MENÜ

HATIRLA Kİ – 2

95 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
HATIRLA Kİ – 2

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Hamd,sena ve övgülerin en güzeli,ezelde ve ebedde var olan ,lütfuyla kainatı ve bizleri yaratıp var eden,sayısız nimetlerle yaşatan ve rahmetiyle doğru yolu gösteren Allah(aa)’a mahsustur.Salat ve selam da,Alemlerin Rabbi tarafından sevilen,insanların ise tanıyıp,idrak edebilme nispetince sevebildikleri,efendimiz,önderimiz,rehberimiz hz.Muhammed Mustafa(sav)’e,a’line,ashabına ve onun yolunu takip eden ümmeti üzerine olsun..

İçinde yaşadığımız topluma,Allah(cc)’a inanıyor muyuz? diye sorduğumuzda,birçoklarına göre abes,bir çoğuna göre gereksiz bir sorudur bu!

Nedemek ” Allah’a inanıyor muyuz?” ” tabii ki,elbette ki” ”Evet” cevabını veren insanların Allah (cc)’u, inkar etmemekle,Allah’a iman ettiklerini sanmakta ve bunu samimi bir iddia olarak ileri sürmektedirler!

Samimi bir şekilde Allah’a iman ediyoruz diyen insanların kullandıkları ifade aynı olmasına rağmen kastettikleri Allah inancı birbirinden farklıdır.”Gözdan ırak olan,gönülden ırak olur!” deyimini benimseyen birçok insana göre ; gözden ırak olan Allah(cc),gönülden de ırak olmuştur haşa.Bu insanlar başlarını göğe kaldırarak ilgilerini ve dikkatlerini çok uzaklara yöneltirler.Çünkü: iman ettik dedikleri Allah(cc),çok uzaklarda bulunan Allah’tır.Yerleri gökleri yaratmış ve sonra da çok uzaklarda bulunan makamına çekilmiştir! haşa.Yine bazılarının kastettikleri Allah inancı ise kainatı yaratan,yağmuru yağdıran,bitkileri bitiren,tüm canlıların rızkını veren fakat yarattığı ve yaşattığı insanların yeryüzünde ne yaptıklarına,nasıl idare olunduklarına hiç karışmayan bir Allah inancı.İnsanlara,iyi ve doğru olun buyruğunu veren ancak bu iyiliğin ve doğruluğun ölçüsünün ne olduğunu bildirmeyen bir Allah inancı.Dolayısıyla yaşarken değil,öldükten sonra dikkate alınması gereken bir Allah inancıdır bu! Allah (cc)’u,hakkındaki bu yanlış ve eksik inançların anlaşılması için ihtiyacımız olan husus,Alemler’in Rabb’i olan Allah (cc)’nun, doğru, dosdoğru tanınmasıdır.Bu hiç kuşkusuz bizlere dosdoğru bilgiler veren Kur’an’ı Kerim’i dikkate almamızla mümkündür.Yeryüzündeki hiçbir kitap Kur’an’ı kerim kadar geçmiş dünya tarihini,günümüzü,ileri ufkumuzu aydınlatıcı keyfiyete ve özelliğe sahip değildir.Bizlere geçmişten,günümüzden ve geleceğimizden apaçık haberler veren,Allah (cc)’nun,razı olduğu dini nasıl ve ne şekilde yaşamamız gerektiğini beyan eden eşsiz ve içinde hiçbir şüphe bulunmayan muhteşem bir kitabdır.

Alemler’in Rabb’i olan Allah(cc)’u, ile konuşmak isteyenlerin,durumumuzla, halimizle,akibetimizle,neler yapmamız ve nelerden sakınmamız gerektiğiyle ilgili soru sormak isteyenlerin müracat edeceği yegane kapı yegana kaynaktır.Kur’an’ı Kerim’in bu genel gerçeklerini bilmemiz ve bu gerçekler istikametinde inanmamız,iman etmemiz gerekmektedir.

Şanı yüce olan Rabb’imizn değişmesi ve değiştirilmesi mümkün olmayan daveti bellidir.Bütün bir insanlığı şirkten,küfürden,zulümden,sömürüden,münkerattan koruyacak olan TEVHİD ile İSLAM’ÍN tertemiz kaynağı olan kur’an’ı Kerim’e göre birer müslüman olmaya davet etmektir.

Çünkü; İlahi hükümler,zaman ve mekana göre değişmeyecek olan evrensel hükümlerdir.*Rabbinin sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O her şeyi işitmekte, her şeyi bilmektedir”.(Enam suresi 115}Bu hükümler istikametinde Allah (cc)’a ve indirdiklerine iman etmemiz gerekmektedir.Allah (cc)’nun,yeryüzündeki insanlara ve toplumlara karışmasını istemeyen ve O’nu göklerin Rabb’i olarak kabul edenlere şu gerçek zikredilmektedir;”O göklerin, yerin ve bu ikisi arasındaki tüm varlıkların Rabbidir. O halde sırf O’na kulluk ediniz ve bu kulluğun omuzlarına bindirdiği tüm yükümlülüklere katlanınız… ”(meryem suresi 65) Şu koca evrende O’nun dışında bir hakim ve O’nun bir başka ortağı yoktur. Sırf O’na kulluk etmemiz ve kulluğun getirdiği yükümlülüklere sabırla katlanmamız,elzemdir..İbadet eksiksiz bir hayat biçimidir. İnsan bu hayat biçimi uyarınca yaşar.Bu hayat biçimi de sabretmeyi, çaba harcamayı ve sıkıntıya katlanmayı gerektirir. Hayatının küçük-büyük her türlü olayında Allah’a ibadet etme bilinci taşır.çünkü’ O’, şu evrende kendisine kulluk sunulan tek ilahtır; fıtratların ve kalplerin doğal bir dürtü ile yöneldikleri tek mercidir.

Kur’an’ı kerim insanlara gönderilen bir kitaptır.Eksenınde insan vardır.İnsanı en iyi tanıyan onun yaratıcısı olduğundan,nasıl yaşaması gerektiğini de nazil ettiği kitapta öğretmiştir.”O halde yaratanla yaratamayan bir olur mu? ..”(Nahl suresi 17)

İnsan kelimesinin anlamına baktığımız da,, kendinden türediği kök olarak iki sözcükden bahsedilir; bunlardan biri üns kelimesidir. Üns, ünsiyet, yakınlık demektir. Bu “yakınlık, yaklaşma duygusu” bir yandan hemcinsleriyle bir arada yaşama durumunda olan insanın başka insanlara karşı yakınlığını, bir yandan da Allah’a bütün varlıkların üstünde olan yakınlığını ifade eder. İnsan kelimesinin, bir de nesy = unutmak fiilinden geldiği söylenir. Bu durumda insan, unutkan,unutan demektir;Unutkan insana hatırlatılan;

”Hani Rabbin (ezelde) Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da, “Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)” demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir.” Ara’f suresi172

‘Ruhlar Alemin ‘de” (elest bezmi) Allah(cc)’a, verdiği sözdür.Bu söz; ”Men Rabbuke”(Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) sorusuna karşılık ”Galu Bela Şehidna” evet şahid olduk ki Sen bizim Rabb’imizsin kavlidir.Allah lafz-ı bütün sıfatları içince toplayan özel isimdir.Allah (cc)’u, Rab sıfatı ile misak almış , ahidleşme,antlaşma yapmıştır.Bu ikrar ve tasdikin sonucunda,Rububiyette,ULuhiyette,mabudiyette,ubudiyette şirk koşmamak üzere tevhid edeceğine dair Tevhidin özü olan ”La İlahe İllallah”ın yüklediği sorumlulukları kabul eden Ademoğulları Allah (cc)’nun, İlahi tekliflerini kabul etmiş emaneti yüklenmiştir.” Biz o emaneti göklere, yere ve dağlara arzettik, onlar onu yüklenmeğe yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi, o cidden çok zalim, çok câhil bulunuyor”(ahzap suresi 72) Dünya hayatına imtihan üzere gönderilmiştir.

”O, amel bakımından hanginizin (İslam’a uygun davranış, ahlâk ve anlayışta) daha iyi (daha güzel ve verimli) olacağını denemek (ve hak ettiği karşılığı vermek) için (dünyada yaşatıp) ölümü ve (ahirete diriltip sonsuz) hayatı yarattı. O, Üstün ve Güçlü olandır, çok Bağışlayandır”.(mülk suresi 2)

 Emanet;İlahi hükümlerin tamamıdır.Kur’an’ı Kerim içerisinde barındırdığı bütün emir ve nehiyler,en başından en son ayeti kerimelerine kadar tamamı emanettir.Emanete riayet kanun ve hukumler’n yaşanması ve yeryüzünde hakim kılınmasıdır.İnsanın dünya hayatına gönderilişi verdiği söz gereği Allah (cc)’u, tevhid etmek,ve yeryüzünde tevhidi imar etmek üzere halifelik misyonunu icra etmektir.Bu minval üzere yüklendiği emanete sahip çıkarak karşılaştığı imtihanlar karşısında azim ve sebat ile Ancak ve ancak Allah (cc)’a,kulluk yaparak ve ancak O’ndan yardım isteyerek yaratılış gayesi üzerine verdiği söze sadakatini ispat etmesidir.Nitekim bu söz  günde en az kırk defa insanoğluna hatırlatılmaktadır.”Ey Rabbimiz!) Yalnız sana ibadet/kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz”.Sözünün eri olan kullar övüldüğü gibi;

”Ra’d Suresi, 20.Onlar Allah’ın ahdini yerine getirirler ve verdikleri kesin sözü (misakı) bozmazlar”

Mü’minun Suresi, 8:” (Yine) Onlar, emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir.”

Ahzab Suresi, 23: ”Mü’minlerden öyle erkek-adamlar vardır ki- Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler.”Sözüne sadık olmayanlar yerilmiştir.

Araf Suresi, 102. ayet: ”Onların çoğunda ‘verdikleri söze bağlılık’ görmedik, ama onların çoğunu fasıklar (yoldan çıkanlar) olarak gördük.”

Ra’d Suresi, 25. ayet:” Allah’a verdikleri sözü, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar, Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi kesip-koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar; işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı da onlar içindir.” Sözüne sadık olmayanlar yerilmiştir.

Ne yazık ki ; tevhid fıtratı üzere yaratılan insan imtihan yurdu olan dünya hayatın da varlık gayesini unutmuş,cazibesine aldanarak  selim fıtratta aşınmalar,sapmalar meydana gelmiş.Ne zaman ki toplumlar şirke ,batıla,küfre,isyana kalkışmış Allah (cc)’u uyarıcı ve hatırlatıcı olarak ,peygamberler göndermiştir.Peygamberlerin gönderiliş gayesi kulları kula kulluktan kurtarıp tek İlah olan Allah (cc)’a,kulluk etmeye, uluhiyet,hakimiyet yetkisini yaratılmış masivailerden alıp Allah (cc)’a,has kılmak için uyarıcı ve korkutucu olarak ,gönderilmişlerdir.

Biz her bir Elçiyi, ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara (İlahi gerçekleri ve insani görevlerini) apaçık beyan edip (anlatabilsin) . Böylece Allah dilediğini (küfrü ve kötülüğü tercih edeni) şaşırtıp saptırır, dilediğini (imana ve iyiliğe yöneleni) hidayete erdirir. O Üstün ve Güçlü olandır, Hüküm ve Hikmet sahibidir.”(ibrahim 4)

Gönderilen bütün peygamberlerin ortak çağrısı tevhid’dir.Yeryüzünde tevhid-şirk mücadelesi Adem (as) ile başlamış ve kıyamete kadar da devam edecektir.Şirk Allah(cc)’nun,asla affetmeyeceği bir zulümdur. ”Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.”(nisa suresi 48) Nitekim;

Hz. Peygamber (a.s.m), Muaz b. Cebel’e hitaben; “Muaz! Allah’ın kulları üzerindeki hakkının ne olduğunu bilir misin?” diye sordu. Muaz: “Allah ve Resulü bilir.” dedi. Hz. Peygamber (a.s.m) şöyle devam etti: “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, ona ibadet etmeleri ve hiçbir şeyi ona ortak koşmamalarıdır. Peki, bu görevlerini yerine getiren kulların Allah’ın üzerindeki haklarının ne olduğunu bilir misin?” Muaz: “Allah ve Resulü bilir.” dedi. Hz. Peygamber (a.s.m): “Onların Allah üzerindeki hakları, Allah’ın onlara azap etmemesidir.” diye buyurdu.(Buharî, Tevhid, 1; Müslim, İman,48).

.Allah (cc)’u, Rab olarak kabul etmek Rububiyette tevhid etmek ne anlama gelmektedir;

Allah, evreni ve içindeki bütün varlıkları “kudret elinde” tutmakta olup, dilediği biçimde yönetmektedir. Doğuda da, batıda da, yerde de gökte de idare yalnızca Allah’a aitttir. Her şey O’nun irâdesi, hükmü ve bilgisi altındadır. Hiçbir varlık, kendiliğinden bir hareket, yaşama ve davranma gücüne sahip değildir. Besleyen, büyüten, yediren, rızıklandıran, üreten, öldüren, dirilten hep O’dur. O âlemlerin rabbıdır.Âyet ve hadisler, evrende olup bitenlerin gelişi güzel ve tesadüfen olmadığını, aksine her şeyin, başlangıçtan itibaren sonuna kadar ilâhî bir irâdenin eseri olduğunu açıkça ortaya koyar.Allah, âlemlerin rabbıdır. Her varlığın geçek sahibi Allah’tır. Varlıkların tümünü yaratan, eğiten, geliştiren, besleyen yegâne rabb Allah’tır. Allah’tan başka ma’bud kabul edilecek hiçbir varlık olamaz. Sevilerek kendisine ibâdet ve itaat edilecek tek rab ve ma’bud ancak Allah’tır. Rubûbiyet ve ülûhiyet sadece O’nun hakkıdır. İnsanlığın ilerlemesi ve medenîleşmesi, Rabbını tanımasıyla mümkündür.

Allah’ı tek ve gerçek rab olarak tanımak;

O’nun emir ve hükümlerine göre yürümek, Allah’a güvenerek başkalarının arzusunu O’nun emrinden üstün görmemek, O’nun hükümlerine uymayan her düşüncenin ve her işin bâtıl olduğuna inanmak demektir. Allah’ın yegâne Rab olduğuna inanmak; her işi yönetip tanzim edenin, yine her şeye sonsuz kudretiyle gâlip olanın ancak Allah olduğunu kabul etmek demektir.

Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, Allah’tan başka sahte oaln rabba,Rablik taslayanlara, kul olmamak, her işi Allah için yapmak, O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmak, “Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur” ilkesi üzerinde ölünceye kadar sâbit kalmak, Allah’a itaatta dosdoğru yaşayıp hilekârlığa sapmamak, Allah’a tek rab olarak inanmak ve bunda sırat-ı müstekim üzere olmak demektir. Tüm yaratıkları yönlendiren, ihtiyaçlarını karşılayan, âlemlerin rabbı Allah olduğu gibi; beşere Cenneti gösteren, onu terbiye eden de Allah’tır. Cehennemi gösteren ve ondan sakındırıp korkutan, Peygamberimiz’i gösteren ve O’na bağlanmayı teşvik eden de Rabbımızdır.

”Ey iman edenler! Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edin. Söylediklerini işitip durduğunuz halde ondan yüz çevirmeyin!”(Enfal suresi 20)

”Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasak etdiyse ondan da sakının. Allahdan korkun. Çünkü Allah (ın) azâbı çetindir.”(Haşr7)

Kur’an hakikatlarını gösterip insanın gözünü gönlünü açan, Kur’an’da kâinatı dile getiren, evreni anlatıp insanın karşısına apaçık gerçekleri ayan beyan seren, tek Rab Allah’tır.İnsana yakışan, bütün evrenin ve kendisinin yaratıcısı, sahibi, rızık vericisi, yetiştiricisi olan Allah’ı tek Rab kabul edip O’na ibâdet ve itaat etmektir. Allah (cc)’nun, fiilleri ile tek ve ortağı olmadığını tasdik etmeye Rububiyyet tevhidi denir

O halde sen hanîf olarak bütün varlığınla dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa ona yönel! Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. İşte doğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.’2(Rum suresi 30)

Tevhid sadedce Rububiyette kabul etmekle tamamlanmaz.Uluhiyyette de Tek İlah olarak tevhid etmek gerekmektedir.

Kavram olarak ilâh; kendisine ibâdet edilen, ma’bûd sayılan şey, her şeyden çok sevilen, ta’zim edilen kutsal varlık anlamında kullanılmaktadır. Tapınılan, kendisine ibâdet edilen, üstün sayılan bütün ma’budların ortak adı ‘ilâh’tır.

istılahta ilâh; tapınılan, kendisine ibâdet edilen demektir. İlâh; ibâdet edilmeye yani kudret ve kuvveti önünde huşû ile boyun eğilip kulluk ve itaat edilmeye lâyık, herşeyin O’na muhtaç olduğu bir varlık demektir. İnsanoğlu, fıtratı gereği, her zaman bir ilâha inanma, sığınma ve ondan yardım istemeye muhtaçtır. O bazı şeylerden korkar, bazı şeylere gücü yetmez ve başkalarından yardım ister, bazı şeylere sığınır, bazı şeyleri kendinden üstün görür. Bütün ümitlerin bittiği bir yerde, görmediği, tanımadığı, hayal etmediği bir gizli ‘ilâh’tan yardım ister.

İslâm’ın ezelî, ebedî, değişmeyen ve evrensel ilkesi şudur: “Lâ ilâhe illâllah Muhammedü’r Rasûlüllah (Allah’tan başka İlah yoktur. Hz. Muhammed Allah’ın elçisidir).”

“Allah ile birlikte başka bir ilâh edinip tapınma. O’ndan başka hiç bir ilâh yoktur.” (28/Kasas, 88)

“İnsanlar içinde Allah’tan başkasını O’na denk sayanlar var. Ki onları Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah’a olan sevgileri daha büyüktür. Allah’a eş koşarak kendi kendilerine zulmedenler, azabı görecekleri zaman bütün kudretin ve gücün gerçekten Allah’ta olduğunu gözleri ile görür gibi bir bilselerdi.” (2/Bakara, 165)

İlâhlık ve otorite birbirini gerektirir. İlâh denildiğinde, aklımıza, hayatımız için kanun koyan, nizam ve hukuk belirleyen ve kayıtsız şartsız hâkimiyet sahibi Allah (c.c.) gelmelidir. İnsanın fıtratında kendinden üstün bir varlığa yalvarma ve tapınma ihtiyacı yatar. Her insan bir şeye tapar. İnsanlar fıtrattan gelen ilâh edinme ihtiyacını sadece Allah’a yöneltmezse, sahte ilahe lere tapmış olurlar ki, bu da insanı küfre sokar. Kur’ân-ı Kerim’de öncelikle ve her şeyden önemli ve yoğun olarak Allah’ın ilâhlığı üzerinde durulur. Tek ilâh Allah’tır, yani kendinden başka kulluk edilecek, tapınılacak, yönelinecek başka bir ilâh yoktur. Cahiliye döneminde, gerek Mekke müşrikleri gerek yahudi ve hristiyanlar Allah’a inanıyorlardı; fakat Allah’ın ilâhlık vasıflarını başkalarına da vererek, Allah’a karşı en büyük yalan olan şirke düşmüşlerdi.

Mekkeli müşrikler, göğü ve yeri yaratanın, güneşi ve ayı kontrol edenin, Allah olduğuna inanıyorlardı.

“Andolsun ki onlara: ‘Gökleri ve yeri kim yarattı?’ diye sorsan, mutlaka: ‘Allah’

derler. De ki: ‘(Öyleyse) övgü de yalnız Allah’a mahsustur.’ Ama onların çoğu bilmezler.” (31/Lokman, 25)

“Andolsun ki onlara: ‘Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?’ diye sorsan, mutlaka: ‘Allah’ derler. O halde nasıl (haktan) çevrilip döndürülüyorlar?” (29/Ankebut, 61)

Dünya ve içindekilerin sahibinin Allah olduğuna inanıyorlardı:

“(Rasûlüm!) De ki: ‘Eğer biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir?’ ‘Allah’ındır’ diyecekler, ‘Öyleyse ders almaz mısınız?’ de.” (23/Müminun, 84-85)

Çok mühim meselelerde yeminlerini Allah adına ediyorlardı:

“Kendilerine bir uyarıcı (Peygamber) gelirse, herhangi bir milletten daha çok doğru yolda olacaklarına dair bütün güçleriyle Allah’a yemin etmişlerdi. Fakat onlara uyarıcı (Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem) gelince bu, onların haktan uzaklaşmalarından başka bir şeyi arttırmadı.” (35/Fatır, 42)

Özellikle zor zamanlarda direkt Allah’a yönelip dua ediyorlardı.

“İnsana bir zarar geldiği zaman, yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak (o zararın giderilmesi için) bize dua eder; fakat biz ondan sıkıntısını kaldırınca, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gider. İşte böylece haddi aşanlara yapmakta oldukları şeyler güzel gösterildi.” (10/Yunus, 12)

“Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız O’na has kılarak (ihlasla) Allah’a yalvarırlar. Fakat onları salimen karaya çıkarınca, bir bakarsın ki, (Allah’a) ortak koşmaktadırlar.” (29/Ankebut, 65)

Bu ayetler de gösteriyor ki o günkü müşrikler kainatta her şeyi çekip çevirenin, melekûtu yani her şeyin yönetimini elinde tutanın, her şeyin sahibinin, her şeye hüküm koyanın, tek söz sahibinin Allah Teâlâ olduğunu biliyor ve kendilerine sorulduğunda hiç çekinmeden bunu dile getiriyorlardı.Onların şirki uluhiyette gündeme geliyor,Allah (cc)’nun hakimiyet , teşri kanun koyma yetkisini kendilerinde görüyorlardı.Hâkimiyyet yani mahlûkatın tasarrufu ve onlar adına kayıtsız ve şartsız kanunlar belirleme hakkı sadece ve sadece âlemlerin Rabbi olan Allâh’a aittir. Zîrâ bu âlemi kim yarattı ve yaşatıyor ise onlar adına emîrler ve yasaklar koyarak hükmetme yetkisi de ona aittir. Bu Rabb olmanın bir gereğidir.

“Mülkü/hâkimiyeti elinde bulunduran Allâh, ne yücedir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” (Mülk: 67/1)

“İyi bilin ki! Yaratmak da, emretmek de (hükmetmek de yalnızca) O’na aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allâh ne yücedir.” (Arâf: 7/54)

Sen Allâh ile beraber başka (hiç) bir ilâha ibâdet etme. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O’nun vechinden başka her şey yok olacaktır. Hüküm yalnızca O’nundur ve kesinlikle O’na döndürüleceksiniz.” (Kasas: 28/88)

“O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.” (Kehf: 18/26)

Allâh’u Teâlâ’nın Kur’ân-ı Kerîm’de bildirdiği, teşrî ve hüküm koyucunun sıfatlarına dair âyetlerden bazı misâller:  ‘Hakkında ihtilâfa (ayrılığa) düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allâh’a aittir. İşte bu, Rabbim Allâh’tır. Yalnız O’na tevekkül ettim ve ancak O’na yöneliyorum. O, göklerin ve yerin hiç yoktan var edicisidir. Size kendi cinsinizden eşler, hayvanlardan da çiftler yaratmıştır. Sizi bu şekilde çoğaltmaktadır. Onun benzeri, hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir. Göklerin ve yerin anahtarları O’nundur, dilediğine rızkını yayar ve daraltır. O, her şeyi hakkıyla bilendir.’ (Şûrâ: 42/10-12)

Mekkeli müşriklerin içine düştüğü birçok şirki üzerinde barındıran, içinde yaşadığımız toplumu göz önüne aldığımızda aynı ayeti kerimlere muhatap olduğunu söylememek mümkün mü?

De ki: “Allah’ı bırakıp, size zarar vermeye de fayda vermeye de malik olmayan varlıklara mı ibadet ediyorsunuz? Allah, O (işiten ve dualara icabet eden) Es-Semi’, (her şeyi bilen) El-Alîm’dir.” (5/Mâide 76)

Allah, sana bir zarar dokunduracak olursa, onu O’ndan başka giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır dilerse, o zaman da O’nun hayrını engelleyebilecek kimse yoktur. O, lütfunu dilediği kuluna nasip eder. Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.*yunus sures’ 107

İlâh tektir ve O da Allah’tır. Allah; her şeyi yaratan, insanları bir gün bir araya toplayacak olan, öldüren ve dirilten, kendisine güvenilen, yalvarılan, sığınılan, kendisi için zaman ve mekan sınırı olmayan ve varlıkların eksikliklerinden bütünüyle uzak olandır. O halde bütün bunlara gücü yeten “ilah” tır ve O da bir tanedir. Birden fazla ilah olması mümkün değildir

İlâhlık vasıflarının en önemlisi, Allah’ın hayatımız için kanun koyan, nizam ve hukuk belirleyen olmasıdır. Eğer kanun koyma, insanlar için hukuk belirleme Allah’tan başkalarına verilirse, bu onlara ilâhlık vasıflarını da vermek olur ki, bu da şirktir.

“(Ey Muhammed!) Senden önce gönderdiğimiz her Peygambere; Benden başka ilâh yoktur, Bana ibâdet/kulluk edin’ diye vahyetmişizdir.” (21/Enbiyâ, 25)

Ulûhiyet tevhidi, Allah’a, Onun belirlediği ibâdet şekilleri ile ibâdet etmektir. İbâdette Allah’ı birlemek, başkasını O’na ortak kabul etmemektir. Kalbin korkarak ve ümit ederek Allah’a bağlanmasıdır. Ulûhiyet tevhidi; ibâdette, boyun eğmede, hüküm koymada, kesin itaatte tek ve ortağı olmayan Allah’ı birlemektir.

Rubûbiyet ve ulûhiyet tevhidi beraber olmalıdır. Bunlardan biri bulunmazsa kişi muvahhid olamaz ve şirke düşer. Müşrikler, rubûbiyet tevhidini kabul ediyorlardı. Ancak bununla birlikte putlara tapıyorlar ve yeryüzünde Allah’ı tek hüküm koyucu olarak kabul etmiyorlardı. Aynı şekilde ehli kitap da, Allah’ın yeryüzünü yarattığını kabul ediyor, fakat O’na oğul isnat ederek ve helâl – haram kılma yetkilerini din adamlarına vererek şirke düşmüşlerdir. Ulûhiyet tevhidi çok önemlidir. Bütün peygamberlerin tebliğlerinde en çok vurguladıkları husus ulûhiyet tevhididir:

“Biz her kavme: ‘Allah’a ibadet edin; sizin O’ndan başka ilahınız yoktur’ (diye tebliğ etmesi için) bir peygamber gönderdik.” (16/Nahl, 36)

“(Nuh): ‘Ey kavmim! Allah’a kulluk/ibâdet edin, sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur’ dedi.” (7/A’raf, 59). ( 7/A’râf, 65, 73, 85; 12/Yûsuf, 40; 11/Hûd, 1-2.)

Kur’an, ulûhiyet tevhidi olmadan, sadece rubûbiyet tevhidi ile kişinin kurtuluşa erişemeyeceğini açıkça belirlemiştir. İnsanın muvahhid bir müslüman sayılabilmesi ve cehennem azabından kurtulabilmesi için rubûbiyet tevhidi ile beraber ulûhiyet tevhidine de iman etmesi lâzımdır.

Bir tek hayat sistemi,bir tek yol,bir tek vahiy ve bir tek Allah(cc} a teslimiyet vardir..Bir tek kalp ,iki ilaha kulluk yapamaz…!

devam edecek insaallah

Rabbim Hakk’ı Hak bilip Hakk’a sarılan, batılı batıl bilip batıldan uzaklaşan kullarından eylesin inşallah

Elhamdulillahi Rabbil Âlemin

AFRA HATUNTüm Yazıları
Yorum Yaz