MENÜ

ŞAHİD OLMAK

115 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
ŞAHİD OLMAK

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd kendisinden başka ilah olmayan, mutlak manada tek güç ve kudret sahibi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam tüm peygamberlerin ve onları takip eden tabilerinin üzerine olsun.

İslâm için şahid olmak; ilk olarak kişinin kendi nefsinden başlar. Sonra ailesinden ve daha sonra aşiretinden. İslâm’ın pratik bir örneği olarak şahitlik yapılır.

Şahitlik, İslamın gerektirdiği hayat nizamını eğilmeden, yorulmadan, yıkılmadan, taviz vermeden, dimdik ayakta durarak etrafımıza yansıtabilmektir. Müslüman olduğunu söylemek bir çok hayat tarsi içinde İslam’ın ön gördüğü hayatı seçtiğini söyleyip, o hayat tazına yani İslam’a teslimolmaktır. Müslüman olduğunu söyleyip İslam’a göre yaşamamak ise İslam’ı öğrenmek isteyenlere yaşantımızla İslam’ı yanlış tanıtmak olur ki, İslam’ın yalancı şahitleri olmaktan Allah’a sığınırız. İslamın yalancı şahitleri (yani hayatlarıyla İslam’ın yanlış öğrenilmesine sebep olanlar) kendi nefsi sorunlarını aşmadan veya tam anlamıyla teslim olmadan İslam’ı anlatmaya çalışanlardır. O yüzden kişi öncelikle kendi nefsinden işe başlamalıdır. “Çünkü Allah Teâlâ şuara suresinde, işe önce Hz. Peygamber’den başlayıp, onu, Kendisinin (Allah’ın) yanısıra bir başka ilaha ibadet etmesi halinde tehdit etmiş;

Sakın Allah ile beraber başka bir ilaha kulluk edip yalvarma, yoksa azaba uğratılanlardan olursun. (Şuara 213)

ve sonra O’na, Önce “Yakın akrabalarını uyar.” (Şuara 214) ayeti ile kendisine derece derece yakın olanları bu dine davet etmesini emretmiştir.”

 

Bu ayeti kerimeler hakkında Fahrettin Razi, Tefsiri Kebir adlı eserin de şöyle diyor:

Bu böyledir, çünkü insan işi önce kendisi sıkı tutar, sonra akrabalarını yakınlık derecelerine göre bu işe davet ederse, hiç kimsenin bu hususta bir tenkidi olamaz, söylediği söz son derece faydalı, hükümleri alabildiğine geçerli ve tesirli olur.

 

O yüzden bir mümin için başlangıç çok önemlidir. Kendi nefsinde düzelemeyen bir kişinin ne yakınlarına ne de ümmete bir faydası olamayacaktır.

Yalancı şahitlikten uzak durmak ve işe önce kendi nefsimizden başlamak için Furkan suresinden birkaç ayeti dikkate alalım;

 

Furkan 72- Ve onlar ki, yalan şahitlik etmezler, boş bir şeye rastladıkları zaman vakar ile (oradan) geçip giderler.

73- Kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında ise, onlara karşı sağır ve kör davranmazlar.

ELMALILI : LAĞIV, faydasız veya zararlı olduğundan terk edilip ortadan kaldırılması bir görev olan lüzumsuz şeyler demektir ki, dilimizde lağviyyat (boş söz ve işler) diye anılır. Bazıları, taat (kulluk) olmayan şeyler diye tefsir etmişlerdir, fakat mubah olan şeyler taat olmamakla birlikte lağıv (boş şeyler) de değildir. Yani lağviyyata girmezler, fakat yolları düşer, rastgelirlerse vakar ile onurlu bir şekilde (oradan) geçer giderler. Bunun tefsiri, Kasas Sûresi’ndeki “Onlar, boş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve ‘Bizim işlerimiz bize sizin işleriniz size. Size selam olsun. Biz kendini bilmezleri (arkadaş  edinmek) istemeyiz’ derler” (Kasas, 55) âyetidir.

Ve yine rahman olan Allah’ın kulları, yalan yere şehadet etmezler. Boş söz veya çirkin bir davranışla karşılaştıkları zaman vakarla oradan geçip giderler.

TABERİ : Allahü teâlâ bu âyet-i kerime’de de salih amel işleyen kullarının sıfatlarını zikretmektedir. Bu âyette geçen “Yalan yere şehadet etmezler.” ifadesi,

Dehhak ve İbn-i Zeyd tarafından “Allah’a ortak koşmazlar.” şeklinde,

Mücahid tarafından “Şarkı dinlemezler.”

İbn-i Cüreyc tarafından “Yalan söylemezler.” şeklinde izah edilmiştir.

Taberi, kelimenin aslının “Bâtıl bir şeye şehadet etmezler.” mânâsında olduğunu bu itibarla bu ifadenin bu izah şekillerinden hepsini kapsadığını söylemiştir.

Âyet-i kerime’nin son bölümünde, rahman olan Allah’ın kullarının: “Boş söz veya çirkin bir davranışla karşılaştıkları zaman vakarla oradan geçip gidecekleri.” zikredilmektedir. Burada geçen boş söz ve çirkin davranıştan maksat, bazı müfessirlere göre, edepsizce söylenen sözlerdir.

Bazılarına göre de, müşriklerin tavır ve hareketleridir.

Diğer bazılarına göre ise bunlar, bütün günahlardır. Taberiâyet-i kerime’nin, bütün bu görüşleri kapsadığını zikretmektedir.

Fahreddin Razi : Zûr Kelimesinin İzahı : Ayette bahsedilen “zûr” ile, yalancı şâhidlik manası kastedilmiş olması muhtemeldir. Buna göre mana, “Onlar, yalan yere şâhidlik etmezler” şeklindedir. Yine bununla, yalan konuşulan yerlerde durmama manası da kastedilmiş olabilir. O zaman bu ayet tıpkı, “Onlar bir başka söze dalıncaya kadar, onlardan yüz çevir” (Enam, 68) ayeti gibidir. Yine bununla, uygun olmayan şeylerin geçtiği hiçbir yerde bulunmama manası da kastedilmiş olabilir. Böylece bunun içine, müşriklerin bayramları ile fasık-fâcirlerin toplantıları da girer. Çünkü şer ehline karışıp, onların işlerine müşahede eden, onların toplantı yerlerinde bulunan, bütün bu günahlarda onlara ortak olmuş olur. Çünkü orada bulunma ve seyretme o işe razı olmanın delilidir. Hatta bu, o işlerin yapılmasına ve gelişmesine bir sebeptir. Çünkü onları o işi yapmaya sevkeden şey, seyredenlerin onu hayranlıkla seyredip, arzu ile bakmasıdır. İbn Abbas (radıyallahü anh) şöyle demiştir: “Bununla Allah’a ve Resûlullah’a iftira edilen, onlar hakkında atılıp-tutulan, yalan-yanlış konuşulan meclislerde bulunmama kastedilmiştir.” Muhammed b. Hanefiyye ise “Zûr, şarkı-türkü söylemektir” demiştir. Bil ki bütün bu izahlar, ayetin muhtevasına dâhildir. Fakat “zûr” kelimesinin, “yalan” manasına kullanılması daha yaygındır.

Lağv : En doğru görüşe göre, “lağv”, boş ve faydasız şeylerden sayılıp, terkedilmesi gereken her şeydir. Bazı alimler bunu, “Allah’a taat olmayan her şey” diye tefsir etmişlerdir. Bu zayıftır. Çünkü taat olmayıp mubah olan işler, lağv sayılmaz. Binâenaleyh ayetteki bu ifadenin manası, “Onlar ehl-i lağve yani boş ve faydasız şeylerle meşgul olanlara rastladıkları zaman” (vakar ile geçer giderler) şeklindedir.

 

Bilindiği üzere peygamberlerin sıfatları vardır. Sıdk, emanet, fetanet, ismet, tebliğ.

Peygamberimizin (sav) bu beş sıfatıyla tanındıktan sonra peygamberlik görevi verilmişti.

Davetinin etkili olmasının yolu bu beş vasfı devamlı üzerinde bulundurmasıydı.

Resulullah sav bize bir şahittir. İslam’ı nasıl yaşamamıza yaşantısıyla şahid olan bir önder.

Resulullah (sav)’e kırk yıllık bir süreçten sonra kutsal görevi üstlenince ilk davetini ailesine yönelik yapmıştır. Kendi evinde İslam’ı yaşamayan ve ailesine örnek olamayan bir kişi ümmete nasıl önder ve örnek olabilir ki? Ümmete derdini nasıl anlatacak ki? O yüzden Resulullah sav önce kendisi inen vahye teslim olmuş sonra ailesinden başlayarak insanları esfeli safilinden kurtarıp, alai illiyyine yükselmeleri için çalışmıştır.

Rabbim bizleride Rasulü’ne uyan, nefsini arındıran ve ümmete faydalı olan kullarından eylesin (AMİN)

 

Ahmed ERZURUMİTüm Yazıları
Yorum Yaz