MENÜ

KARANLIĞIN SEBEBİ “GÜNAH”

123 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
KARANLIĞIN SEBEBİ “GÜNAH”

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Allah Teala’ya sonsuz hamdü senalar olsun. Hz. Muhammed (sav)’e, Ehline, Ashabına ve onların izlerini takip eden Müslümanlara Salat ve Selam olsun.

Geçen ay ki yazımızda dünya sevgisinin karanlığından ve bu karanlığın kandili olan takvadan bahsetmiştik. Bu yazımızda da ikinci karanlıktan yani günahtan bahsedecğiz.

Allah Teala’nın emrine karşı gelme, yasaklarını çiğneme, İslam’ın ilkelerinden sapma, ihmal etme, karşı gelme gibi hatalı fiilleri tanımlamak için Türkçede günah kelimesini kullanıyoruz. Günah kelimesi Kur’an’da “Cünah” olarak geçmektedir.

İslam insanların dünya hayatlarını düzenlemek için Allah (c.c.) tarafından gönderilen İlahi sistemin adıdır. Bu sistemin insana yüklediği bazı görevlerin yanında yapmamasını istediği bazı yasaklarda bulunmaktadır. Emredilen şeyleri yerine getirmek yasaklanan şeylerden uzak kalmak hem insanın iç dengesini kurar, hem toplum düzenini sağlar. Günah ise yalnız işleyene zarar vermekle kalmayıp çoğu zaman başkalarına ve yaşanılan ortama da zarar verir.

Sevap işlerde yapılabilir, günaha da düşebilir. İnsanın sorumlu olabilmesi için özgür olması gerekiyor. iyinin ve kötünün anlaşılması için bu gereklidir. İnsanı yaratan Allah (c.c.) onu böyle bir özgürlükle başbaşa bırakmıştır ama onun yalnızca kendisine kulluk yapmasını kendi gönderdiği dine inanmasını ve kendine karşı isyan etmemesini de istemiştir. Çünkü insanın yaratılıp yeryüzüne gönderilmesinin ve ona sayısız nimet verilmesinin sebebi yalnızca Allah’a kulluk yapıp O’nun sonsuz nimetlerini elde etmektir. İşte günah tam olarak bu gaye üzere yaratılan insanın İslam dini ile Allah (c.c.) tarafından belirlenen sınırın dışına çıkmasıdır. Emredileni terk etme veya yasak olanı yapmak suretiyle kulluk bilincinden uzaklaşmasıdır.

Günah iki kısma ayrılarak değerlendirilmiştir. Bir kısmına büyük günah (Kebair), bir kısmına da küçük günah (Seğair) denmiştir.

“Eğer size yasaklanan büyük günahlardan (kebairden) kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi ağırlanacağınız bir yere koyarız.” (Nisa 31)

Kebair; üzerine tehdit gerçekleşen veya şeriat tarafından birceza takdir edilen yahutta açıkça yasaklanmış günahlara denir. (Elmalılı H. Yazır Tefsiri 7. Cilt 30. S.)

Hz. Aişe (R.A.) Rasulullah’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir; “Ey Aişe, küçük günahlardan sakın. Çünkü onları Allah Teala için kayıt altına alanlar vardır.” (İbni Mace 4243)

Sahabe-i Kiramdan bazıları şöyle demişlerdir;

“Tekrar edilen günah küçük olarak kalmaz, kendisine Tevbe edilen günahta büyük olarak kalmaz.”

İster büyük olsun ister küçük olsun günahları çekinmeden işlemek takva duygusunun (Allah’a karşı sorumluluk bilincinin) azlığındandır.

Günahsız olanlar yalnızca Melekler ve Peygamberlerdir. İnsan ise beşer olduğu için hata edebilir ve günah işleyebilir. Onun yapması gereken Rabbinden korkmak sakınmak O’ndan haya etmek sevgisini kaybetme korkusuyla günah işlemeye çalışmaktır. Hata veya günah işlediği zaman ise Tevbe ve istiğfar etmek günahta ısrar etmemektir.

“Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz Allah (c.c.) sizi toptan yok eder günah işleyip Tevbe eden bir topluluk yaratır. Onlar istiğfar edince Allah (c.c.) onları affederdi.” (Tirmizi)

Burada günaha teşvik değil, insanın beşer olması dolayısıyla günah işleyebileceği gerçeğine bir işaret vardır. Aynı zamanda Mü’minler günah işledikten sonra Tevbe etmeye davet ediyor. Allah’ın (c.c.) Tevbeleri kabul edeceğine haber veriyor.

Demek ki bir insan için günah işlemekten çok günahtan vazgeçmemek Tevbe etmemek ciddi bir durumdur.

Allah (c.c.) katında en sevimli insan günaha düşmemeye çalışan ile günaha düştükten sonra hemen Tevbe edip Rabbinin büyüklüğüne sığınandır.

Bilgelerden biri şöyle demiştir;

“Günahtan kaçınınız. Çünkü o bir kötülüktür. Kötülükte mancınıktaki taşa benzer. İtaat duvarına atılır. Orada bir gedik açılır. Gedikten içeriye giren heva ve istek rüzgarıda mafiret kandilini söndürür.”

Günahlar karanlığın sebebidir. İbnul Kayyım (Rh.A.) günah ve isyanların izlerinden bahsederken şöyle demektedir;

“Günah ve isyanın izlerinden biri de kişinin zifiri karanlık bir gecenin karanlığını hissetmesi gibi gönlünde bir karanlık hissetmesidir. O karanlığı gözü ile nasıl görüyorsa isyanın, günahın karanlığını da kalbi ile görür.”

Zira itaat bir nur günah ise bir karanlıktır. Karanlık arttıkça kişinin şaşkınlığı da artar, sonunda farkında bile olmadan bid’atlere sapıklığa ve kendisini helak edecek karanlığında yalnız başına yürüyüşe çıkmış bir âmâ gibidir.

İbni Abbas şöyle der;

“İyilik yüzde bir aydınlık kalpte bir nur, rızıkta genişlik, bedende kuvvet var eder. İnsanların gönlünde iyilik sahibine karşı bir sevgi oluşur. Kötülük ise yüzde bir karartı kalpte bir karanlık bedende zayıflık ve rızıkta darlık oluşturur. İnsanların kalbinde kötülük sahibine karşı bir nefret peyda olur.” (El-Cevabu’l-Kafi 61-62)

İbni Abbas’ın (R.A.) bahsettiği bu izler birer örnektir. Yoksa günah ve isyanın izleri bundan ibaret değildir. Büyük Sahabe İbni Mes’ud (R.A.) günahın karanlığının etkisi ile ortaya çıkan oldukça tehlikeli bir durumdan söz etmektedir; “Öğrenilen ilmi unutmak.”

O şöyle diyor;

“Kişinin öğrendiği ilimi unutmasının günah işlemesi ile bağlantılı olduğunu düşünüyorum.”(Ahmed b. Hanbel Ez-Zühd 156)

Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur;

“Kul bir hata işlediği zaman kalbine siyah bir nokta düşer. Şayet bu hatadan döner bağışlanma dileyip Tevbe ederse kalbi arınıp temizlenir. Ancak aynı hataya dönerse o siyah nokta tüm kalbini sarana dek atılır. Yüce Allah’ın “Hayır doğrusu onların işlemekte oldukları kalplerini paslandırmıştır.” (Mutaffifin 14) ayetinde bahsettiği pas da işte budur.”(Tirmizi, ibni Mace)

Katade bu ayeti şöyle izah etmiştir;

“Kötülük üzerine kötülük yapar günah üzerine günah işlerler. Bu şekilde kalpleri ölüp simsiyah kesilir.”

İşte günah ve hataların sebep olduğu bu karanlığı ise yalnızca kişinin gönlünde yanan Tevbe kandili dağıtabilir.

Bir daha ki yazımızda inşaAllah bu Tevbe kandilinden bahsetmeye gayret edeceğim.

“Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştıran için ise şüphesiz cennet yegane barınaktır.” (Naziat 40)

Velhamdulillahi Rabbil Alemin.

Maşite GALİBTüm Yazıları
Yorum Yaz