Hayatımızda ayıplarımızı, doğrularımızı, yanlışlarımızı yani kısacası yaşam biçimimizi, olayları değerlendirme ölçülerimizi Allah’ın dini mi belirliyor yoksa batıl olan şeyler mi? Unutmayalım ki Müslüman olan bir kişi Allah’ın helallerini çirkin görmez, Allah’ın haramlarını da güzel görmez. Allah’ın güzel dediğine güzel der, çirkin dediğine ise çirkin der. Bu onun akidesidir.

 

O devrin Müslümanı cihaddan cihada koşmaktaydı. Bir müddet sonra Cemel vakası vuku buldu. Bu savaşta Zübeyr(r.anh) şehid edildi. Onun içinde şiirler söyledi.

Atike binti Zeyd çok dindardı. İbadetine düşkündü. Bilgi ve becerikli idi. Şair ruhlu bir kadın sahabi idi. Atike’nin kadere inancı tamdı. Üçüncü kez dul kaldı. Halk arasında “ Kim şehid olmak isterse Atike ile evlensin.” diye nükteler yapıldığı rivayet edilir. Son olarak Hüseyin(r.anh) ile evlendiği onunda şehadeti gördüğü nakledilir.

Aynı gaye uğruna 4 eşini de feda eden, koca yürekli, sabırlı kadın. Aynı davaya baş koymuş, aynı emaneti yüklenmiş, aynı hedefe koşan insanlar. Sahabenin hayatında durmak yok, beklemek yok, oturmak yok. Allah için koşturan, Allah için yaşayan ve Allah için ölen insanlar onlar. Bugün “ benim kalbim temiz, namazımı kılıyorum, zina, içki, kumar, hırsızlık yapmıyorum daha ne yapayım” diyenler, Allah’ın dini hakim olsun diye, insanlar akın akın Cehenneme gitmesinler de Allah’ın dinini öğrensinler diye oradan oraya koşturan insanları anlayamazlar! ANLAYAMAZLAR! Dört eşini de aynı dava uğrunda kaybeden bu kadının talip olduğu Cennete bizler de talip iken o Cennet için eşlerimizi feda etmek ve akabinde sabretmek gerekseydi yapabilir miydik? Eşleri İslam için mücadele ederken eve geç geliyor diye, eşiyle, çocuklarıyla az ilgileniyor diye yapmadığı kalmayan kadınlar sanırım Atike Binti Zeyd’in gösterdiği tavrı gösteremezlerdi.

İşte sahabenin en çok kullandığı cümlenin hayat bulmuş halidir bu kadının yaşadığı hayat. Neydi o cümle. “ Anam babam sana feda olsun Ey Allah’ın Rasulu” Feda olsun senin yolunda, senin getirdiğin din uğrunda, senin getirdiğin dava uğrunda. Neyim varsa, benim dediğim ne varsa feda olsun. Peki aynı yol hala var iken, aynı dava hala var iken, aynı mücadele hala devam etmekte iken bizler de hayatlarımız ile “Anam babam sana feda olsun Ey Allah’ın Rasulu” diyebiliyor muyuz?

De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir. ( ENAM 162)

 

VELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

Erva ŞAHİDTüm Yazıları
Yorum Yaz