MENÜ

MİKDAD BİN AMR (RA)

359 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
MİKDAD BİN AMR (RA)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

 

Takva sahibi kullarına rızasına giden yolu kolaylaştıran , onlara hidayet yollarını açıkça gösteren ve Allah’ın (cc) Rasulu  ‘ne (sav) tabi olmayı da hidayete delil kılan , Kendisinden başka İlah olmayan Allah Azze ve Celleye yerler ve gökler dolusu  Hamd-u senalar olsun. Salat ve Selam Kainatın efendisi  Müminler için güzel örnek , kafirler için korkulu bir rüya olan  Hz Muhammed (sav)’e tertemiz Ehl-i Beytine ve Sahabesinin üzerine olsun. Allah’ın (cc) kalplerine imanı yazdığı , Rab olarak Allah’ı (cc) , Din olarak İslamı , Rasul olarak Hz Muhammed (sav) ‘i seçen ve gereğini  diliyle , kalbiyle , ve azalarıyla yerine getiren , Sahabe gibi yaşamayı da hidayet üzere kalmak için  bir mücadele bilen  bütün müminlere selam olsun. Allah’tan (cc) Başka İlah yoktur.

Selamun Aleykum. Bu ayki konuğumuz  dava arkadaşlarının değimiyle  ‘’ Atının kendisiyle Allah (cc) yolunda cihada yürüdüğü ilk kişi.’’ Mikdad Bin Esved (ra). Mikdad Bin Esved  dediğimiz bu kahramanımız aslında Mikdad Bin Amr dır’ (ra). Cahiliye döneminde Esved bin Abdüyagus ile anlaşma yapmış , oda kendisini evlatlık almıştı. Bu nedenle Mikdad Bin Esved diye çağırılmaya başlanmıştı. Fakat ‘’ evlatlık edinmeyi’’ ortadan kaldıran ayet inince babası Amr Bin Sad’a nispet edilmeye devam edildi.

Mikdad Bin Amr (ra) İslam’a ilk girenlerdendi. Azılı İslam düşmanlarının işkencelerine dayanmış, yılmayıp davasından vazgeçmeyerek Müslümanlığını açıkça ilan eden yedinci kişi olmuştu. Sahabenin Mekke döneminde gördüğü işkenceden bahsetmeyeceğim. Hepimiz bunu ayrıntılarıyla  biliyoruz. Ancak dikkat çekmek istediğim nokta şudur ki onlar İşkenceye maruz kalıyorlar, eziyetler görüyorlar , açlıkla sınanıyorlar , ailelerini , kardeşlerini kaybediyorlar  ama yinede  İslam davası uğruna verdikleri mücadelede gevşeklik göstermeyip üstlerine düşen vazifeyi layıkıyla yerine getiriyorlar. Bu olaylar onların şuurlarını eksiltmiyor,  aksine daha da arttırıyor.  Bugün ise bizler onların nübüvvetin ilk yıllarında gördükleri işkence , açlık , öldürülme gibi olayları görmememize rağmen ufak tefek sorunlar, imtihanlar hemen mücadelemizi , şuurumuzu etkileyebiliyor. Kesata uğrayan bir ticaret, veyahutta  çevremizden incitici bir söz işitmek bizim kafamızı meşgul edip duruyor. Uhrevi yönde yapacağımız adımları, biraz daha net bir ifadeyle kitap okumalarımızı, Rahmana olan yaklaşımlarımızı biraz daha arttıracağımız zaman ağzımızdan hep şu minvalde cümleler dökülüyor : Şu işim olsun  kitap okumamı arttıracağım, şu evlilik meselesi çok kafamı meşgul etti Allah’ın izniyle bunu bir atlatayım kendimi ilme vereceğim , az bir borcum kaldı abi şu sıra baya sıkışığım temize çıktıktan sonra daha da mücadele edeceğim gibi sözler oluyor.  Ne zaman ki nefsimde ve çevremde  bu tarz sözler duysam aklıma Musnedde geçen Allah Rasulu (SAV) ‘in şu hadisi geliyor :

‘’Erteleyenler, yarıncılar helak oldu.’’

Yukarıda dedik ya işkenceler , eziyetler onların şuurunu etkilemedi diye . Sizleri Bedir’e götürüp ordan birkaç sahne paylaşacağım.  Bakın bu ümmetin Alimi , Rabbani bir kul , kıyamete kadar konuşulacak bir mücahid Abdullah İbn Mesud (ra) onun için diyorki :  ‘’Miktadın bir davranışını gördüm , bir tutumuna şahit oldum. Vallahi o davranışın sahibi olmayı yeryüzündeki her şeyden daha çok isterdim…’’Gelin hep birlikte olayın derinliklerine inelim…

Rasulullah (sav)  Şamdan Medine istikametini takip edip hedefi Mekke olan bir kervana askeri operasyon düzenlemek istiyor. Zira bu kervanda bin deve  ve üzerinde de 50 bin dinar mal bulunmakta. Ve bu kervan 50 kişiyle korunmakta. Allah Rasulu (sav) Askeri bir müdahale yapıp kureyşin  ekonomi damarını kesmek istiyor, can damarını zedelemek istiyor. Nebi (sav) bunu düşünürken askerini bu konuda muhayyer bırakıyor. İsteyen savaşa katılır isteyen Medine de oturur. Katılmayanda asla kınanmaz. Rasulullah (sav) bir birlik oluşturuyor. Birlikte 230 kişi Ensardan , 80 kişide muhacirden oluşmakta. Sahabede psikolojisini buna göre hazırlıyor bir orduyla değil de 50 kişilik rahatça alabilecekleri bir kervanla çarpışacakmış gibi hazırlanıyorlar. Yanlarına da ona göre silahlarını, erzaklarını alıyorlar. Ama sahabenin hesaba katmadığı bir olay cereyan ediyor. Allah’ın muradı bu değil. Allah’ın muradı küfrün belini bedirde kırmaktır. Allah azze ve celle ganimet değil küfrün elebaşlarını istiyor. Kureyş kervanlarına saldıracak 300 kişilik bir ordunun hazırlandığını duyuyorlar. İlk aşamada 1300 kişi topluyorlar. Allah (cc) aralarına ihtilaf sokuyor 300 ü orduyu terk ediyor 1000 kişi kalıyorlar.

Şimdi İslam cephesine gidelim. Müslümanlar ne zaman ki kureyşin 1000 e yakın deveyle, 1000 kişilik bir kuvvetle yanlarına şarkıcılarını  cariyelerini almışlar, içkilerini testilerini doldurup Medineye doğru yürüdüklerini duyunca  müminlerin içinden bazıları  Allah Rasulu (sav) ile mücadele etmeye başladılar. Allah Azze ve celle bu durumu enfal suresi 5 ve 6. Ayetlerde bildiriyor :

Rabbin seni evinden hak uğrunda (savaşa) çıkardığında mü’minlerden bir grup isteksizdi. Herşey) Açıkça ortaya çıktıktan sonra bile, sanki kendileri, göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, seninle hak konusunda tartışıp duruyorlardı.

 

Dikkat edin kardeşler bu grup sahabe içerisinden iman eden bir grup. Bu tartışmaya girmek onlar nezdinde masumane karşılanır. Sanki Allah Rasulu (sav) ‘e şöyle diyorlardı:  Ah Rasulullah (sav) Keşke bize bir savaşın olduğunu söyleseydin de hanımlarımızı savaşa hazırlasaydık. Çocuklarımızı ölüme hazırlasaydık, kılıçlarımızın en keskin olanını, hayvanlarımızın en besili olanını alsaydık. Evet böyle bir serzenişti. Bugün bizlerinde böyle serzenişleri yok mu ? Hikmetini kavrayamadığımız bazı durumlardan etkilenmiyormuyuz ? Ama dikkat edin sahabe geri durmuyor. Bedirdeki zafer bunun ispatıdır.

Allah Rasulu (sav) bu durumdan etkilenir, kaygılanır ve ordu içerisinden etkin ve yetkin insanları toplar ve bir şura meclisi kurar. Sözü önce Ebubekir Sıddık (ra) alır kendine yakışanı konuşur ve yerine oturur. Sonra  Sözü Ömer bin Hattab (ra) alır oda kendisine yakışan sözleri söyler ve yerine oturur. Şimdi Meydan Mikdad’ındır (ra). Buraya dikkat edin. Vallahi bu sözler boş bir kalpten çıkmaz kardeşler.

 

Ya Rasulullah ! Allah’ın sana gösterdiği yola devam et. Sana Bedirde savaşmayı Allah emretti. Bedirde bizden kurbanlar , onlardanda leş almayı sana Allah emretti. Biz seninle beraberiz.Dün beraber olduğumuz gibi bugünde beraberiz.Vallahi biz sana İsrail oğullarının  Musa (sa)  ‘a  Sen ve Rabbin gidin savaşın biz burada oturanlar olacağız dedikleri gibi asla demeyeceğiz. Biz diyeceğiz ki  Sen ve Rabbin savaş bizde sizlerle beraber savaşacağız. Seni Hak Din ile gönderen Allah’a yemin ederim ki bizi Berkulgamada kadar yürütsen bizde oraya varıncaya kadar seninle zorluklara katlanırız. ALLAHUEKBER . Sözlerini bitirdikten sonra  Rasulullah (Sav) sevindi, yüzünün sevinçten parladığı görüldü ve Mikdad için  hayır duasında bulundu. İşte kardeşler Abdullah ibn Mesudun yeryüzündeki her şeyden daha çok istediği olay buydu.

 

Tüm zorluklara , tüm sıkıntılara rağmen yılmayan bir sahabe tablosu gözlerimizin önünde.Aslında kelimeler ve cümleler bunu izah etmekten aciz kalacaklar. Bir çoğumuzun bazen dil ile söylediği  ama mahiyetinden habersiz kaldığı bir söz bu. Belki bugün dil, Sen ve Rabbin git savaş demiyor ama kalp ve fiiller bunu haykırıyor sanki. Kitap okumadan oturduğu yerden dinleyerek  ilim öğrenebileceğini düşünenler , yada Allah’ın dinini uygulamadan aralardan sıyrılanlar ve kendini  İslama hizmetçi yapmayanlar  Kalplerinin sesini bir dinlesinler belki derinliklerde bir ses bunu haykırıyordur. Bugün İslamla ilgili Alimlere, Rabbani kullara destek olmayan, onların yükünü hafifletmeyenler kalplerinin sesini bir dinlesinler belki derinliklerde bir ses bunu haykırıyordur…

 

Mikdad Bin Amr (ra)’ın sözleri onun sadece cesaretini tasvir etmiyor, bize onun üstün hikmet ve derin düşüncesinide tasvir ediyordu. Rasulullah (sav) birgün onu emirliklerden birine tayin etti. Dönünce Hz Peygamber (SAV) ona sordu: Emirliği nasıl buldun ? Mikdad hiç mübalağa etmeden cevap verdi : Emirlik, beni sanki bütün insanlar benden aşağıda, bende kendimi onların üstünde görüyorum gibi yaptı. Sanki İnsanların hepsi benim kölem sandım. Seni Hak ile gönderene yemin olsun ki bu günden sonra iki kişiye bile olsa emirlik yapmayacağım dedi.

 

O şunu çok iyi biliyordu ki tenceredeki su nasıl kaynayıp değişiyorsa Ademoğlununda kalbi aynı şekilde kaynayıp değişir. Bugün bizler sahabenin korktuğu, çekindiği şeyler için nerdeyse yarışa giriyoruz. Kalplerimizi hazırlamadan, olayın ciddiyetini kavramadan bazı şeyler hemen olsun istiyoruz. Bakın bir kaide vardır : ‘’Bir şeyi vaktinden önce isteyen ondan mahrumiyetle cezalandırılır.’’  Mahrumiyet bazen kişinin istediği şeyin olmaması değil, istediği şeyi elde edipte ondan alacağı fazileti , hayrı ve mükafatı kaybetmesidir. Allah azze ve celle onu dertleriyle baş başa bırakır. Ve MaazAllah bu kişiyi helak çukuruna doğru götürür. Rabbimiz bizi Halife olarak yarattı. Ve yeryüzünde bize bir yörünge ve bir görev çizelgesi belirledi. Bizi ahir zaman fertlerinden kıldı,  İyiliği emretmek – kötülükten nehiy etmek ve insanlara İslamı anlatmak görevini son nefesimize kadar bizim üzerimize yükledi. O sebebten dolayı kendimiz için istediğimiz değil de Rahmanın bizim için takdir ettiğine razı olalım ki hayır kapıları bize açılsın.

 

Mikdad Bin Amr (ra) Son anlarına kadar bu görevden vazgeçmedi. Onlar fazileti, hayrı arıyorlardı yüklerini bir kenara bıraktılar, kabuklarından adeta sıyrılıp cennetin bahçelerine doğru koşmaya başladılar. Bakın Ebu Raşid El-Hubrani naklediyor: Humusta Rasulullah (sav)’in süvarisi Mikdad’a rastladım. Bir sandığın üzerinde oturuyordu. Ve oldukça kiloluydu. Allah yolunda savaşmayı istiyor Cihad’ı bekliyordu. Ona Bedeninin ağırlığından dolayı Allah seni mazur görmüştür dedim. Buna kızdı ve şu ayeti bana okudu : ‘’ Ağır ve Hafif savaşa çıkın ‘’ (Tevbe 41)  bu ayet bizim için özür bırakmaz dedi. Bugün kendi durumlarının meşruluğunu göstermek için fetva arayanları utandıracak bir davranış.

 

Abdurrahman  Bin Cübeyr bin Nufeyrden, oda babasından  şu olayı nakleder :  Bir gün Mikdad’la (ra) birlikte oturuyorduk. Yanına bir adam geldi şöyle dedi: Rasulullah’ı gören  şu iki göze ne mutlu ! Vallahi senin gördüğünü görmeyi ne kadar çok isterdik. Bende onları dinliyordum, söyledikleri hoşuma gidiyordu. Hayırdan başka bir şey söylemiyordu. Sonra Mikdad ona dönerek şöyle dedi :  Sizden biriniz ne oluyor da Allah’ın göstermediği şeyi görmeyi temenni ediyor ? Halbuki eğer görse , gördüğünde ne durumda olacağını bilemez. Vallahi Rasulullah’ı (SAV) öyle kimseler gördü ki,  O’na inanmadılar, O’nu tasdik etmediler ve Allah’ta (cc) onları burunları üzere cehenneme attı. Allah’a (cc) hamd etmiyormusunuz ?  Sizden başkalarının imtihan edilmesiyle sizler kurtuldunuz. Vallahi Nebi (sav)  bir Nebi’nin gönderilebileceği en şiddetli ortama gönderilmiştir. Onlar putlara tapmaktan daha iyi bir din bilmiyorlardı. O Furkan ile geldi. Öyle ki kişi babasının , çocuğunun veya kardeşinin kafir olduğunu gördü. Allah kişinin kalbini imana açtı ve o kişi ateşe giren kişinin helak olacağını anladı. Yakının ateşte olduğunu bildiği halde mutlu ( gözü aydın )  olamadı. Zira ayette şöyle geçer : ‘’ Rabbimiz bizlere eşlerimizden ve soyumuzdan göz aydınlığı olacak kimseler ver.’’ ( Furkan 74)

 

Kardeşlerim !  Rasulullah (SAV) ‘in döneminde yaşayıp  onu görmüş olmayı her Müslüman ister. Ancak hangimiz  sahabelerden olup Rasulullah’a (SAV)  destek olan onu ve dinini savunan kimselerden olmayı garanti edebilir ? Ona karşı olan, onunla savaşan kimselerden olmakta mümkündür. Herbir Müslüman şuan ki durumuna bakarak bunun analizini yapabilir. Sen şimdi İslam için ne oranda mücadele ediyorsan, İslamı hangi oranda sahiplendiysen, sorumluluklarının ne kadar bilincindeysen o zamanda tavrın bugünkün den farklı olmayacaktı. Öyleyse, bizlere kolay bir şekilde İslam nimetini bağışlaması dolayısıyla Allah’a (cc) hamd etmeli, İslam üzere yaşayıp, İslam üzere can verebilmek için gayret sarf etmeliyiz. Rabbim bütün Müslümanları korusun. ALLAHUMME AMİN.

 

 

AMELLERİMİZİN BİDAYETİ NE NİHAYETİ ALLAH’A HAMD ETMEKTİR.

 

Fatih YAKINTüm Yazıları
Yorum Yaz