MENÜ

Muttakilerin sıfatı-2

117 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
Muttakilerin sıfatı-2

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

 Hamd âlemlerin Rabbi, Maliki, ölümü ve hayatı biz kullarının hangisinin daha iyi amel işleyeceğini belirlemek için yaratan, yolundan gidildiği takdirde emniyetin elde edildiği Allah (cc)’a aittir.

Salat ve selam rehberimiz ve önderimiz, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (sav)’e onun ehli beytine, dinin yaşanması konusunda bizlere örneklik teşkil eden Ashabına, bugüne kadar yaşamış ve yaşamakta olan tüm Müslümanların üzerine olsun

ALLAH(cc) hidayete erenin muttaki olduğunu beyan ettikten sonra muttakinin sıfatını yani yaptığı amelleri zikrediyor;

Bakara 3: “Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.”

 

Onlar gayba inanırlar: Onlar gayba iman eden kimselerdir. Gayb;Gâ-be fiilinin mastarı olup, gözden ve duyulardan gizli olan, görülüp bilinmeyen anlamınadır.

Gayb; Duyularla algılanama­yan, insanın deney ve gözlemlerine konu olmayan, Allah, cennet, ce­hennem, melek, vahiy, öldükten sonra dirilmek, hesap, kitap gibi tadı­lıp koklanamayan, ölçülüp tartılamayan Allah’ın verdiği haberlerdir ki, işte bunlara iman gayba imandır. İslam inanışına göre görünmez anlaşılmaz yani akıl ve beş duyu ile algılanamaz âlem. Gayb, görülenin zıddıdır ve Gayb görülenden üstündür.

Gayb, bilginin konusu değil imanın konusudur. Gaybı bilen kişi üstün değil, gayba inanan kişi üstündür. Çünkü gayb’ı bilme türünde bir kulluk istememiştir Allah(cc) bizden. Eğer gayb’ı bilme, gayp’tan haber­dar olma gibi bir sorumluluğumuz olsaydı işimiz kolay olurdu  bugün. Yahudiler,hırıstıyanlar,müşrikler de gaybı biliyor, bu bilgi onları ALLAH’a yakınlaştıracağına uzaklaştırıyor çünkü mesele gaybı bilmek değil ona iman etmektir.Zaten imanın şartlarına baktığımızda Kur’an’ı Kerim’in dışındakiler şuan bizlere gayb. ALLAH’ı(cc) görmüyoruz, Peygamberleri görmüyoruz, melekleri görmüyoruz,  kaderi görmüyoruz, ahireti görmüyoruz,  mesele bunları bilmek öğrenmek  değil, bunlara kalp ile iman etmektir.

Gayb ikiye ayrılır 1-Mutlak gayb   2-İzafi gayb

1:Mutlak gayb: Mutlak gaybı Allah’ın zatı, meleklerin mâhiyeti, kıyamet, ahiret, cennet, cehennem gibi insanın kendi imkan ve yetenekleriyle hiçbir şekilde bilgisine ulaşamayacağı alan oluşturur.

2:izafi gayb: İzâfi gayb ise yer, zaman, imkân ve yetenek gibi nedenlerle bazı insanların bilgisine ulaşamadığı, buna karşılık bazı insanların bilgisi içinde olabilen olay ve olgulardır.

Gaybı ALLAH’ın dışında hiç kimse bilemez çünkü ALLAH(cc) gaybın anahtarını peygamberlerine bile vermemiştir. Eğer bugün biri çıkar ben kalblerinizden geçeni bilirim(haşa), derse veya gelecekle alakalı kesin birşeyler söylerse bilinki o kişi ilah olduğunu idda ediyor demektir. Çünkü ALLAH(cc) kendisinin bildirdikleri dışında hiç kimse gaybı bilemez.

Bir konaklama yerinde Resulullah (s.a.s)’in devesi Kasvâ kaybolmuş ve aramalara rağmen bulunamamıştı. Müslüman gözüken  münafık; “Kendisinin peygamber olduğunu söyleyen ve size göklerden haberler veren Muhammed, bugün kaybolan devesinin yerini bile bilmiyor.” diyerek müminlerin kalbine şüphe sokmaya çalışıyordu. Bunu haber alan Resulullah (s.a.s), Cebrail’in (a.s) haber vermesi üzerine devenin bulunduğu yeri ve ipinin bir dala takılı bulunduğunu bildirdi ve ordakileri topladı ve “Allah’a yemin olsun ki, ben ALLAH’ın kulu ve Rasuluyum gerçekten bir şeyi Allah bana bildirmedikçe gaybı bilemem.” buyurdu. Gerçekten o yana giden sahabiler deveyi bulup getirdiler (İbn İshak, İbn Hişâm, Sîre, IV, 166, 167).

En’am 59:Gaybın anahtarları O’nun katındadır, onları O’ndan başkası bilmez, karada ve denizde olanları O bilir ve bir yaprak düşmez ki, onu O bilmesin; ne toprağın karanlıklarında bir tane, ne de kuru ve yaş hiçbir şey yoktur ki, o herşeyi açıklayan Kitap’ta bulunmasın.”

Onlar Namazı dosdoğru kılarlar: Namazın kelime anlamı: Arapçası “salât” olup, çoğulu “salavât”tır. “Dua, hayırla dua’’ anlamına gelen, Müslümanların yaptıkları, bazı hareketleri de kapsayan bir ibadet türüdür.

Din ıstılahında ise Namaz, “Peygamberimizin uyguladığı şekilde yerine getirilen, kalp, dil ve bedenle birlikte yapılan bir ibadettir.” Namaz, tekbir ile başlayıp selâm ile son bulan, belli fiil ve sözleri içine alan bir ibadettir. Allah’a karşı tesbîh, ta’zîm ve şükrün ifadesidir. Namaz, Kur’an’da doksandan fazla ayette zikredilir.

Yüce Allah, ilk insan ve ilk peygamber Adem (a.s.)’den itibaren bütün insanları “namaz” ibadeti ile sorumlu tutmuş ve bütün peygamberler, kavimlerine “namaz” kılmalarını emretmişlerdir.

Namaz, bizi yaratan, yaşatan, sayısız nimetleri veren yüce Allah’a karşı bir kulluk görevimizdir. Namaz kılanlar, Allah’ın emrini yerine getirmiş, kulluk borçlarını ödemiş ve Allah’ın hoşnutluğunu kazanmış, dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşmuş olurlar.

Dikkat edilirse ALLAH(cc) onlar namazı eda eder demiyor, namazı dost doğru kılarlar, bu ise namazın sadece seccade üzerinde kalmaması hayatına sirayet etmesi gerek diğini bildiriyor. Gerçek anlamda Allah’a secde eden ve gece-gündüz Allah’a bağlı olan kalp, varlığı gerekli olan (vacib-ul vücud) Allah’a sebep yolu ile bağlı olduğunun bilincinde olur,  yeryüzüne  bağımlı olmaktan, yeryüzü ihtiyaçları içinde kendini kaybetmekten daha yüce bir hayat gayesi benimser, yaratanla doğrudan ilişkide olduğu için diğer yaratıklar karşısında kendini daha güçlü hisseder. Bütün bunlar insan vicdanı için güç kaynağı olduğu kadar takva ve kötülüklerden kaçınmanın da kaynağıdır.

Namaz, ALLAH(cc) ile insanlar arasındaki bir bağ onunla konuşmasıdır, insanın yapmış olduğu yanlışlardan pişman olacağı tövbe edeceği yerdir. Namaz insanın kul olarak yaratıldığı bilincinde tutandır ve Ahirette  vereceği hesaba hazırlamaktır. ALAH(cc) insanlara vermiş olduğu nimetlere insanın şükretmesidir namaz . Namaz dinin direğidir. Müslümanın Yaratıcı’yla irtibatını sürekli canlı tutan namazdır. Bu itibarla namaz konusunda gevşeklik göstermemek gerekir. Ancak, namaz şekilden ibaret kalmamalı, bir zevk haline dönüştürülmelidir. İslam inancına göre Yüce Yaratıcı, her türlü eksiklikten uzaktır. Her şey ona muhtaçtır. O, hiçbir şeye muhtaç değildir. Varlığı kendindendir. Halbuki onun dışındaki bütün varlıkların varlığı O’na bağlıdır. İşte insan, kendisini var eden Yaratıcıyla irtibatını devam ettirebilmek için Allah’a ibadet etmeye muhtaçtır. Buna göre namaz, irade, akıl, duygu ve bunun sonucu olarak iman sahibi bir kişi için, istemeye istemeye yerine getirmek zorunda kaldığı bir külfet değil; tam tersine, tıpkı bir âşığın, mâşukuna karşı duygularını anlatmak için can atması gibi zevkle ve büyük bir arzuyla yerine getirmek isteyeceği bir ibadettir.

(devamı gelecek inşa ALLAH)

Mücahid ERDEMTüm Yazıları
Yorum Yaz