MENÜ

ŞEHADETLE GELEN BAĞLILIK

203 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
ŞEHADETLE GELEN BAĞLILIK

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Hamd, Allah (CC) içindir. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden, amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. Allah (CC), kimi hidayete erdirirse onu saptıracak yoktur. Kimi de saptırırsa onu hidayete erdirecek yoktur.

Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet ederim. O tekdir ve ortağı yoktur ve şehadet ederim ki Hz. Muhammed (SAV) O’nun kulu ve Rasulü dür.

Ey Allah’ım! Kolay, ancak senin kolay kıldığındır. Ve Sen dilersen hüzünleri, zorlukları kolay kılarsın. Salat ve selam Hz. Muhammed (SAV) aline, ashabına ve tüm zorluklara rağmen verdiği sözün şuurunda olan Müslümanlara olsun.

Kutlu gece yolculuğun ilk karşılaşmasının son sözleri insanoğlunun nasıl bir hayat yaşaması gerektiğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Allah(cc) ve Hz. Muhammed (sav) konuşmalarına şahid olan meleklerin vermiş olduğu tepkinin sözleri (Eşhedû ella laihe illAllah ve eşhedû enne Muhammeden abdûhû ve resûlûhû)  İslam’ın kapısını oluşturdu. Nasıl ki her sarayın bir kapısı varsa işte İslam sarayınında kapısı Kelime-i Şehadettir. İnsanlar girecekleri yerlere kapılarından girdiklerinde hoşnut karşılanırlar. Fakat kapının dışında bir yerden oraya girmeye çalışırlarsa ya oradan çıkarılır veyahut da yapmış olduğu bu hareket yüzünden hırsız olarak adlandırılır. Sonuç olarak cezalandırılırlar. Bu noktaları aklımızda tutarak bu kelimenin anlaşılması için peygamberimizin gönderildiği topluma ve oradaki insanların alemlerin rabbi olan Allah (cc) karşı inançlarına bir bakalım ve bu inançlarına rağmen kendilerine verilen müşrik vasfını neden aldıklarına bir bakalım.
Bilindiği üzere yeryüzünde yaşayan insanların hayatları iki yoldan biriyle devam etmektedir. Yani ya Hak üzere veyahutta Hakk’ın karşısındaki batıl üzere bir yaşantıyla devam eder. İkisin arasında bir yol yoktur. Nasıl ki bir insan hem evin içinde, hemde evin dışında olamıyorsa veyahutta dışarıyla içeriyi ayıran duvarında içinde de olamaz. Gerçek şu ki insan bir tarafın yaşam şekliyle şekillenmek zorundadır. Bunun için kendisine düşünme ve seçme işlemini yapabilmesi için akıl verilmiştir. Ya akılını vahiy yolunda kullanır kul olur veya heva hevesinin doğrularının yolunda gider kulluk dışı bir hayat yaşar. Ama asla ve asla iki hayatta bir kalp de yaşayamaz.
Mekke’ye şöyle bir göz atalım; onlar Kabe’ye hürmet eden ,orada ibadet eden, ziyarete gelenlere ikramlarda bulunan, Kabe’nin örtüsü cebinden değiştiren bir başkanları vardı. Fakat bunlara sahip olan bu yaşayışın insanlarına müşrik denmesinin sebebi neydi? Evet tek sebebi hayat rehberimiz olan Kur’an-ı Kerim’in emir ve yasaklarına uymayan yasalara ve yaşantılara sahiplerdi. Yani bir insan olduğu belde sebebiyle veya yaptığı ibadetlerle vasıflanmaktan daha çok nasıl yöneltildiğiyle ve kimin emir ve yasaklarıyla yaşıyorsa öyle vasıflanır.  Bu sebeble şehadet getiren herkesin nasıl hayat yaşaması gerektiğini gelinde kitabımızdan ve onu açıklamasını yapan alimlerimizden öğrenelim.
Değişmez hayat anayasamız olan kitabımızın ayetlerine dikkat edelim;
De ki; `Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Hiç kuşkusuz Allah bağışlayıcı ve esirgeyicidir.De ki; :Allah’a ve peygambere itaat ediniz.’ Eğer bu çağrıya sırt çevirirlerse hiç şüphesiz Allah kafirleri sevmez. (Al-i imran 31-32)
Bu ayetlerin tefsirinde Şehid Seyyid Kutup (r.a) şunları naklediyor; Allah sevgisi, ne laftan öteye geçmeyen bir iddia ne de insanın vicdanında kalan bir aşktan ibarettir. Bu sevgi, Allah’ın Resulüne bağlılık, O’nun gösterdiği yolda yürüme, O’nun yaşam biçimini gerçekleştirme ile ortaya konur. İman da söylenen sözler, coşan duygular, yerine getirilen sembolik ibadetler değildir. İman; ancak Allah’a ve Resulüne bağlılık, Peygamberin getirdiği Allah’ın buyruklarına göre hareket etmedir.
İmam İbn-i Kesir, tefsirinde otuzbirinci ayetle ilgili olarak diyor ki: “Bu ayet-i kerime, Allah’ı sevdiğini iddia ettiği halde Muhammed’e tâbi olmayan herkese karşı kesin bir hükümdür. Böyle bir iddiası olan kişinin, tüm sözlerinde ve eylemlerinde Muhammedi yaşayışı ve O’nun tebliğ ettiği dini izlemediği sürece, bunun yalancı olduğuna hükmedilir. Nitekim Sahih (hadiste) sabit olduğuna göre Resulullah (salât ve selâm üzerine olsun) `Kim bizim emretmediğimiz bir işi yaparsa o iş reddedilmiştir’ buyurmuştur…”
İkinci ayet hakkında ise; “De ki: Allah’a ve Resulüne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse.. ” Yani emrine aykırı hareket ederlerse “Allah, kâfirleri sevmez… Ya da ona aykırı hareket etmenin küfür olduğunu belirtiyor. Allah bu nitelikte olanları sevmez, isterse O, Allah’ı sevdiğini iddia edip O’nu savunsun.
İmam İbn-i Kayyim el-Cezviyye, Zadu’l Meâd adlı eserinde diyor ki:

“Peygamberin gerçekten Peygamber olduğuna ve onun doğru söylediğine şahitlik eden ehl-i kitap ve müşriklerden pek çoğunun bu şahitliklerinin onların İslâm’a girmeleri için yeterli olmadığı gerçeği üzerinde düşünen herkes, İslâm’ın bunun ötesinde bir olgu olduğunu kavrayacak, İslâm’ın sırf kuru bir tanımadan ibaret olmadığını fark edecektir. Yine, Onun yalnız tanıma ve kabul etmeden ibaret olmadığını öğrenecek, İslâm’ın hem tanıma, hem kabul etme, hem bağlılık, hem itaat etme zorunluluğu hem de içiyle-dışıyla boyun eğme olduğunu anlayacaktır…”

Bu dinin öyle belirgin bir gerçeği vardır ki, bu gerçek olmadan ondan söz edilemez. Bu gerçek de, Allah’ın yasasına itaat etmek, Allah’ın Resulüne bağlanmak ve Kur’an’ın hükümlerine teslim olmak gerçeğidir. Bu, İslâm’ın getirdiği şekliyle Tevhid inancından kaynaklanan bir gerçektir. Bu da uluhiyette birlik inancıdır. İnsanların kendisine ibadet etmesi, emrine bağlılık göstermesi, yasasının onlar arasında uygulanması, kendisiyle muhakeme olunacakları ve hükmüne razı olacakları değer ve ölçüleri belirlemesi ancak bu yegâne uluhiyetin hakkıdır. Buradan da, insanın hayatında ve bütün ilişkilerinde hakimiyeti yalnız Allah’a veren egemenlikte birlik bilinci ortaya çıkar. Nitekim, evrenin tüm işlerinin idaresinde hakimiyet yalnız ve yalnız Allah’ındır. İnsan da bu koca evrenin küçük bir parçasından başka bir şey değildir.
Muhakkakki Kelime-i şehadetle alakalı yazılacak çok şeyler vardır, fakat özü anlaşılmamış hiç bir söz ve yaşantı kişiye fayda vermez. Rabbim anlamayı ve yaşamayı nasip etsin.

Sözümüzün başı olduğu gibi sonu da Alemlerin Rabbine Hamddır.

الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

 

Musab YILMAZTüm Yazıları
Yorum Yaz