MENÜ

Hevaya Tabi Olmak

210 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
Hevaya Tabi Olmak

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd gökleri ve yeri örnekleri yokken yaratan yarattığı tüm mahlukatı bir düzen içine koyan ve kendisine boyun eğdiren tüm noksan sıfatlardan münezzeh olan Rahman Rahim din gününün sahibi olan Allah(cc) mahsustur.

Salat ve selam alemlere rahmet olarak gönderilen müminlerin önderi ve örneği kendisine tabi olunmadıkça kurtuluşun mümkün olmadığı Hz. Muhammed (s.a.v)e ve aline ashabına ve onları takip eden müminlerin üzerine olsun inşallah.

Heva nefsin şehvete meyil etmesidir. Sahibini dünyada her belaya sokan ve ahirette onu cehenneme sürükleyen şeyleri (fiilleri ve inançları) ifade için kullanılır. Yukarıdan aşağıya düşmeye el- haviyyü denilir. Haviyye ise cehennem demektir. Heva, hakikate uygun olmayan sözlerin ve fiillerin ortak ismidir:

Eğer sen, sana gelen bu ilimden ( vahiyden)   sonra onların hevalarına uyarsan Allah’ tan senin için ne bir dost ve ne de bir yardımcı olmayacaktır.(  Bakara suresi:120)

Ayette heva, çoğul sigasıyla zikredilmiştir. Çünkü insanların her birisinin, değişik hevaları vardır. Ayet-i kerimede buna işaret edilmiştir. Sonra onların hevalarının sınırı yoktur. Şeytanın insanoğluna, hevasına uyması için vesvese vermesine istihva denilir. Hevanın sonucu, dalalet ve şaşkınlıktır. Heva’ya tabi olmanın aslı; mükellefin hakkı reddetmesi, şahsi kanaatlerine ve nefis-i emmaresi’nin arzularına göre hüküm koymasıdır.

Heva nefsin şehvetlere                 eğilimi keyfe düşkünlük şehvete düşkün ve ilim sahibi olmadan sahibine hükmeden nefis anlamında kurani bir kavramdır. Nefis; şehvet ve keyiflere düştüğü gibi sahibini de uçurumlara cehennem çukuruna sürükler aslında nefis yapısı bakımından şehvet sahibi olmak durumundadır. Fakat bu şehvet  “ilim”e tabi olduğunda fıtri bir nitelik kazanır ve günah olmayan yararlı yönlere kanalize edilir. Söz gelimi yeme-içme ihtiyacı helalinden ve normal ölçülerde giderilir. Karşıt cinse duyulan arzu nikâh ile meşru yollarla doyurulur. Fakat nefis bütünüyle sınır tanımaz şehvet ve arzularından ibaret hale gelirse, o zaman sahibini saptırır ve onu hem dünyada hem de ahirette felakete sürükler. İşte heva kelimesi Kuran’da bu tür bir nefsi ifade eden bir kavramdır.

Kuran’ın belirlemesiyle heva dalaletin en yakın nedenidir. Bu nedenle hevalarına uyanlar, dalalete düşenler, sapıklık içinde olanlardır. Kuran; Rasulullah (s.a.v)e şöyle emreder:

Ben Allah tan ayrı olarak çağırdıklarınıza ibadet etmekten men olundum da ben sizin hevanıza uymam o zaman dalalete düşerim ve hidayete erenlerden olmam (Enam 56)

Bir başka ayette ise hevasına uyanların içine düştükleri sapıklık şöyle dile getirilmiştir:

Allah tan bir hidayet olmaksızın hevasına uyandan daha dalalette olan kim vardır.(Kasas 50)

Müminlere düşen hevasına uyan kişilere değil ilme tabi olmaktır. İlmin kaynağı vahiy olduğuna göre, vahiy ile heva birbiri ile çelişen, birbirine zıt şeyler olmaktadır. Kuran bunu şöyle ifade eder:

Sana ilim geldikten sonra eğer onların hevalarına uyarsan senin için Allah tan ne bir veli, ne de bir yardımcı olur.(Bakara 120)

İlmin karşısında yer alan olumsuz kavramlardan zan da hevanın doğal iş birlikçisi, destekçisidir. Çoğu zaman ikisi bir arada bulunurlar:

Onlar ancak zanna ve nefislerin hoş gördüğüne (heva) uyuyorlar.(Necm 23)

Hatta kimi zaman hevanın yerini alır.

Yer yüzündeki çoğu insana uyacak olursan onlar seni Allah’ın yolundan uzaklaştırırlar(saptırırlar),çünkü onların peşinden gittiği şey safi zandır. Onlar yalnızca saçmalıyorlar.(Enam 6)

Kuran bu noktadan bir adım daha ileri giderek bütünüyle hevaya tabi olmayı hevayı ilah edinmek olarak değerlendirmiştir. Yani hevalarına uyanlar, Allah’ı değil hevalarını ilah edinmiş olmaktadırlar. Bu durumda böylesi kimselerin iman iddiaları herhangi bir değer ifade etmemektedir.

Gördün mü o hevasını ilah edineni onun üzerine sen’mi vekil olacaksın? (Furkan 43)

Mevdudi Tefhimu l-Kur an adlı eserinde, bu ayetin tefsirinde şöyle denmektedir:

Hevasını ilah edinen arzu ve tutkularının kölesi olandır. İlahına ibadet eden biri gibi o da tutkularına ibadet ettiğinden, bir puta tapan kadar şirk suçu işlemektedir. Hz. Ebu Hureyre’den rivayet olunan bir hadis-i şerifte Hz Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuşlardır;  Allah tan başka kendilerine ibadet olunan sahte ilahların Allah yanında en kötüsü, kişinin hevasıdır.

Kur’an diğer bir yerde de şöyle buyurmaktadır:

Gördünmü hevasını ilah edinip Allah’ın bir ilim üzerinde saptırdığı ve kulağı ve kalbi üzerine mühür koyup görme gücünün üzerine de perde çektiği kimseyi? Artık, Allah’tan sonra onu kim hürriyete erdirir? Düşünüp hatırlamaz mısınız?( Casiye: 23)

Bu ayetten de anlaşılacağı gibi kişi arzularını, nefsin tutku ve eğilimlerini yani hevasını ilahlaştırdığı zaman zandan kaynaklanan bir bilgi üzerine sapıtmakta kulağı ve kalbi mühürlenip gerçeği görme gücünü yitirmektir. Böyle bir kişinin artık doğru yola gelmesi mümkün değildir. Kuran çoğul olarak bu kişilerden söz ederken heva kelimesinin de çoğul şekli olan ehva kelimesini kullanır. Bu hevasına uyan her kimsenin hevasının diğerinden ayrı ve farklı olduğunu gösterir.

İmam Ahmet ve Tirmizi nin, Husayn b. Ubeyd’den rivayet  ettikleri hadise göre,  Allah Resülü(s.a.s) Husayn’a şöyle demiştir: Ey Husayn! Kaç ilaha tapıyorsun? Husayn: Altı yeryüzünde, bir de gökte olmak üzere toplam yedi ilaha. Dedi. Allah Rasülü (sas): Peki, hangisinden korkuyor ve ona ümit bağlıyorsun? Dedi. Husayn: Gökte olana dedi. Allah Resülü (asa): Müslüman ol; hem de sana bazı sözler öğreteyim de Allah seni o sözlerden faydalandırsın dedi. Bunun üzerine Husayn Müslüman oldu. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: Şöyle de: Ey Allah’ım bana doğru düşünce ve olgunluk ver. Beni nefsimin kötülüğünden koru. Allah Resulü (s.a.v)nefsin kötülüklerinden genel olarak sığındığı gibi, nefsin ortaya koyduğu amellerin kötülüğünden ve yine bu amellerden dolayı gelecek hoşnutsuzluk ve cezalarında kötülüğünden Allah’a sığınmıştır. O hem nefsin kötülüğünden, hem de amellerin kendisini korumasını istemiştir.

Kuran müminlere ayrıca adaletten ayrılıp hevanıza uymayın demektedir.(Nisa 135)

Şüphesiz ki hevaya uymak dengeyi bozar, hakları ihlal eder, tarafgirliğe taassuba sebep olur,      düşmanlığı körükler insan, Allah’ın hidayet kitabı olarak gönderdiği kuranı yani vahyi dışlayarak her şeyi kendi aklına kendi hevasına göre çözmeye, her şeyin hükmünü işine geldiği gibi vermeye kalkışırsa insanın içinde ve yer yüzünde de huzurun olması mümkün değildir. Vahyi dışlayanlar hem kendilerine yeni ilahlar bulurlar. Hem de küçük önemsiz ve kısır çekişmelerin içinde ucuz çıkarların peşinde koşar dururlar. Hevasına uyan kimselerin yön verdiği dünyada barış ve adaletin olmasının imkânı yoktur.

Müminler sık sık hevalarına uymamaları konusunda uyarılmaktadırlar. Yine yukarıda geçtiği gibi hevalarına uyan veya hevalarını tanrı haline getirenlerin peşinden gitmemeleri istenmektedir. Buna bağlı olarak da en iyi barınma yeri cennetin Rabbinin makamından korkanlar ve nefsinin hevasından sakınanlar için hazırlandığı haber verilmektedir.(Naziat 41)

Nefsinin hevasına tabi olan kimse akılsız ve aciz bir insandır. Nefsi ona hem yanlışları yaptırır, hem de ahirette kurtulabileceğine dair ümitler verir. Hevasına tabi olan bu aciz insan, hem dünyada Allah’a isyan etmek hem de ahirette cennete girmek gibi bir şeyin olamayacağını bir  türlü anlamak istemez.

Kalbinin temiz olduğunu, Allah ın merhametle muamele edeceği kuruntularıyla avunup durur. Bunları Peygamber Efendimizin şu hadisi şerifinden anlıyoruz:

Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Aciz kişi de nefsine hevasına tabi kılan ve Allah tan dileklerde bulunup duran (bunu kafi gören)dır. (Tirmizi,Kıyamet 25/2459)

İnsan nefsinin hevasına uyduğunda ruhunun faziletli ve erdemli şeylerle temizlemekten uzaklaşıp onu kötü ameller ve çirkin ahlak ile fesada verir. Sonunda onu hayvani gayeler şeytani ve karanlık hislerle çürütüp korkutarak maddiyata gömer ve cehenneme atılmaya müstahak hale getirir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır:

Yüce Allah’ın yanında gök kubbe altında Allahtan başka tapınılan ilahlar içinde, kendisine uyulan heva (aşırı istek ve tutkulardan)daha büyüğü yoktur.

Hevalarına uyan kişilerin egemen olduğu bir toprak parçasında fesadın yaygınlaşmaması mümkün değildir. Kişilerin hevaları çatışır ve bunun sonucu olarak fitne kabarır, fesat artar yeryüzü zulüm haksızlığın öldürmelerin işkencelerin merkezi haline gelir. Kuran, Allah Rasul’ü hakkında o hevadan konuşmaz,onun söylediği ancak vah yedilmiş  bir vahiydir. buyurmaktadır.(Necm 3-4)

Velhamdulillahirabbilalemin

Yorum Yaz