MENÜ

İLLALLAH’A HİCRET

126 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
İLLALLAH’A HİCRET

BİSMİLLAHİRAHMANİRRAHİM

Hamd alemlerin Rabbi olan Allah azze ve celleye mahsustur. Salat ve selam Tevhidi inkılabın öncüsü olan son Resul Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) e O’nun aline ve ashabına gayesi Allah’ın rızası derdi O’nun davası olan müminlerin üzerine olsun.

Allah Resulü bir hadisi şerifinde şöyle buyuruyor: ‘’Kim Allah için bir şeyi terk ederse Allah ondan daha hayırlısını o kimseye nasip eder.’’

Muhammed ümmetinin tek umudu parlak yarını ve neşe dolu sabahıdır. Rabbimiz günahlarımızın çokluğuna rağmen bizi affeder. Cennet ise bıkmadan yüz çevirenleri kendine çağırır. Peki bizler Allah için bir şeyi terk etmeyi hayatımızda ne zaman gerçekleştireceğiz.

‘’Ey Peygamber de ki Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. Bu dünyada iyilik yapanları güzellikler beklemektedir. İyi bilin ki Allah’ın arzı geniştir. Şüphesiz sabredenlere karşılıkları hesapsızca verilecektir.’’ (Zümer 10)

Zümer Suresi bilindiği gibi Mekki olup nübüvvetin 11. yılında inmiştir. Ana konusu Tevhid’dir. Bu ayet ise sabrı ve hicreti öğütlemektedir. Mekke’nin masum muvahhitleri maruz kaldıkları işkence ve zulümlerden dolayı hicret edeceklerdir. Ancak memleketini yaşadığı yerleri terk eylemek o kadar da kolay değildir. Tevhid’in yüksek hatırı için bunların yapılması gerekmekteydi. Bu Surenin ana konusu Tevhid olduğu halde bu ayette hicret teşvik edilmekteydi. Zira hicret ile Tevhid arasında bir ilişki vardır. Zira La İlahe denmeden İllallah denilemez. Terk etmeden kavuşulmaz. O halde hicret La ilahe İllallah yurduna gerçekleşir. O insan hilkatindeki ilahi yasa. Hicret kevni bir yasadır. Her gecenin bir sabahı her kışın bir baharı vardır. Günler mevsimler hep hicret eder. Sonbahar yapraklarının dahi hicreti vardır. Hicret namaz tekbirinde ki ince mana, recm edilmiş şeytandan Allah’a sığınma işi…

La İlahe İllallah evet bu sözde ki Allah ve İlah kavramlarını doğru bilmeden ve doğru analiz etmeden gerçeği göremeyiz, anlayamayız. Oysa bize bu sözde kast edilen şeyi öyle basit öyle yüzeysel anlatıyorlar ki, durup düşünmeden edemiyorum. Yani bu basit şey için mi Araplar birbirine girdi, sürgünler, hicretler, ambargolar, katliamlar gerçekleşti. Oysa ki bu söze yani Allah ve Resulüne kalp ile hicret etmektir. Kulun kalbi ile Allah’a hicret etmesi Allah’tan gayrısına muhabbet duymaktan Muhabbetullah’a, Allah’tan gayrısına kul olmaktan Allah’a kulluğa, Allah’tan gayrısından korkmaktan ve ummaktan Allah’tan korkmaya ve ummaya, Allah’tan gayrısına dua edip, onlardan istemekten Allah’a dua etmeye ve O’ndan istemeye hicret etmesidir.

Peygamberimize hicret ise getirmiş olduğu şeriata muvafık olacak şekilde, gizli açık her işinde O’nun izinden gitmektir.

İbnul Kayyım şöyle demiştir: ‘Allah’a hicret etmek O’nun sevmediği şeylerden kaçmayı ve sevip razı olduğu şeyleri yerine getirmeyi içerir. Bu hicretin aslı Allah için sevmek ve Allah için buğuz etmektir. Öyle ki bir şeyden bir şeye hicret eden muhacirin kendisine hicret ettiği şey, kaçmış olduğu şeyden Allah’a daha sevimli gelmelidir. Böylece iki şey arasında tercih yaparken hangisi Allah (c.c) ın daha çok hoşnut olduğu şey ise onu tercih eder. Kulun hevası nefsi ve şeytanı ise insanı ancak Allah’ın sevip razı olduğun şeylerin aksini yapmaya çağırır. İşte insan devamlı olarak kendisini Rabb’ine isyana çağıran bu üç şeyle imtihan olduğunda ve imanı da onu Rabb’inin rızasına çağırdığında her an Allah’a hicret etmek zorundadır. Bu hicretini ölene kadar sürdürmelidir.’

Hicret asla senede bir kez yapılan bir şey değildir. Bilakis hicretin; son derece yaygınlık kazanan kötülüklerle mücadele etmek gittikçe yok olmaya yüz tutan iyilikleri yaymak için her gün her saat her an yapılması gerekir. Biz bu hicrette Allah ve Resulünün buğuz ettiği her şeyden kaçarız. Çünkü Resul hicret yolunda türlü işkenceler ve meşakkatlere katlandı. Oysa bizden öyleleri var ki dini uğrunda parmağına bir diken batmasına bile rıza göstermiyor. İnsan inancı uğruna mücadele etmediğinde inandığını gereği gibi yaşamadıkça bulunduğu ortama mutlak uyum sağlar. İslam’ın ve insanın yeri hakkında bir ameli olmazsa emniyetlerin yokluğu ile bir rahatlık duymazsa, vahyin hayata yansımaması rahatsız etmezse kitlesel katliamlar irtidatlar onu ilgilendirmezse niçin cihat etsin. Böyle bir anlayış için din anlamını yitirdiğine göre elbette hicretin ve mücadelenin adı olmayacaktır. Resulullah’ın buyruluşuyla HİCRET; Kişinin dininde fitneye düşme korkusuyla Allah’a yapılan bir seyirdir. Şurası bir gerçektir ki İslam dini ve medeniyeti kaynak olarak vahye, önderlik olarak risalete. Uygulama olarak sünnete, inanç olarak tevhide, eylem ve yöntem olarak tebliğ, hicret ve cihada beşerî tavır ve ilişki olarak kardeşliğe dayanır. Bütün bunlar La İlahe İllallah’ı yurt edinen muhacirlerin hicretiyle Ensar kardeşleriyle dayanışmanın neticesinde İslam’ın yeryüzü topraklarında hâkim olmasıyla gerçekleşmiş bir hakikattir ve bundan sonrada bu şekliyle gerçekleşmeye devam edecektir. Tercih ettiğimiz yurdumuzun neticesinde muhacir olabilmenin yolunu çok iyi bir şekilde bilmemiz gerekiyor.

 

ALLAH (C.C) PEYGAMBERİMİZİN RİSALETİ VE MİSYONU İLE ÇEVRELERİNİ AYDINLATAN MUHACİR VE ENSAR KARDEŞLERİMİZE RAHMET ETSİN.

ÂMİN

Nesibe HATUNTüm Yazıları
Yorum Yaz