sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolar
DOLAR
9,2620
EURO
10,7921
ALTIN
526,44
BIST
1.410
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Sağanak Yağışlı
26°C
Ankara
26°C
Sağanak Yağışlı
Pazar Sağanak Yağışlı
21°C
Pazartesi Çok Bulutlu
20°C
Salı Çok Bulutlu
18°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
17°C

KULLUĞUN GAYESİ

27.09.2021
0
A+
A-

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah azze ve celleye mahsustur. Salât ve selam Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’e O’nun Âline ve Ashabına, derdi Allah’ın rızası, gayesi Allah’ın davası olan tüm mümin ve müminelerin üzerine olsun inşAllah.

Allah (c.c) insanları yalnız kendisine ibadet etmeleri için yaratmış peygamberler gönderip kendisine ibadet etmelerini emretmiştir. Allah insanı ibadet etmeye zorlamaz. Ona akıl ve irade bahşetmiştir. İnsan kendi iradesiyle ister şükredici mümin, ister nankör kâfir olur. Hayatı ve ölümü imtihan için yaratan Rabbimiz insanları imtihan etmektedir. İmtihan içerisinde olanın iyiyi ve kötüyü, doğruyu ve yanlışı yapıp yapmamakta yeteneğinin, iradesinin ve hürriyetinin olması gerekir. Allah için yapılan her fiil ibadettir. Kalp ve diğer azalarla yapılan ibadetlerin hepsi buna dâhildir. İbadetin manasına bu açılardan baktığımızda;

İbadet; Allaha Söz Vermedir

Misak lûgatta «Bir şeyi korumak, hâlden hâle onu muha­faza etmek, » gibi manalara gelir.

İslâmî ıstılahta «Ahd-ü Misak» denilince: Ruh­lar âleminde Allahu Teâlâ (c.c.) ile insanlar arasında tahakkuk eden «Mukavele» akla gelir. Bu Ahd-ü misak sadece Müslümanlarla değil, bütün insanlarla tahakkuk etmiştir. Şimdi Ahd-ü Misak ayetlerine dikkat edelim:

‘’Hani Rabbin Âdemoğullarından, (insanlardan) on­ların sırtlarından zürriyetlerini çıkarıp, kendilerini nefis­lerine şahit tutmuş : “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (Demişti). Onlar da : “Evet (Rabbimizsin) şahit olduk” demişlerdi. (işte bu şahidlendirme) kıyamet günü : “Bi­zim bundan haberimiz yoktu” dememeniz içindi.‘’ (Araf 172)

Bu «Ahd-ü Misak’m» tabii sonucu olarak insan emaneti yük­lenmiştir. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de:

‘’Biz emaneti göklere, yere ve dağlara arz (ve teklif) ettik de, onlar bu emaneti yüklenmekten çekindiler, bundan endişeye düştüler. İnsan (a gelince, o tuttu) bunu sırtına yüklendi. Çünkü o çok zulüm kar, çok cehûldür.‘’ (Ahzab 72) buyrulmaktadır.

Müfessirler, bu ayet-i kerime’de zikrolunan emanet’in, İlâhî tekliflerin tamamı ol­duğu hususunda müttefiktirler. Usul-i Fıkıh’ta emanet; Allahu Teâlâ (c.c.)’nın gerek kendi hukuku, gerekse ya­ratılmışların hukuku ile ilgili bütün vazifelerine verilen isimdir.

Hz. Enes (r.a.)’ten rivayet edilen bir Hadis-i Şerif’te Resûl-ü Ekrem (s.a.v.)’in:

‘Emanete riayeti ol­mayanın imanı da yoktur, ahde vefası olmayanın dini de yoktur’ buyurduğu bilinmektedir.

 İbadet; Bir Tevhid Eylemidir

Allah’a hizmet etmek, Allah için yaşamak, Allah için kıyam et­mek, O’nun yolunda ölmek demektir”.

İbadetin bu anlamıyla ilgili olarak Yusuf el-Kardâvî de şunla­rı söyler: ‘’İbadet; Allah’ın koyduğu kuralların helali helal, hara­mı haram, farzı farz kılan ve bütün dinî  hükümle­rine istisnasız boyun eğmektir…‘’

Dini konularda emretme ve yasaklama yetkisi yalnızca Allah’a aittir. Mü’minin görevi ise, bu emir ve yasaklara tereddütsüz itaat etmek ve uymaktır.

‘’Allah ve Rasûlü bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir er­kek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Rasûlü’ne isyan ederse, artık gerçekten o apaçık bir sapık­lıkla sapmıştır.‘’(Ahzab 36)

Kulun, Allah’ın hükmü karşısındaki bu tavrı, ibadet ve itaatin ta kendisidir. İslami konulardaki Şari ise,  Yüce Mevla’mız ve O’nun  Peygamberleridir. Biz kullara o ikisinin verdiği kesin ve bağlayıcı hükümleri beğenip-beğenmeme, bazısını kabul edip bazısını kabul etmeme, hor ve hakir görme seçeneği verilmemiştir.

İslam dinin vazettiği kurallar, inanç esasları açısından bir bütündür. Bu bütünden birini kabul etmemek kulu, küfre götürür ve dinden çıkmasına sebep olur. Mesela Müslüman olduğunu zanneden bir insan, İslam’ın ahlak konularını kabul ediyorum ama faiz ve başörtü gibi meseleleri çağdaş bulmuyorum deme hakkına sahip değildir. Bu sapık düşünce kişinin kendi nefsini ilahlaştırmasından ileri gelmektedir.

Bakınız! Yüce Rabbimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır.

‘’Onlar Allah’ı bırakıp da bilginlerini, rahiplerini rabler (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih’i de. Oysa onlar, yalnız tek olan bir  ilah’a ibadet etmekten başkasıyla emrolunmadılar. O’ndan başka ilah yoktur. O, bunların eş tuta geldikleri şeylerden münezzehtir.‘’(Tevbe 31)

Adiyy bin Hâtem’ in , “Onlar din adamlarına ibadet etmezler!” şeklindeki itirazına Allah’ın Rasûlü şu karşılığı verdi:

Evet. Onlar (din adamları) onlara helali haram, haramı da helal kı­lıyorlar. Onlar da bunu kabul edip ona uyuyorlar. İşte bu, onların onlara ibadetidir.

O halde, helal ve haram kılma yetkisini Allah’a ait bilmek, Tevhid ve Allah’a ibadet demek olurken; bu yetkiyi Allah’tan baş­kasına vermek şirk ve Allah’tan gayrısına kulluktur.

Bazı insanlar kendi heva ve hevesini ilahlaştırarak Yüce Allahın  kesin olarak belirttiği emir ve yasakları hafife almaktadırlar. “Bu bana göre böyledir” “bu asırda faiz haram mı olurmuş” “bu çağda örtünmeye ne gerek var” “ben içkimi de içerim, kumarımı da oynarım, hiç kimse bana karışamaz” “Kur’an bu çağa hitap etmiyor” gibi sözler kişinin kendini ilahlaştırmasından başka bir şey değildir.

İbadet: Yaşanan İslâm’ın Tümüdür

Evet!  İbadet; Cenab-ı Hakk’ın razı olduğu ve sevdiği gizli-açık bütün fiil ve sözleri içine alan oldukça geniş kapsamlı bir kavramdır. Namaz, oruç, hac, doğru söz, marufu emretmek, münkerden sa­kındırmak,  Allah yolunda cihad etmek; zulme uğrayana yardım etmek ve seyirci kalmamak, komşuya, yetime, yoksula, yolda kalmışa, hayvanlara yardımda bulunmak, Kur’ân okumak, dua etmek, zikretmek ve benzeri fiil ve hareketlerin hepsi ibadet ve kulluk kapsamına girerler.

Allah’ı ve Rasûlü’nü  sevmek, Allah’dan korkmak ve O’na boyun eğmek, dinî amelleri Al­lah’ın rızasını kazanmak için yapmak, Allah’ın sana kötü görü­nen hükmüne sabır ve nimetine şükreylemek, kaza ve kaderine rıza göstermek, Allahu Teâlâ’ya tevekkül etmek, rahmetini ümit edip azabından korkmak ve benzeri bütün haller de ubudiyet (kulluk ve ibadet) kavramına dâhildirler.

Böylece ibadet; bazı Müslümanların zannettiği gibi, sadece namaz kılmak, oruç tutmak, zekâtını vermek, hac ve umre yap­mak, dua ve zikir etmekten ibaret olmamaktadır. Bunlara ilave­ten; bütünüyle insan hayatını kucaklayan, yeme-içme adabından devlet idaresine, kadar tüm terbiye ve ahlak kuralları, nizam ve gelenek­leri de içine alan bir genişliğe sahip bulunmaktadır.

Hâsılı ibadet; kulun Allah için yaptığı davranış ve eylemlerin tümüdür. Bir başka ifade ile ibadet; Allah için yaşanan hayattır

Kullar olarak, hayatımız boyunca bir imtihan sürecinden geçmekteyiz. Ömür ne kadar uzun olursa olsun, insan hangi imkânlarla ve ne kadar çok yaşarsa yaşasın, vazife, yetki ve sorumluluğu ne ölçüde büyük olursa olsun; bir gün konuşan dillerin susacağına, gören gözlerin görmez hale geleceğine, her türlü nimetten uzaklaşılacağına, Cenab-ı Hakk’ın şu buyruğu dikkat çekmektedir:

‘’Her canlı ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyiliklerle deneyeceğiz. Ve siz, ancak bize döndürüleceksiniz.‘’ (Enbiya 35)

Bu ayet, bize sorumsuz yaşamanın mümkün olmayacağını, hayatın iyi ve kötü birçok imtihanlarla dolu olduğunu anlatıyor. Allah’ın (c.c.) bizlere yaptığı çağrılara vereceğimiz yegâne karşılık da, şu ayette ifadesini bulmakladır:

“Ancak Sana ibadet eder ve ancak Sen’den yardım dileriz.” 

Allah’ın (c.c.) bahşettiği bu ömür sermayesi içerisinde şu veya bu şekilde yaşamaktayız. Bu sermaye, sınırlıdır. Bir gün bitecek ve yeniden verilmeyecektir. Onun için, uyanık olmak ve bu sermayeyi akıllıca kullanmak gerekir.

Şu halde; hayat, anlamsız bir varoluş olmadığı gibi ölüm de sonu hiçlik olan bir yok oluş değildir. Aksine hayat, bir hayırlı faaliyetler alanı; ölüm ise bu faaliyetlerin karşılığını bulacağımız, ebedî varlık sahasına geçişi sağlayan bir dönüm noktasıdır.

Demek ki  insan, şu âlemde bir imtihana tabi tutulmuştur. Rabbini bulan ve O’na kul olan kurtulmuş, bunun dışındakiler ise mahvolmuştur. Şimdi de yaşamın anlamını belirten bir mısraya kulak verelim:

Yaşamak, Hakk ‘a kulluktur; özün yanarcasına

Mananın her anında tefekkür; ağlarcasına…

Sonuç olarak diyoruz ki; insanoğlu, Allah’ın yarattığı varlıkların üstün olanıdır. En güzel biçimde yaratılmıştır. Allah (c.c.) biz insanlara pek çok nimet vermiş, sayısız mahlûkatı enirimize ve istifademize sunmuştur. Bütün bunlara karşılık kul, gayesiz ve mesuliyetsiz mi olacaktı? Tabii ki hayır!

Cenab-ı Hak, insanı kendisini tanıyıp kullukta bulunması için var ettiğini, bunun için de imtihanın bir gereği olarak dünyaya gönderdiğini ifade ediyor. Yani, insanın yaratılışı, alelade bir hâdise değildir. Bu dünyadaki yolculukların sonuncusu ve ebedî olanı ise Allah’a (c.c.) kavuşma olacaktır.

Onun için, bütün yaşantımızı, ölüme ve hesaba hazırlanmakla geçirmemiz gerekiyor, fâni dünyanın geçici zevklerine gönül kaptırmadan ve gaflete dalmadan Allah’a kulluk yapmak icap ediyor. Dünya meşgaleleri arasında Allah’ı unutmamak ne güzel. Çünkü bir imtihan âlemi olan dünya, hakiki yönüyle değerlendirildiği zaman, bizler için ebedî âlemin kurtuluş vesikası olacaktır.

Cenab-ı Hak bizlere, yaratılış gayesine uygun bir hayat geçirmeyi lütfetsin! Bizleri kendisine, hakkıyla kulluk eden kimselerden eylesin!

İnkârcıların (refah içinde) diyar di­yar dolaşması, sakın seni aldatmasın!

(Bazı müminlerin, müşrikleri geniş maddî im­kânlar içinde görmeleri sebebiyle, «Gördüğümüze bakılırsa Allah’ın düşmanları huzur içinde, biz ise sıkıntıdayız.» demeleri, bu ayetin inmesine sebep olarak gösterilmiştir. Elbette ki, bu ve benzeri ikaz­larla Hz. Peygamberin şahsında bütün mü’minlere seslenmektedir.)

Azıcık bir menfaattir o. Sonra onların varacakları yer. Cehennemdir. O, ne kötü varış yeridir!

‘’Fakat Rablerine karşı gelmekten sakı­nanlar için. Allah tarafından bir ikram olarak, ze­mininden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. İyi kişiler için Allah katındaki (nimetler) daha hayırlıdır.‘’ (Ali İmran 196-198)

Peygamberimiz dilinden şu duayla bitirmek istiyorum.

Allah’ım seni zikretmek sana şükretmek ve sana güzelce ibadet etmek için bana yardım eyle.

..Amin..

…Selam ve dua ile…

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.