sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolar
DOLAR
8,4396
EURO
10,0747
ALTIN
492,32
BIST
1.393
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
34°C
Ankara
34°C
Açık
Pazar Az Bulutlu
34°C
Pazartesi Az Bulutlu
34°C
Salı Sıcak
36°C
Çarşamba Sıcak
35°C

RASULULLAH’I (SAV) SEVMENİN FAZİLETİ

RASULULLAH’I (SAV) SEVMENİN FAZİLETİ
12.05.2021
0
A+
A-

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd; Alemleri yoktan var eden,  Rahman ve Rahim, Din günün sahibi, kendisinden başka bir ilah bulunmayan, yarattıklarını rızıklandıran, yegâne Hakimiyetin sahibi olan Allah (c.c.)’ya mahsustur.

Salat ve Selam;  Alemlere rahmet olarak gönderilen, kendisine itaat edilmedikçe kurtuluşun asla mümkün olmayacağı, Allah (c.c.)’ın dininden asla taviz vermeyen, , müminlere karşı şefkatli, kâfirlere karşı ise şiddetli olan Rasulullah(sav)’a, aline, ashabına ve onun izinden giden müminlerin üzerine olsun inşaAllah.

Bütün peygamberlere olduğu gibi son peygamber Hz. Muhammed’in (sav) peygamberliğine de iman etmek İslam’ın bir emridir ve Müslüman olmanın şiarlarından birisidir. Zira Allah(c.c.), insanlık tarihi boyunca insanlarla iletişimi daima onlar arasından seçtiği peygamberler aracılığıyla kurmuştur. Diğer yandan Allah(c.c) , Rasulullah’ı(sav)  Alemlere rahmet olarak gönderdiğini haber vererek vahyin geldiği dönemden kıyamete kadar gelecek tüm insanlığa rehber ve yol gösterici olduğunu belirtmiştir. Dünyada mümin olabilmek ve ahirette saadete erebilmek, ancak onun getirdiği ve bizzat uygulamasıyla hayat bulan ilahi buyruklara uymakla mümkündür. Dolayısıyla bir Müslüman için Rasulullah’ı (sav) sevmek en temel vazifelerden birisidir.

İbni Kayyım(rh.a) der ki; Hak olsun batıl olsun her eylemin esasını  sevgi teşkil eder. Hak olsun batıl olsun her eylemin esası sevgi olduğuna göre: Dini eylemlerin esası Allah ve Rasûlünü sevmek, dinî sözlerin esası Allah ve Rasulünü tasdik etmektir. Allah ve Resulünü tam sevmeye engel olan ve bu sevgiyle çatışan her istek veya tam imanı engelleyici her türlü şüphe ya imanın esasıyla çelişir ya da onu zayıflatır. Peygamber sevgisi imandan neşet eden bir sevgidir ve imanın doğal bir sonucudur. Allah’ın sevgisini kazanmak isteyenin yolu Peygambere itaatten geçmektedir. Allah(c.c) ayette şöyle buyurmaktadır:

 “De ki: -Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir” [Al-i imran 31]

Allah’ın kulunu sevmesinin şartı Rasulüne itaat etmektir. Peygamber sevgisi, tercih değil iman etmenin zorunlu bir sonucudur. Allah ve Resulünü her şeyden ve herkesten çok sevmek bir dava insanın davet görevini yerine getirirken, ihtiyaç duyacağı en önemli azık ve azim kaynağı olacaktır. Allah ve Resulünü sevmek ancak Allah tarafından Resulüne ve O’ndan da bize bildirilen bu mükemmel dine tabi olmakla mümkün olur. Allah Rasulünü sevmek, O’nun gibi yaşamak, O’nun hissettiğini hissetmek ve O’nun davasını dava edinmektir. Ashabının yaptığı gibi, O’nun ağladığına ağlamak, O’nun güldüğüne gülmek, O’nun hüzünlendiğine hüzünlenmektir. Yine ashabının yaptığı gibi O’nunla her konuşmada, konuşmaya, “Anam babam sana feda olsun ey Allah’ın Resulü” diye başlayabilmektir.

 “Peygamber, mü’minler için kendi nefislerinden daha evladır… “ [Ahzab 6]

Sahabe Allah Resulünü, nefisleri de dahil her şeyden öne çıkarmayı başarmış bir nesildi. Onlar, Rasulullah(sav) tarafından kendilerine bir soru yöneltildiğinde, söze “Allah ve Resulü daha iyi bilir” diyen kimselerdi. Rasulullah(sav) sevgisinden, küfre düşmekten korkmaktan bahsedip de ashabın meşakkat görmüşlerinden olan Zeyd İbn Desinne (r.a) ve Hz.Ebubekir’i (r.a) anmadan ve nasıl bir davaya sahip olduklarını, Allah’a ve Resulüne sevgi ve bağlılıklarını anlamadan bu sevgi bağı anlaşılamaz…

Medine civarındaki kabilelerden ikisi, Peygamber efendimize gelip kendilerine İslam’ın esaslarını göstermek, Kur’an öğretmek için birkaç öğretici eleman istemişlerdi. Resulullah(sav) da bunlara, Asım(r.a), başkanlığında 10 kişilik bir heyet göndermişti.  Kafïle yolda “er-Recî'” denilen yere vardıklarında, birden bire bir çete tarafından etrafları çevrildi. Bu İslam’ı anlatmak üzere yola çıkmış sahabe grubu dağa sığınarak kendilerini savunmak zorunda kaldılar. Onlardan sekiz kişi şehid edildi. İkisi ise hayatlarını korunmak şartıyla teslim oldular.

 

Zeyd İbn Desinne (r.a)  ile Hubeyb bin Adiy (r.a)  ismindeki bu iki yiğit dava adamı , Mekke’ye götürüldü ve Kureyş’lilere satıldı. Desinne oğlu Zeyd’in şehit edilmesinde, Mekke’nin bütün ileri gelenleri bulundu.

Ebu Süfyan, kendisine; “Doğru söyle, ailene dönmek üzere hayatının kurtarılması için, şimdi senin yerinde Muhammed’in bizim elimizde öldürülmesini tercih etmez misin?” diye sordu.

Zeyd(r.a)  hiç tereddüt etmeden cevap verdi:

“Asla! Benim hayatım Hz. Peygamberin hayatı yanında bir hiç hükmündedir. Canımın kurtarılacağını bilsem dahi, Hz. Peygamberin, değil burada öldürülmesini, Medine de ayağına bir dikenin batmasını bile istemem.  “dedi.

Bu kuvvetli ve sarsılmaz iman karşısında Ebu Süfyan dayanamayarak; “Gerçekten kabul etmek gerekir ki hiç kimse, Muhammed’in ashabının, Muhammed’i sevdiği gibi, başkasını seven hiç kimseyi görmedim!” dedi.

 

İşte sevgi budur, bağlılık budur, teslimiyet budur. İşte, Allah ve Resulünü her şeyden ve herkesten çok seven, Allah için sevip, Allah için buğzeden ve İslam’dan dönmektense ölümü tercih eden ve dolayısıyla de imanın lezzetini tadan iman ve İslam nimetini idrak eden örnek sahabe nesli…

 

Miraç hadisesinde Seven bir kalbin tavrı da cümlelere şöyle dökülmüştü. Müşrikler hadiseyi duyunca soluğu Hz.Ebubekir’in(r.a)  yanında alırlar.

“Arkadaşın, bir gece içinde Mescid-i Aksâ’ya gittiğini, oradan da göklere çıkıp sabah olmadan tekrar Mekke’ye geldiğini söylüyor. Bakalım buna ne diyeceksin?” dediler.

“O ne söylüyorsa doğrudur! Çünkü O’nun yalan söylemesine imkân ve ihtimal yoktur! Ben, O’nun her getirdiğine peşinen inanırım…” dedi…

Hayreti, mantık ölçüleriyle ölçmemişti. Bunu aklım almıyor dememişti. O inanmış ve sevmişti. O’nun nefsinden bir şey konuşmayacağını biliyordu. Sevenin tavrınının nasıl olması gerektığini bizlere gösterip hayatları pahasına imanlarından vazgeçmiyorlardı.

 

Rasulullah’ın(sav) söyledikleri, kendi mantık ölçüsüne uymadığı zaman pervasızca kelam etmeye sahip bir yürek bunu anlayabilir mi? Hiç sanmıyorum!

Biz ve onlar! Hepimizin sevgisi terazinin bir kefesine, onlardan birinin sevgisi diğer kefesine konsaydı tartabilir miydik?

 

Gerçekten, günümüzde sahabenin bu duyarlılığını gösteren kişilere ne kadar da ihtiyaç var. Allah’ın emirlerinin yürürlükten kaldırıldığı, Resulünün hayat tarzının unutturulmaya çalışıldığı, Allah’a(c.c) ve Rasulü’ne(sav) her türlü alçakça hakaretleri yapanların türediği böylesi bir zaman ve mekanda acaba Allah ve Resul sevgisi nasıl olmalıdır?

Günümüzde bu sevgi, Allah’ın emir ve yasaklarının yeryüzünde yeniden hâkim olması için mücadele etmekle, Rasulullah’ın(sav) sünnetine sımsıkı sarılmakla, Allah ve Resulüne karşı yapılan saldırıların karşısına dikilmekle, bu noktada duyarsız kalmamakla, Allah ve Resulünün düşmanlarını düşman, dostlarını dost edinmekle bu sevgi gerçekleşir. Bu yüce sevgi insanın hayatını anlamlandırır, Allah’a doğru giden yolda mesafe katettirir, şuur yüksekliğine eriştirir ve o zaman kişi fazileti elde eder.

Bu yolun yolcuları olan dava insanları, her gün kendilerini muhasebeye çekmeli ve Allah ve Resulünü gerçekten ne kadar sevdiğini, sevdiği diğer tüm varlıklarla mukayese ederek kendini ölçmelidir.

Allah(c.c) bize ayette de buyurduğu gibi;

De ki; “Eğer babalarınızı, evlâtlarınızı, kardeşlerinizi, eşlerinizi, hısım-akrabanızı, kazandığınız malları, bozulmasından korktuğunuz ticareti ve hoşunuza giden evleri, konakları Allah’dan, Peygamber’den ve Allah yolunda cihad etmekten daha çok seviyorsanız Allah emrini gerçekleştirinceye, yapacağını yapıncaya kadar bekleyiniz. Allah yoldan çıkmışlar güruhunu doğru yola iletmez. “[Tevbe 24]

 

Terazide, Allah(c.c) ve Rasulü’nün(sav) sevgisinin konulduğu kefe, diğer şeylerin sevgisinin konulduğu kefeden kesin bir kararlılıkla daha ağır gelmiyorsa, kişi kendisini hesaba çekmelidir. İlahi uyarılarla yeniden ve tekrar baştan muhattap olarak kendine çeki düzen vermeli ve yeniden misyonunun idrakine varmalıdır. İşte bu duyarlılık ve hassasiyet, mü’minleri daha da Allah ve Resulüne yaklaştıracak,  Allah ve Resulüne daha derinden bir sevgi ve bağlılık duyacak ve bu sevgi zamanla derinleşecek, coşkun sevgi seline dönüşecektir. İşte Allah Rasulü’nü(sav) sevmenin fazileti kişinin hayatında o zaman tecelli edecektir.

Rabbim sevgisinin gereğini yerine getiren kullarından eylesin inşaAllah..

 

VELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.