MENÜ

KABRİN KANDİLİ “KELİME-İ TEVHİD”

130 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
KABRİN KANDİLİ “KELİME-İ TEVHİD”

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd gökleri ve yeri yaratan melekleri ikişer üçer ve dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a (c.c.) mahsustur. Allah’tan (c.c.) başka hiçbir İlah yoktur. Mülk O’nundur. O (c.c.) her şeye kadirdir. Hz. Muhammed (sav) O’nun (c.c.) kulu ve elçisidir. O (sav) kutlu Nebi’ye ve tüm Mü’min kulların üzerine Salat ve Selam olsun.

Son birkaç yazımızda açıklamaya çalıştığımız Hz. Ebubekir (R.A.)’ın sözünü tekrar hatırlayalım inşaAllah.

Ebu Bekir Es-Sıddık şöyle demiştir: Beş karanlık ve her bir karanlığı aydınlatan bir kandil vardır. Dünya sevgisi bir karanlıktır. Onun kandili “La İlahe İllallah Muhammeden Rasulullah” sözüdür. Ahiret bir karanlıktır. Kandili Salih ameldir. Sırat bir karanlıktır, kandili sağlam imandır.

Biz bu yazımızda kabrin karanlıklarını aydınlatacak, ebedi ahiret hayatında kurtuluşa sebep olacak olan Tevhid kelimesinden bahsetmeye gayret edeceğiz inşaAllah.

“La İlahe İllallah” İslam’ın ilk ve en büyük esasıdır. Bu dinde her şeyden önce bu kelime gelir hatta namaz, oruç , zekat ve hacdan bile önce gelir. Kur’an’ı Kerim’i düşünerek okuyanlar, Allah Teala’nın kitabındaki en önemli konunun “Tevhid” olduğunu açıkça kavrayacaklardır.

“Ey iman edenler Allah’tan gereği gibi korkunuz. Ve mutlaka Müslüman olarak ölünüz.” (Al-i İmran 102)

Allah Teala her insanı İslam fıtratı üzere Müslüman olarak yaratmıştır. Ve dünya hayatında bu fıtratı bozmadan yaşayıp yine O’nun huzuruna Müslüman olarak çıkmamızı istemektedir. Şüphe yok ki kurtuluşa eren kişi bu sözü söyleyerek İslam’a giren ve dünyadan ayrılırken de bu sözü (Kelime-i Tevhidi) söyleyerek ayrılan kişidir.

Kabre giren kişi ilk evvela Münker ve Nekirin sorgu sualiyle karşı karşıya gelecektir. Çocukken büyüklerimiz ezberletirlerdi: Rabbin kim? Allah! Dinin ne? İslam! Kitabın ne? Kur’an! Peygamberin kim? Hz. Muhammed (sav)! Fakat gerçek şu ki hiç kimse bunlar ezberleyerek veya Kelime-i Tevhidi kalben tasdik edip fiilen bu kelimenin gerekliliklerine teslim olunmadıkça sadece dilde telaffuz etmekle bu suale cevap vermesi düşünülemez. Bunun için Tevhid kelimesinin tasdik edilmesiyle beraber bu tasdikin ispatı olarak Allah’ın (c.c.) emir ve nehiylerine itaat edilmesi ve son ana kadar bu halin muhafazası şarttır. Aksi halde bu inancın ve yaşantının dışında başka bir inanç ve hal üzere ölen büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır. Kabrin karanlık yığınlarını dağıtacak nuru kaybetmiştir. Münker ve Nekirin kendisine:

  • Rabbin kim? Diye sorduklarında ızdırap içinde bir şeyler geveler durur ve;
  • Der.
  • Dinin ne?
  • Diye sorduklarında yine bilmiyorum der.
  • Ve sonunda o kişiye şöyle seslenilir:
  • “Ona ateşte yer hazırlayın, cehenneme giden bir kapı açın. Diye seslenir. Cehennemin sıcağı ve acılığı kendisine kadar ulaşır. Kabri onu kaburga kemikleri birbirine geçinceye kadar sıkışır..” (Ebu davud (uzunca bir hadisin bir kısmıdır.))

“Rabbimiz Allah’tır deyip de sonra da dosdoğru olanlar varya onların üzerine melekler akın akın iner ve derler ki: korkmayın üzülmeyin size vaadolunan cennetle sevinin.” (Fussilet 30. Ayet)

İbn Ebi Hatimin bildirdiğine göre Zeyd b. Eslem bu ayeti şöyle açıklamıştır: “Kişiye melekler tarafından bu müjde vefat anında kabrinde ve diriltildiği zaman verilir.”

Kabirde ve ahirette bu müjdenin muhatabı olmak istiyorsak Kelime-i Tevhidi iyi anlamak zorundayız. Eksiksiz ve yanlış zanlardan uzak bir şekilde anlamaya çalışmalıyız.

Rasulullah (sav) buyuruyor ki; “La İlahe İllallah diyen ve bu hal üzere ölen kul cennete girer” (Müslim)

İbni Kayyim diyor ki; “Tevhid yalın olarak kulun, Allah’tan başka yaratıcının olmadığını veya her şeyin Rabbi ve sahibi olduğunu dili ile ikrar etmesi değildir. Zira puta tapanlarda bunu ikrar ediyorlardı, ama sonuçta müşriktirler. Aksine Tevhid Allah Teala’nın sevgisini, O’na (c.c.) boyun eğmeyi, O’na (c.c.) karşı kendini küçük görüp tam anlamıyla itaat etmeyi, sadece O’na (c.c.) ibadet etmeyi, bütün söz ve amellerde sevgi ve düşmanlıkta O’nun (c.c.) rızasını istemeyi kapsar. Rasulullah (sav) bunu yalın olarak dilin ikrar etmesi olarak belirtmemiştir. Böyle olması İslam dininin bilinen şekline zıttır. Zira münafıklarda inkar ettikleri halde La İlahe İllallah’ı dilleriyle söylüyorlardı. Ve hükümleri ateşin en alt katmanıdır. O halde bu sadece dilin değil kalbin de sözü olmalı. Kalbin sözü, Kelime-i Tevhidin anlamının bilinmesini ve onun tasdikini kapsar. Bu kelime kabul etme ve reddetme huşusunda neleri içeriyor bunun bilinmesini kapsar. Allah’tan (c.c.) başka İlahlık taslayan bütün sahte İlahların red edilmesi ve İlahlığı hak edenin sadece Allah Teala olduğunun kabul edilmesinin bilinmesini kapsar. İşte bütün bu manaların kalpte ilim olarak yakin olarak ve tasdik olarak bulunması kişiye ateşi haram kılar.” (Medaricus Salikin 1/330)

“Ey İnsanlar! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Allah’tan başka size göklerden ve yerden rızık veren bir yaratıcı var mı? O’ndan başka hiçbir İlah yoktur. O halde nasıl oluyor da Hakk’tan dönülüyorsunuz.” (Fatır Suresi 3. Ayet)

Yaratan yanlızca O’dur. Rızık veren sadce O’dur, hakimiyet yalnız O’na aittir. Yöneten sadece O’dur, Kayyum (her şeyi ayakta tutan varlıklarını devam ettiren) sadece O’dur, O’ndan başka yaratan, rızık veren ve kainattaki bütün işleri idare eden yoktur. Ve bütün bunların gereği olarakta yalnız O’na ibadet edilir, hiçbir şey kendisine ortak koşulmaz ve itaat ve ibadet O’ndan başkasına yönlendirilmez.

Zaten bu Allah Teala’nın kulları üzerindeki hakkıdır. Çünkü ibadeti hak eden yaratmayan, rızıklandırmayan, nimet vermeyen ve hiçbir iyiliği dokunmayan verlıklar değil. Yaratan, rızık veren, nimet sahibi ve iyilik sahibi olan Allah Teala’dır.

“O Allah ki gökleri ve yeri yarattı, gökten su indirecek onun aracılığı ile size rızık olarak çeşitli meyveler ortaya çıkardı. O’nun buyruğu ile denizde yüzen, gemiye yararınıza sundu, nehirleri yararınıza sundu.

Sürekli biçimde yörüngelerinde dönen güneşi ve ayı yararınıza sundu, gece ile gündüzü yararımıza sundu.

O size kendisinden isteyebileceğiniz her şeyi verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini olsanız onları bitiremezsiniz.” (İbrahim 32-34)

“O ki size yeri bir döşek göğü tavan yaptı ve gökten su indirip onun aracılığı ile size rızık olarak topraktan çeşitli ürünler çıkardı. O halde O’na bile bile eşler koşmayınız.” (Bakara 22)

“Yüce Allah’ın (c.c.) nimetleri karşısında insanların yapmaları gereken tek şey onları hatırlamaktır. Çevrelerini kuşatan gök ve yer insanlara oluk oluk nimet akıtmakta, rızık yağdırmaktadır. İnsanlara bunca nimetleri bağışlayan ardı arkası gelmez rızıkları sunan Allah’tan (c.c.) başka bir yaratıcı var mı? Asla insanlar böyle bir iddia ileri sürmezler. Allah’tan (c.c.) başka bir yaratıcı olmadığına göre insanlar O’nu neden hatırlamıyor, O’na niye şükretmiyorlar? “Ondan başka İlah yoktur.” İnsanlar bu tartışma götürmez gerçeğe inanmaktan nasıl sapıyorlar.” (Fizilal-il Kur’an Tefsir)

Tevhidin diğer yarısı da “Muhammeden Rasulullah’tır.” Hiç şüphesiz bu da hayatlara yön vermesi gereken bir kelimedir.

Rabbimiz bu gerçeği Nisa suresinde açıkça ortaya koymuştur; “Gerek sana ve gerekse senden öncekilere indirilen kitaplara iman ettiklerini ileri sürenleri görmüyor musun? Bunlar reddetmekle emrolundukları tağutun önünde muhakeme olmayı istiyorlar. Şeytanda onları koyu bir sapıklığa düşürmek istiyor. Onlara Allah’ın indirdiğine ve Peygambere geliniz dendiğinde o münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün

Biz gönderdiğimiz her Peygamberi Allah’ın izni ile mutlaka kendisine itaat edilsin diye gönderdik.

Hayır, hayır! Rabbine Andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlıklarda senin hakemliğine başvurmadıkça, sonra da vereceğin hükme kalplerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyele uymadıkça onlar iman etmiş olmazlar” (Nisa 60-61-64-65)

Her kim La İlahe İllallah Muhammeden Rasulullah der sonra da Allah’tan başka hüküm koyucular kabul eder ve Peygamberin getirmiş olduğu din ve şeriate muhalif bir hayat yaşarsa iman ile arası açılmış demektir. Dolayısıyla iman nerde ben nerdeyim İslam nerde biz nerdeyiz diye bakmamız gerek.

İşte Kelime-i Tevhid bütün gerekleriyle anlaşılıp tasdik edilip hayatlara hakim kılınırsa Münker ve Nekirin sualine cevap verebilir ve kabrin karanlıklarını bu kelimenin nuruyla aydınlığa dönüştürebiliriz. Rabbim günahlarımızı bağışla ve canımızı iyilerle beraber al. (Amin)

Maşite GALİBTüm Yazıları
Yorum Yaz