MENÜ

Hangisi daha Üstün; İhsan mı yoksa Mahrum Bırakılmak mı?

149 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
Hangisi daha Üstün; İhsan mı yoksa Mahrum Bırakılmak mı?

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Allah azze ve celle’nin kulları üzerindeki nimetlerini saymakla bitiremeyiz. Allah (c.c.) bize öyle nimetler vermiştir ki biz o nimetlerin daha farkına bile varamamışızdır. Çünkü biz Allah (c.c.) nimetlerini bilmediğimiz gibi saymaktan da aciziz.

Allah azze ve celle şöyle buyurmakta.

“Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya çalışsanız sayamazsınız.” (Nahl 18)

Şöyle ki dünyada yaşadığımız hayat fani bir hayattır. Herkesin bu dünya hayatına bir gün bir nokta koyduğu gibi bizde “Her Nefis Ölümü Tadacaktır.” Emrine uyanlardan olacağız. Bizden önce ölen insanlar nasıl ki arkalarında yatlarını, katlarını evlatlarını anne ve babalarını bırakıp sadece amelleriyle bu yolculuğa çıktıysalar bizlerde bu şekilde arkamızda bir şeyleri bırakıp gideceğiz.

Bu açıdan baktığımızda dünya hayatında en büyük nimet ve zenginlik iman sahibi olmaktır. Çünkü iman sahibi bir kimse bu imanıyla hem dünyada hem de Ahiret yurdunda kendisine fayda sağlayacaktır. Eğer Allah azze ve celle bir kuluna iman nimetini nasip etmiş ise bu kul dünya hayatında sahip olabileceği en değerli şeyi elde etmiştir.

Dünya ve Ahiret yurdunda kul için en değerli nimet olan iman İslami ıstılahta Allah’tan (c.c.) başka kendisine ibadet edilen her şeyin reddedilmesi Allah azze ve celle’nin Hz. Muhammed (sav) aracılığıyla gönderildiklerini kalp ile tasdik dil ile ikrar etmektir ve bütün organlarınla şahid olup amel etmek demektir.

Hani dedik ya Allah (c.c.) insanoğluna verdikleri nimetleri saymaya kalkarsanız saymazsınız diye kainata bir baktığımızda insanoğlunun faydalanacağı bir çok helal nimetler vardır. Kendi kapasitemiz bir sayalım. Güneş ay, yıldızlar, hava, bitkiler, su, hayvanlar, oksijen, evlatlarımız, eşlerimiz bizler ancak sınırlı sayabiliriz. Allah (c.c.) bu kadar nimetin karşılığında bizden bir tek hakkıyla kulluk beklemekte. Ama insanoğlu nankördür, azgındır bu kadar nimete karşı şükrü ne derece ki haddini sınırını aşıyor.

Allah (c.c.) karşı azgınlık eden haddini aşanları bizlere misallerle kitabında bildirmiştir.

Karun, Firavun, israiloğulları bunlar verilen nimetlere karşı dünyaya dalıp rablerine karşı hadlerini aşmışlardır.

“Karun Musa’nın kavmindendi onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler verdik ki anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk zor taşırdı kavmi ona demişti ki şımarma Allah şımaranları sevmez.” (Kasas 76)

“Allah’ın sana verdiği bu servet içinde ahiret yurdunu ara, dünyadan da nasibi unutma Allah nasıl sana iyilik ettiyse sende öyle iyilik et yeryüzünde bozgunculuk isteme çünkü Allah bozguncuları sevmez.” (Kasas 77)

Şimdi Allah (c.c.)’nun verdiği nimetler bu kadar açıkken Allah (c.c.) bize lütfederken ihsan ederken yani bizlere verirken bizlerde karun gibi israiloğulları gibi ya da firavun, nemrud yada Mekke’de ki Ebu Cehiller gibi verilen nimetlerle isyan mı edeceğiz. Yoksa yeryüzünde hükümranlık söz sahipliği verildikten sonra ibadeti kulluğu artan Süleyman (as), Davud (as),  Musa (as), Yusuf (as), gibi Rabbine şükreden nimeti vereni razı edenlerden mi olacağız.

Bu sorunun cevabı ebedi akıbetimizi belirleyecek olan temel esaslardan olacaktır. inşaAllahu Rahman.

Velhamdulillahi Rabbil Alemin.

 

Rümeysa YILDIZTüm Yazıları
Yorum Yaz