MENÜ

İKİ BAHÇE SAHİBİ BİRİNCİ BÖLÜM

259 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
İKİ BAHÇE SAHİBİ BİRİNCİ BÖLÜM

  BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

  Hamd alemlerin Rabbi mülkün tek sahibi olan Allah azze ve celle’ye dir.Salat ve selam ise bizlere rahmet olarak gönderilen Kuran’ın ete kemiğe bürünmüş hali olan son nebi Hz.Muhammed (s.a.v)e ve onun yolundan giden tüm müminlerin üzerine olsun inşallah.

Bizlere yol gösterici,rehber ve nasıl yaşamamız gerektiğini gösteren kitabımız Kuran’ı Kerim’de Allah azze ve celle gaflete düşmüş yoldan sapmış veya iman  etmiş fakat o imanın sağlamlaştırılması için kişilere ibret almak ve düşünmek için bir çok misaller kıssalar anlatmıştır.

Kuran’da öncekilerin hikayeleri anlatılır ki sonradan gelenler aynı hatalara düşmesinler veya aynı şeyleri yaptıklarında akıbetlerinin ne olduğunu görsünler diye bu kıssaları önümüze sunmuştur yaradan.İşte bunlardan bir tanesi de ‘iki bahçe sahibi’ kıssasıdır.

‘Onlara şu iki adamı misal olarak anlat;bunlardan birine iki üzüm bağı vermiş,her ikisinin de etrafını hurmalarla donatmış,aralarında da ekinler bitirmiştik.İki bağın ikiside yemişlerini vermiş,hiç birini eksik bırakmamıştı.İkisinin arasından birde ırmak fışkırtmıştık.Bu adamın başka geliri de vardı.Bu yüzden arkadaşıyla konuşurken ona şöyle dedi;ben servetçe senden daha zenginim,insan sayısı bakımından da senden daha güçlüyüm.'(kehf-32-33-34)’

Ayete devam etmeden önce kıssada ne anlatılmak istendiğine değinelim.Bu ayetin muhattapları iki adamdır isimleri verilmemekte fakat zaten önemli olan onların fiilleridir dikkattimizi çekmesi gereken nokta burasıdır.

Aynı bölgede oturan ve aynı işe sahip iki komşu vardı.Bunlardan biri ince ruhlu,geliri ve malı az fakat kanaatkar,kin tutmayan ve nüfuzu az olan biriydi.Ne oturduğu ev nede üstü başı iyi değildi fakat şikayet etmiyordu.Yüzünden gülümseme,dilinden şükür eksik olmazdı.Allah’a Peygambere inanan iyi bir müslümandı.Tarlasına gider geçimini ordan sağlardı,cihat konusunda ihmalkarlık yapmazdı.Bir tellalın haydi cihada sözüyle elindeki kazma küreği bırakır,kılıcını kuşanıp mızrağını alır ve savaşa koşardı.

Bu adamın evinin yanında temelleri sağlam,görkemli,odaları geniş ve içi değerli eşyalarla döşenmiş büyük bir ev bulunuyordu.Bu adam ve ailesi ipek gibi pahalı elbiseler giyiyor,en pahalı kokuları sürünüyor,canlarının  çektiği yemekleri yiyor ve hayatın tüm güzelliklerinden istifade ediyorlardı.

Bu adam ise Hakka çağrı sesine kulak asmamış ve hidayet yerine sapıklığı tercih etmişti.Cehalet içinde kalmaya devam ediyor ve putlara tapıyordu.Kölelerini eziyor,tarladan gelirini,onların emeklerini sömürerek elde ediyordu.

Bu inkarına ve islama karşı düşmanlığına rağmen Allah c.c ona birçok nimet vermişti.Bereketli bir arazisi onun içinden geçen su kaynağı ve çeşitli meyveleri sebzeleri vardı.Fakat bu kadar güzellik onun şükrünü arttırması yerine tam tersi olmuş onları veren ‘RAB’ aklına bile gelmiyordu.

Kıssayı anlatmakta ki gayemizi unutmayılım ve hemen kendimizi bu adamın yerine koyalım.Belki bizlerde bağ,bahçe,ev,araba,iş yeri,evlat,para vs.sahibiyiz.Peki bunlar bizim elimizle mi olan şeyler yoksa Allah’ın dilemesiyle mi olan nimetler.Elbetteki bizler bunları elde etmede bir sebebiz fakat bu kadar nimete karşı şükredenlerden miyiz yoksa benim deyip şımaranlardan mıyız.?

Sadece dünyalık isteyip ahireti unutanları Rahman olan Allah c.c. şöyle anlatmakta;‘kim bu geçici dünyayı isterse orada ona,dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadar hemen veririz.Sonrada cehennemi ona mekan yaparız.O buraya kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak girer.(isra-18)

   Kıssaya devam edelim ve dünya malına taparcasına bağlanıp Rabbini unutan adamın sözlerine kulak verelim.Mümin ve inkarcı adam bir gün bağın girişinde karşılaştı.İnkarcı adam kibirli bir şekilde bineğine binmişti.Komşusu ise omuzladığı iş aletleriyle alnından terler boşalarak tarlaya gidiyordu.İnkarcı adam İslam’dan ve islam peygamberin den alaylı bir şekilde söz etti.Ona boşuna çalıştığını çabalarının bir işe yaramadığını söyledi.

Allla azze ve celle’nin ona vermiş olduğu nimetlere bakarak ona karşı inkarda bulunuyordu.Düşündüğün zaman akıl işi değildir der kişi fakat bugün bizlerde aynı durumda değilmiyiz?Dilde inkar yoktur belki ama verilen nimetlere karşı hakkıyla itaat de yoktur teslimiyetde yoktur ne fark kaldı peki?Başkalarını yargılamayı çok iyi bilirizde dönüp kendimize bakamayı unuturuz.Rabbinin sana verdiği imakanlara nimetlere mala mülke sağlığa karşı tutumun nasıl acaba?

Rabbimize karşı bir mahcubiyet ve boyun eğiş içindemiyiz yoksa baş kaldırdık da haberimiz mi yok?Bu inkarcı adama Allah c.c. iki bahçe vermiş ikisinin ortasından su kanalları akıtmış ve oradan çeşit çeşit mahsul çıkartmıştı fakat buna karşı mümin komşusuna şöyle demişti;

‘Böyle gurur ve kibirle kendisine zulmederek bağına girdi.Şöyle dedi:bunun hiç bir zaman yok olacağını sanmam.Kıyametin kopacağını da sanmıyorum.Şayet Rabbimin huzuruna götürülürsem,hiç şüpem yok ki orada da bundan daha hayırlı bir akıbet bulurum.(kehf-35-36)’

   Bu adam küfrü isyanı,azgınlığı,inkarı ve ahireti kabul etmeyişi sebebiyle kendi durumuyla gururlanmış etrafını saran iki bahçesinin içindeki ekinlerin suların hiç bir zaman tükenmeyeceğini yok olmayacağını düşünmüştür.Bu onun aklının azlığından,Allah’a inancının zayıflığından,dünya hayatına ve onun ziynetine tutkunluğundan ahireti inkarından kaynaklanıyordu.Kendisini dünyada çok üstün ve şanslı görmüş ve eğer kıyamet koparsa daha güzeline sahip olacağını o yarım aklıyla öne sürmüştür.

Zavallı insan oğlu nasılda böbürlenmekte.Onu yaradanı unutmakta.Bu kadar mala mülke servete evlada eşe karşı nasılda nankörlük yapmakta.‘Kahrolası inkarcı insan! Ne nankördür o! (abese-17)

   Nankörlerden olmaktan Allah’a sığınırız.Mümin adamın verdiği cevabı ve inkarcının başına gelenleri Allah azze ve celle nasip ederse bir sonra ki yazımızda anlatmaya devam edeceğiz inşallah.Rabbim şükreden,sabreden,itaat eden,boyun eğen kullarından eylesin inşallah.

Velhamdulillahirabbilalemin

RAVZA ÖNDERTüm Yazıları
Yorum Yaz