MENÜ

İSLAM ALİMLERİNDE ZAMAN ENDİŞESİ

104 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
İSLAM ALİMLERİNDE ZAMAN ENDİŞESİ

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd alemlerin Rabbi, Maliki, ölümü ve hayatı biz kullarının hangisinin daha iyi amel işleyeceğini belirlemek için yaratan, bizlere çeşitli ibretler ve öğütler ile yolunu gösteren Allah (cc)’a aittir.

Salat ve selam rehberimiz ve önderimiz, alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (sav)’e onun ehli beytine, dinin yaşanması konusunda bizlere örneklik teşkil eden Ashabına(ra), bugüne kadar yaşamış ve bugün yaşamakta olan tüm Müslümanların üzerine olsun.

İslam alimlerinin fevkalade eserler vermesinin, titiz ve itinalı çalışmalarının ana sebebi zaman konusundaki hassasiyetleridir. Kısacık ömürlerine uzun uzun yolculuklar, ciltlerce kitaplar veyahut meşakkatli mücadeleler sığdırmalarının sebebi de elbette kıymetini bildikleri, israf etmekten korktukları zaman nedeniyledir.

  1. Umumi Kanaat:

İslam alimlerinin zaman konusundaki müşterek telakkileri şöyledir: “Geçmiş zaman elden çıkmıştır, gelecek ise henüz gaybtır, öyle ise mevcut olan, senin için içinde bulunduğun şu andır” İçerisinde bulunduğumuz bu an bizler için ehemmiyet gösterilmesi gereken en önemli andır. Çünkü faydalı işler ile yürütmediğimiz her an bizler için zarar olmakta ve hatta bu öyle bir zarardır ki tekrar kazanılması mümkün değildir. Yahya ibnu Hubeyre şöyle demiştir; “Korunması için gayret göstermen gereken en önemli şey vakittir. Fakat görüyorum ki en kolay kaybettiğin şey de odur.”

  1. Yemek-Zaman Münasebeti:

Zaman konusunda hassas olan şahsiyetler bu konuya o kadar çok ehemmiyet vermişler ki yemek saatinde kaybolan zamanı da en asgariye indirme çabalarına girmişlerdir. Evet birazdan vereceğim örnek ilk başta belki bizlere garip gelebilir fakat eğer zamanın kıymetini örneğini vereceğimiz şahıslar gibi kavrayabilirsek aslında ne denli fedakarlık yaptıklarını anlayabiliriz.

Ali İbnu Akıl şöyle der: “Ben yemek saatini kısaltmak için elimden gelen gayreti gösteriyorum. Öyle ki, çöreği ufalayıp tirit şeklinde yemeyi ekmeğe tercih ediyorum. Zira ikisi arasında çiğneme için kaybedilecek zaman farkı vardır. Böylece mütalaya veya yazmaya daha çok zaman ayırabiliyorum.” Nitekim 45 senelik ömrüne daha uzun bir ömre sığacak kadar çok eser veren İmam Nevevi (ra)’de vakit kazanmak için günde sadece 1 öğün yediği, yürürken bile faydalı işler ile iştigal etmeye gayret gösterdiği rivayet edilmektedir.

  1. İnsanlarla Temas:

İslam alimleri insanlarla temas içerisindeyken zaman israfından kaçınmaya çalışmışlardır. Fayda vermeyen muhabbetlerden, malayani konuşmalardan kaçınarak akıp giden bu zamanı israf etmemeye gayret göstermişlerdir. Nitekim Tabiin zahitlerinden Amr ibnu Abd-i Kays kendisine sohbet teklifinde bulunanlara: “Güneşi tut” demiştir. Yani, onu yürümekten durdur, ben de seninle konuşayım. Zira zaman daima harekettedir, geçtikten sonra bir daha gelmez, onun kaybı öyle bir kayıptır ki, telafisi, tazmini mümkün değildir.

 

  1. Her An Meşguliyet:

İslam alimleri her an meşguliyet prensibini benimsemiştir. Bu prensip onları boş vakit geçirmekten alıkoymuştur. Nitekim bu prensibe göre dinlenirken bile tefekkür nazarıyla ibadet ve mütalaa yapmışlardır. Biraz önce zaman kazanmak için ekmeği ufalayıp su ile içmeyi tercih ettiğini belirttiğimiz Ebu’l Vefa Ali İbnu Akil şöyle der: “Meşguliyetsiz halimde, uzanmış olarak, fikrimi çalıştırırım, yazacak bir şey hatırıma gelince kalkarım. İlme seksen yaşımda duyduğum hırs, yirmi yaşımda iken duyduğumdan daha çoktur…”

Daha nice örnekleri olan bu konu aslında bizlerin de hayat prensibi haline gelmesi gerekmektedir. Esasen zaman konusundaki aldanış ve israfımızın ana nedeni bu prensibi edinememiş olmamızdır.

  1. Son Nefese Kadar Gayret:

Zamanın ehemmiyetini bilen kimselerin bir diğer vasfı ise ömürlerinin son anına kadar ilmi ve içtimai çalışmalarından ödün vermemeleridir. Emeklilik gibi günümüzde ortaya çıkan bir düşünce hiçbir zaman onları mücadelelerinden vazgeçirmemiş aksine gün geçtikçe özlem ve istekleri artırmıştır.

Nitekim İmam Ebu Yusuf’un talebelerinden İbrahim İbnu’l-Cerrah şöyle anlatıyor; “Ebu Yusuf hastalanmıştı. Ziyaretine gittiğimde bayılmış buldum. Ayılır ayılmaz bana: “Ey İbrahim şu mesele hakkında ne dersin?” diye sordu. Ben:” Bu halde mi?” deyince: “Bu halde ders yapmamızın ne zararı var? Olur ki, birisi bu sayede necat bulur” dedi ve arkadan ilave etti:” Ey İbrahim, bir kimse, hac sırasında şeytan taşlamayı hayvan üzerinde yapsa mı daha iyi, yayan yürürken yapsa mı iyi?” ben, “binerken attığı” dedim. “Yanıldın!” dedi. “Öyleyse yaya iken attığı” dedim. Yine; “Yanıldın” dedi. “Öyleyse söyle de Allah’ın rızasına er.” Dedim. Şu cevabı verdi.” Eğer dua etmek için yanında duracaksa yaya olarak taşlaması daha iyidir. Yok eğer yanında durmayacaksa binek üzerinde taşlaması daha iyidir.” Yanından ayrılmak üzere kalktım. Evin dış kapısına henüz varmıştım ki, çığlıklar koptu. Ebu Yusuf (ra) vefat etmişti.

Zamanın kıymetini anlayabilmek için öncelikle zamanı ne için kullanacağımızı, hangi uğurda tüketeceğimizi bilmemiz gerekmektedir. Gelip geçici zevkleri barındıran dünyalık heves mi yoksa kalıcı olan ahiret mi? Aklı selim herkes kalıcı olanı tercih edecek zamanını israf, uyku, boş muhabbetler ile doldurmayacaktır. Tıpkı bizlere örnek olan İslam alimleri gibi her anı mücevher bilecek ve asla onu değerini bilmeyen, karışıklığını vermeyecek yerlere bırakmayacaktır. Her an bizler için değerli taşlar ve madenler gibidir. Allah(cc) bizleri İçerisinde bulunduğumuz anın kıymetini bilenlerden eylesin(amin)

 

ELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

Yılmaz GÜVENTüm Yazıları
Yorum Yaz