MENÜ

İMTİHANIN HİKMETİ= İMAN

125 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
İMTİHANIN HİKMETİ= İMAN

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd Alemlerin Rabbi Rahman ve Rahim, din gününün sahibi bizleri bir gün öldürecek sonra diriltecek sonra hesaba cekecek olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam Alemlere rahmet olarak gönderilen Mahlukatın ekmeli ve önderi yaşayan kur’an Hz Muhammed sav’e aline ashabına ve onları takip edenlerin üzerine olsun inşallah.

“İman edip salih amellerde bulunanlar ne mutlu onlara. Varılacak yerin güzel olanı onlarındır.” (Rad 29)

İman; direkt kalp ile alâkalı. Kalbe dokunduğunda oluşuveren yada canlanıveren şey. İman ile birlikte amele-eyleme geçiveren. Hem de her-şeyinden vazgeçecek şekilde. Zâten îmânın diğer adı ameldir. İman amele dönmediğinde îman değildir. O bir iddiadır sâdece ve isbâtı amele geçmeden yapılamaz. Fakat modernizm, İslâm’ın hareketsiz şeklini sevdiğinden ve amel-eylem tarafından korktuğundan amelsiz bir îman dayatır. “Ilımlı İslâm” denilen şeydir bu. Modern Müslümanlar da buna uyarak imanın sadece sözle olan şeklini ele alırlar. İmanın artması ya da güçlenmesi için amel-eylem hâlinde olması gerekir. Hatta kanımca iman en fazla savaş meydanında artar ve kuvvetlenir. Öyle ki, ölüme bile seve-seve koşturur insanı.

 

Allah’ı akıl değil iman görür. Akıl sadece imana ulaştırır. Akılla görmeye çalışmak, boşa yorulmak demektir. İnsan, aklını, îmânını geliştirmek için kullanınca îmânını arttır ve görür ki her-yerde Allah var, daha doğrusu Allah’ın sanatı var. “Allah’ı görmek” demek, “Allah’ın sanatını görmek” demektir.

 

Îman etmek, “imana göre yaşamak” demektir. Îman etmek, îmânın gereğini yapmak demektir. Neye/kime/nasıl îman ediyorsanız, ona ve o şeye göre yaşarsınız. İman, “bedel ödemeye zorlayan şey”dir. Seni bedel ödemeye ve harekete geçmeye zorlamıyorsa, îmânında bir sorun var demektir..

 

Îmânın derecesi, Allah için yapılan işle (amel) belli olur. “Bu-gün Allah için ne yaptın?” demek, “îmânında bir artma var mı?” demektir. İmanın kendisi en büyük kanıttır. İnanmanın bizzat kendisi, sonsuz problemleri çözecek formüle sâhiptir. Îman İslâm hatır-gönül dîni değil, îman ve eylem dînidir.

 

İman kuru bir laftan ibâret bir şey değildir, olamaz da. Îman, “amel” demektir. Îman etmek “yapmak” demektir. Kur’ân’a îman etmek, Kur’ân’ı yaşamak ve onu hayâta taşımakla olur. Zîrâ îman, oturulup durulan yerde yapılıveren bir-şey değildir. “Îman ettim” demek bir iddiâdır ve tüm iddiâlar ispât ister. İşte îman da ispât ister ki îmânın ispâtı en iyi şekilde “meydanda” gösterilebilir. İmanın en güçlü tasdiği ise “savaş-meydanında” olur. İnfâk da îmânın bir ispâtıdır. Böylece mallarla ve canlarla yapılan ispât, îmânın “zirve göstergesi” olur. İspât edilmeyen sözde îmanlar, kuru bir laftan öteye gitmez.

 

Her konudaki iddia mutlaka ispatla değer kazanır. İspat edilmeyen hiçbir sözün değeri yoktur. Bir şey iddia eden, iddiasını mutlaka ispat etmelidir. İddiasını İspat etmeyen bir yerde de yalancı konumuna düşmektedir.
Kendini Müslüman kabul eden hemen herkes imanının gereği olan şeyleri daha çok söz yani iddia olarak savunur. Çoğu zaman da savunduklarıyla avunur?
Sıra eyleme gelince iddiada kalan sözlerin yerinde çoğu zaman yeller eser. Bunun hiçbir değeri olmadığı gibi manevi cezayı da gerektirir.
Yüce Allah, sadece sözde kalıp eyleme dönüşmeyen iddia sahiplerini şu şekilde uyarmıştır: “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınızı söylemeniz, Allah yanında şiddetli bir gazaba sebep olur.” (Saf Suresi 223 Ayet)
Bu Ayet kapsamında söz ve davranışlarımızı gözden geçirdiğimizde başarılı olanların pek az olduğunu göreceksiniz. Hâlbuki Yüce Allah kulundan sözden çok eylem istemektedir. Kulluk şuuruna ermek de budur; iman edecek, sonra da gereğini yerine getireceksiniz.
Asr Suresinde verilmek istenen mesajda bu gerçek çok açık bir vaziyete biz kullara buyrulmuştur: “Asra yemin olsun ki, İnsan mutlaka ziyandadır. Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır.” (Asr Suresi 1 2 3 Ayetler)
Yüce Allah, insanların zararda olduğuna yemine ederek, zarardan kurtulmanın yolunu adım adım izah etmektedir. Öncelikle iman edecek. Sonra imanın gereği olan güzel işleri yerine getirecek. Sonra da Hakkı ve sabrı başkalarına tavsiye edecektir. Dikkat edersek imandan hemen sonra imanın gereği olan salih amel istenmektedir. Yani önce iddia, sonra da ispatın gerekli olduğu emir ferman buyurulmaktadır.
Zariyat suresi 56 Ayeti Kerimede de Yüce Allah “Ben, cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım” buyurmakla, hayatın yegâne gayesinin kendisine kulluk olduğunu bildirmiştir. Kulluk müşahhas anlamda ibadet hayatıyla yaşanır. İbadet kulluk iddiasının şahididir. Nasıl ki hâkim, iddia makamından şahit isterse; kulluk iddiasında bulunan kişiden de iddiasının ispatı için şahit istenir, yani ibadet istenir.” Aslında bu buyruk; “dünyaya imtihan için gönderildiğimizin de teyididir.”

Rabbim anlamayı ve amel etmeyi nasip etsin .

VELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN.

 

Nesibe HATUNTüm Yazıları
Yorum Yaz