MENÜ

İMANIN TEMELİ

1383 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
İMANIN TEMELİ

Hamd alemleri yaratan yoktan var eden ve idare eden, kayıtsız şartsız hakimiyyet sahibi yaşatan ve öldüren ve yine tekrar dirilteck olan Rahman ve Rahim Allah azze ve celleye mahsustur.

Salat ve Selam son Rasul, yaşayan Kur’an, Mü’minlere karşı çok yumuşak çok merhametli ve şefkatli, kafirlere karşı şiddetli, yeryüzünün en büyük inkilapçısı, kafirlerin korkulu rüyası, önderimiz ve örneğimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’ e, Ehli Beytine, ilk İslam Cemaatinin müntesipleri olan ve bizzat Rasulullah (s.a.v.)’ in yetiştirdiği Sahabe-i Kiram’a, onların yolundan giden itikadda, metodda ve hedefte istikamet üzere olan tüm Mü’minlere olsun inşaAllah.

İnsanoğlunun dünyadaki valık sebebini anlaması ve türlü sıkıntılarla dolu bir mücadelenin sonunda imtihan sahasındaki süresini tamamlayıp bedi saadete nail olması elbetteki kolay değildir. Çünkü gerek varlık sebebini farkedip idrak etmesi, gerekse anladığı hakikatleri eyleme geçirip fitnelerden yani imtihan vasıtalarından etkilenmemesi Allah azze ve cellenin yardımıyla ancak mümkündür. Peki bu yardıma nasıl layık olunur. Ya da Allah azze ve celle kimlere yardım eder?

Şüphesiz ki Kur’an ebedi hayat için insanoğluna iki mekanı haber vermektedir. Bunlar Cennet ya da Cehennemdir. İnsanoğlu Allah azze ve cellenin tekliflerine ihtiyari olarak muhattap olduğundan ebedi hayatını hangisinde sürdüreceğine yine kendisi karar vermektedir. Tabi ki bu karar iman edip salih amel işlemekle yine mazAllah inkar edip merdud amel işlemekle alakalıdır. Yoksa sadece kendisine fikri sorulup verdiği cevaba göre belirlenen bir ebedi hayat değildir insanın akıbetini belirleyen etken ya da etkenler.

Bütün Peygamberler insanlara Tevhidi anlatmış ve Tevhid inancının gerektirdiği hayatı her yönüyle yaşamay davet etmişlerdir. Bu hepimizin malumu olan bir bilgidir. Bizim dikkat çekmeye çalıştığımız nokta bu inancın temelinin neler olduğudur. Peygamberlerin davetinde lafızdan ziyade lafızdaki manaya dikkatler çekilmiştir. Böylece iman taklidi olmaktan kurtulmuş tahkiki iman oluşmuştur.

Allah azze ve celle insanlardan körükörüne, robot gibi, anlamsız ve manasız bir kulluk istememektir. Bunun sebeplerinden bazıları şunlardır diyebiliriz. Bir insan sadece etten, kemikten,damardan, kastan ibaret değildir. İnsanın aslı ruhdur. Böyle olunca vahyin lafzı değil, ruha ait olan ve kalbi hedef alan mananın anlaşılmasıdır. İkinci olarak birçok engellerle ve etkileyici etkenlerle dolu dünya hayatında küfür sistemlerinin avanelerinin ve mütref ve melelerinin saldırı ve baskılarına dayanabilmek için kulun daima Rabbi ile irtibat halinde olması gerekir. Bunun için kuvvetli bir iman şarttır. Hangi şartve ortamda olursa olsun kendisine Hakkı hatırlatacak hatta unutturmayacak Ehli Tevhide ihtiyacı olduğundandır. Ehli Tevhid sadece insanlar için kullanılmaz. Izdirari de olsa güneş, ay, yıldızlar cansız olup hayatımızın her safhasında kendileriyle zam
an geçirdiğimiz bütün mahlukat Ehli Tevhid kapsamındadır.

Çoğunlukla şöyle söylenir. Bilal-i Habeşi, Ammar b. Yasir, Hz. Yasir, Hz. Sümeyye, Ebu Zer, Habbab b. Eret ve diğer çilekeş Sahabeler kaç tane kitap okudu ya da kaç tane ayet biliyorlardı. Fakat zorluklara direnebilmişlerdi. Ya da Ashab-ı Kehf, Ashab-ı Uhdud, Habib b. Neccar ve diğerleri. Firavunun sihirbazları olup dünyalık makam ya da mevki vaadini nasıl ellerinin tersiyle itmişler ve ebedi saadeti tercih etmişlerdi.
Mesele çok kitap okumakta ya da ayet ezberlemekte değildi. Mesele bir ayette olsa anlamaktaydı.
İmanımızı sağlam temeller üzerine oturtabilmeliyiz. Nedir bu sağlam temeller?

Allah azze ve celle Ahkaf Suresini 1-2-3 ve 4. Ayet-i Celilede imanın üzerine bina edilmesi gereken sebeplerden ictimai olarak bahsetmektedir.
Bu sebepler daima söylediğimiz gibi kainat kitabıdır. Bilalin, Ebu Zerin, Habbabın, Sümeyyenin, Yasirin, Habibin, Ahabı Kehfin, Ashab-ı Uhdudun, Sihirbazların okuduğu ve uğrunda karşılaştığı ve katlandığı sıkıntılara rağmen vazgeçmediği imanın temelleri olan kainat kitabı.

Allah azze ve celle şöyle buyuruyor mealen. ” Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları ancak hak üzere ve belirli bir süre için yarattık; inkar edenler uyarıldıkları şeylerden yüzçevirmektedirler. De ki : Ey Muhammed ” Allah ı bırakıp kulluk yaptığınız şeyleri gördünüz mü? Bana gösterin onlar yerden neyi yarattılar? Yoksa göklerin yaratılışında onların bir ortaklığı mı var? Eğer doğru iseniz bundan önce inmiş bir kitap, yahut bir bilgi kırıntısı getirin.”” (Ahkaf Suresi 3-4)
Bu ayetin tefsirinde Şehid Seyyid Kutub (Rh.a) şöyle diyor; ” Bu Allahın Rasulune toplumun karşısına göz önündeki kainat kitabının (Tekvini Kanunlarını) tanıklığını dayanak, delil göstererek çıkması konusunda telkinidir.”
Evet bizlerde kainat kitabını delil getirerek diyoruz ki ;
” Bir kimse beni yönetebileceğini idaa edeiyorsa aynı zamanda güneşi batıdan doğrabileceğini idda ediyor demektir.
O kimse güneşi batıdan doğuramayacağını kabul ediyorsa seni de yönetemeyeceğini itiraf ediyor demektir. ”

İmanımız tekvini kanunların üzerine bina edlirse hiçbir zaman şüpheye de düşmeyiz ve bizleri kimse ama kimse imanımızdan vazgeçiremez. Velevki ateş dolu hendeklere atılmakla tehtid edilsek bile. Çünkü tekvini kanunları değiştirebilcek kimse mahlukat içinde yoktur ki bizim imanımızı sarsabıilsin. Bundan sonra teşrii kanunları yaşamak ve uğrunda mücadele etmek inşaAllah daha sağlıklı olacaktır. Çekilen çileler karamsarlık değil ümit ve umut dolu olacaktır.
” İbrahim dedi ki ; ” Benim Rabbim güneşi doğudan doğurur, sen batıdan doğursana. Kafir şaşakaldı.”” (Bakara 258)

Doğru delil her çağın Nemrutlarını ve sevenlerini şaşırtacak ve mağlup edecektir Allah azze ve cellenin izniyle.   SELAMU ALEYKUM

Ebu ABDULLAHTüm Yazıları
Yorum Yaz