MENÜ

İSLAM FITRATI

131 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
İSLAM FITRATI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd âlemlerin Rabbi olan fıtratları İslam üzere yaratan, kâinatın idaresini elinde bulunduran mutlak güç ve kuvvet sahibi olan Allah azze ve celleye mahsustur. Salat ve selam fıtratının gereği İslam olan hayatı en güzel şekliyle yaşayan son Rasul, müminlerin örneği ve önderi Hz. Muhammed (s.a.v) ‘e, O’nun aline ve ashabının üzerine olsun inşAllah.

Rabbimizin “Yeryüzünde bir halife var edeceğim.” sözüyle başlamıştır insanın yaşam serüveni. Ardından Yüce Allah, insanı “en güzel surette” yaratmış ve kendisini sabah akşam tespih eden, günahtan masun meleklerine, onun önünde saygıyla eğilmelerini emretmiştir. Zira onu değerli kılmış ve yarattıklarının pek çoğundan üstün tutmuştur. Yerde ve gökte ne varsa onun hizmetine sunmuş, ona dilediği her şeyi vermiştir. Böylesine değerli ve böylesine mükemmel yaratılmıştır insan. Ve bu yaratılışın tek bir amacı vardır; yalnızca bir olan Allah’ı ilah kabul etmek ve O’nun razı olacağı bir hayat sürmek. Bunun için kendisine gereken tüm imkânlar verilmiş ve her insan kâmil sıfatlarla donatılıp yeryüzünün halifesi olmaya layık bir insan olma potansiyeli ile dünyaya gönderilmiştir.

“Yaratılış, belli yeteneklere ve yatkınlığa sahip olma” anlamına gelen fıtrat, insanın, yaratılışındaki bu özü ifade eder. Irkı, soyu, cinsiyeti ne olursa olsun, her insanın bu mükemmel yaratılışla, Allah’a inanma potansiyeliyle dünyaya gelmiştir.

Peygamberimiz ‘’Her doğan çocuk İslam fıtratı üzerine doğar daha sonra annesi babası onu ya Hıristiyan ya Yahudi ya da Mecusi yapar.’’ buyurmuştur. Bu ifade çocuklardaki temiz yaratılışın ve iman yatkınlığının çocukluk devresinde çeşitli etkilere göre değişmeye elverişli olduğunu göstermekte anne babaya sorumluluk yüklemektedir. Fıtrat insanın hem ruhi hem de fiziki bakımından yaratılışından sahip bulunduğu temel özelliklerini ifade ettiğinden İslam fıtrat dışı müdahaleleri hoş görmez. İslam hayatın bir imtihan olduğunu belirtir. Bu imtihanda başarı söz ve fiil ve davranışlarımızın fıtrata yani yaratılışın amacına ne kadar uygun olup olmadığına bağlıdır. Her günah fıtrata zarar verir. Tevbe ise fıtrata dönüşü ve buluşma ifade eder. İslam insan fıtratına en uygun bir dindir. Çünkü bu temel esaslar itibarı ile her zaman aynıdır. Mutlak bir bilginin ışığı altında kaideler koyduğundan dolayı onun hükümlerinin eskiyip değerini kaybetmesi düşünülemez. Rum Suresinde Allah azze ve celle şöyle buyurur, ‘’O halde Habibim sen yüzünü bir muvahhid olarak dine yönelt. Allah’ın insanları yaratmasından esas aldığı o fıtrata uygun hareket et.’’ (Rum 30)

Her insan İslam fıtratı üzerine dünyaya gelir, daha sonra nefis ve şeytan insanın fıtratında kaymalara sebep olur. İnsan İslam fıtratı üzerine yaşadığı zaman mükemmel manada yaşamış olur. Çünkü fıtratları bunu gerektirmektedir. Mesela elmas kesme makinasıyla tuğla kesersen makineye fıtratına uygun kullanmamış olursun. Buda zarar verir. İnsanda böyledir. Dinimizin emir ve yasaklarına uyulmadığı takdirde ruh ve kalbimiz yaralar alır. Bir makineyi kim yapmışsa kullanma kılavuzunu da o hazırlamaktadır. İnsanın yaratıcısı olan Rabbimiz de, bizim hayat kılavuzumuzu Kur’an-ı Kerim olarak göndermiştir. Bizzat yaşayarak örnek ve rehber olması içinde Peygamberimizi en güzel ahlak üzere bize göndermiştir. İnsan namus ve iffet gibi değerlerle insan olur. Aksi halde insanlık özelliklerini kaybedecektir. Allah’ın bizim için istediklerini benimsemek bizim fıtratımızda olan bir şeydir. İnsanın yaratılışında iman etme kabiliyeti vardır. Zira insan basit bir masanın bile kendi kendine var olamayacağını bilecek durumdadır. Putperestler bile kendilerini birinin yarattığını bilmişler ama yaratıcılarını doğru tanıyamadıklarından dolayı, tabiatlardaki ibadet etme ihtiyaçlarını yanlış olarak cansız cisimlerle tatmin etmeye çalışmışlardır. Hiçbir insanın gıybet edilmekten hoşlanmaması insan yaratılışının gıybeti reddetmesi demektir. Yalan söylemenin zorluğu, doğru söylemenin ise rahatlığı yalanın yasak, doğrunun sevap olduğuna fıtratın şehadetidir. Kıskanma duygusunun insanın fıtratına konulması da namus mefhumunun fıtri olduğunu ders verir bize. Borç para istediğimiz bir dostumuzun alacağını fazlasıyla geri istemesinden rahatsız olmamız faizin haram oluşuna fıtratın şehadetidir. Misalleri çoğaltabiliriz.

Demek ki buradan da anlıyoruz ki insanın yaratılışı da güzel ahlak üzeredir. Ancak insan tabiatına yerleştirilmiş bulunan bütün bu özelliklerin, mecralarını bularak tekâmül etmeleri gerekiyor. Bu tekâmülün esasları ilahi kitaplarda konulmuş ve Peygamberlerce insanlık âlemine tebliğ edilmiştir. ‘’Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.’’ Hadisi Şerif’inin bir manası da bu olsa gerek.

Dinimizin vaaz ettiği tüm emir ve yasaklarda insan fıtratına uygun bir yapı arz etmektedir. Ne var ki insan belirli bir çevrede dünyaya gelir, hali, hareketleri, inancı ve yaşantısı çevresinin etkisiyle şekillenir. Hadisin devamında …sonra annesi babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar sözüyle çocuğun her şeyden önce içinde bulunduğu ailenin inancıyla yetişeceğini belirten Peygamberimiz onun bu işlenmemiş saf haliyle her türlü yönlendirmeye açık olduğunu da dikkatleri çekmiştir. Allah’a inanma ve O’nun rızasına göre yaşama kabiliyetiyle yaratılan insanın bu potansiyeli açığa çıkarması ve kendini bu yönde geliştirebilmesi için desteğe ihtiyacı vardır. Yüce Allah dini bu nedenle var etmiş, Peygamberlerini ve kitaplarını insanlara bu doğrultuda rehber olarak göndermiştir. Bu sözlerle anne ve babanın çocuğun dinî yaşantısındaki etkin rolüne işaret eden Hz. Peygamber, aynı zamanda din eğitimi ve öğretimi konusunda ebeveyne önemli görevler düştüğünün de altını çizmektedir.

İnsanın bu hayattaki sınavı, kendisini en güzel ve değerli surette yaratan Rabbinin kendisine verdiği tertemiz fıtratı koruyarak geliştirmek ve yaratıcısına kâmil bir mümin olarak dönmeyi başarabilmektir. Bunun için yine Rahman olan Rabbimize sığınarak, O’ndan yardım istememiz gerektiğini hatırlatan sevgili Peygamberimiz, yatmadan önce şu duayı yapmayı tavsiye etmiştir: “Allah’ım! Kendimi sana teslim ettim. İşimi sana havale ettim. Azabından korkup, sevabını umup sırtımı sana dayadım. Sen’den (azabından) korunmanın ve güvende olmanın tek yolu, ancak sana (rahmetine) sığınmaktır. İndirdiğin kitabına ve gönderdiğin Nebi’ye inandım. Beni öldürürsen (bozulmamış) fıtrat üzere öldür. Bu kelimeleri son sözlerim eyle.”

Âmin…

Selam ve Dua ile…

Nesibe HATUNTüm Yazıları
Yorum Yaz