MENÜ

HAYDİ GELİN ALLAH’IN (CC) DİNİNE YARDIM EDELİM ÜMEYYET’ÜL GIFARİYE (R.A.)

181 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
HAYDİ GELİN ALLAH’IN (CC) DİNİNE YARDIM EDELİM ÜMEYYET’ÜL GIFARİYE (R.A.)

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur. Salat ve Selam Alemlere Rahmet olarak gönderilen Mü’minlerin tek örneği ve önderi olan Hz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e ve onun yolundan giden bütün Mü’minlere olsun İnşaAllah.

Rabbimiz olan Allah Celle Celaluhu Muhammed suresi 7 ayetinde şöyle buyurmaktadır;

“ Siz Allah’ın dinine yardım  ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.”

Peki Mü’minler yüce Allah’ın dinine nasıl yardım ederler ki şartı yerine getirmiş olsunlar ve sonuç olarak da kendilerine o şartın bir karşılığı olarak yardımını ve sebatı elde etsinler? Olay aslında kalpte başlamaktadır. Kalbini Allah için her şeyden soyutlamakla, Allah’a açık veya gizli hiçbir şeyi ortak koşmamakla, kalbinde Allah’ın sevgisi yanında hiçbir kimseye hiçbir şeye bırakmamakla başlayacaktır.

Allah’a Celle Celaluhu’nun dinine yardım O’nun şeriatına, belirlemiş olduğu düzene şek ve şüphe duymadan teslim olmakla, O’nun kitabını hayata hakem kılma girişimi ile gerçekleşir. Bu da hayat sahnesinde Allah’a yardım demektir. İşte inananların tek derdi Allah’ın hükmünün en üstün olmasıydı. Bu doğrultuda kadın olsun erkek olsun inanmış olanlar ellerinden gelen gayretin fazlasını yapabilmek için çalıştılar. Bunlardan bir tanesi de Ümeyye’ül Gıfâriye idi.

Ebus-Salt Kays-i Gıfari’nin kızıydı. Hicretten evvel İslamiyet’i kabul etmiş Resullah’a tabii olmuştu. Hayatı ile ilgili çok kısa bir bilgiye sahip olduğumuz bu Hanım için şöyle bir kıssası anlatılır.

Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hayber Savaşı’nın son hazırlıklarını yapmakla meşgulken, Ümeyye Hatun birkaç kadınla birlikte Rasulullah’ın huzuruna çıkmış, harbe iştirak etmeleri için izin istemişti.

“ Ya Rasulullah, Biz kadınlarda zatınızın beraberinde, Hayber harbine gitmek istiyoruz, yaralıların tedavisinde yardımcı olur, onlara bakarız. Kudretimiz yettiğinde mücahitlerin ihtiyaçlarını gideririz, su dağıtırız.”

Hz Peygamber O’na;

“Allah’ın bereketi üzerine varmış olasınız, buyurmuştur.”

Henüz bekâr bulunan Ümeyye Hatun ve diğer kadınlar harbe katılmış gerçekten de mücahitlere büyük yardımları dokunmuştu.

Hani en baştan dedik ya Allah’ın dinine yardım etmek diye işte Ümeyye bizlere yardımın Sadece eline kılıç alıp savaşmak olmadığını çok güzel gösteriyor. Yardım edebilmek için elinden ne geliyorsa onu yapmak gerekir. Gaye Allah’ı Razı etmek olduktan sonra su da dağıtsan, bir kişinin kanayan yarasını da atarsan mutlaka bunun sevabı inananlara kat kat verilecektir. Ümeyye’de  iman eden ve Resulullah’ın yanından ayrılmak istemeyen, onun izinden giden, yüklendiği davaya sahip çıkan, Allah’ın adının, dinin yücelmesi için evinde oturmak yerine cesurca Savaş meydanlarına atılan bir hanımdı. Peki, biz ne yapmaktayız bu din için?

Belki o bazı Hanım Sahabeler gibi eline kılıç almadı ama olsun ne fark eder ki ihlaslı bir şekilde bu dine yardım ettikten sonra gene karşılığını Cennet olarak  alacaksındır İnşaAllah.

“İman edenler ancak Allah’a ve Peygamberine inanan sonra şüpheye düşmeyen Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.”( Hucurat 15)

Ümeyye Hatun aynı zamanda bekar bir hanımdı. Yani o şu düşüncelere de kapılmamıştır. Ne işin var benim savaş meydanlarında daha gencim, evlilik hayallerim var, çocuklarım olacak bir yuva kuracağım gibi eğer oraya gidersem ya bir ok darbesi gelirse ya bir şey olursa gibi duygulara kapılmamıştı. Çünkü gaye ve hedef belliydi…

Bir konuya dikkat çekmek isterim ki harbe katılanlar ve yaralılara yardım edip, su dağıtanlar kadınlar da ve onlar İslâm kardeşliği şuuru altında birlik ve beraberlik halinde bu dine yardım etmişlerdi.

Yani erkekler nasıl ki Cihad meydanlarında tek vücut olup bir dayanışma halindelerse kadınlar da aynı şekilde birlik ve dayanışma halinde mücadele etmişlerdir.

Çünkü onlar bizlerin  anlamakta ve yaşamakta zorlandıkları şu ayeti çok iyi anlamışlardı.

“Hiç şüphe yok ki Allah kendi yolunda duvarları birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çalışanları sever”(Saf 4)

Sahi ya kenetlenmek neydi? Birlik ve beraberlik içinde olmak neydi? Ne anlam ifade ediyordu bizler için. İlk duyduğumuzda heyecanla yerine getirmek için can attığımız ben de onlar gibi olmak istiyorum deyip de sonradan boş verdiğimiz bir şey mi oldu bizler için. Ümeyye gibi müminlerle bir yardımlaşma içinde olup İslam dininin yayılıp yücelmesi için çalışıyor muyuz gerçekten?

Ya da bir Mü’minden nefsinin hoşuna gitmeyen bir şey istendiğinde hemen onun kenetlenmenin gereken kişi olduğunu unutup da o bağları koparıyor muyuz? Nerede kaldı o kurşun gibi bağlananlar, sağlam olanlar, şeytanı mutlu etmeyenler. Allah Celle Celaluhu Müslümanların parçalanıp bölünmesini  yasaklamıştır. Ve sevdiği kişileri de az önceki ayette ve diğerlerinde bildirmiştir. İşte Ümeyye bu düsturu ile hareket eden Mü’min bir kadındı. Hayber harbi zaferle bitip elde edilen ganimetler dağıtılırken, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem mücahitlere belirli hisselerini verme,  kadınlara da  onlar için uygun gördüğü bir takım hediyeler dağıtmıştır. Ümeyye Hatuna bir gerdanlık uzatmıştır, kendi elleriyle onun boynuna takmıştır. Hayatı boyunca Ümeyye Hatun, gerdanlığı boynundan çıkarmamış, vasiyet üzerine vefat ettiğinde bu gerdanlık ile gömülmüştür.

Rabbim onlardan razı olsun ve bizleri de onlar gibi Salih kullardan eylesin İnşaAllah.

Velhamdulillahi Rabbil Alemin.

Erva ŞAHİDTüm Yazıları
Yorum Yaz