sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolar
DOLAR
8,4396
EURO
10,0747
ALTIN
492,32
BIST
1.393
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
34°C
Ankara
34°C
Açık
Pazar Az Bulutlu
34°C
Pazartesi Az Bulutlu
34°C
Salı Sıcak
36°C
Çarşamba Sıcak
35°C

GÜNÜN AYET VE HADİSİ

GÜNÜN AYET VE HADİSİ

GÜNÜN AYETİ

وَكَمْ قَصَمْنَا مِنْ قَرْيَةٍ كَانَتْ ظَالِمَةً وَاَنْشَأْنَا بَعْدَهَا قَوْمًا اٰخَر۪ينَ

Biz, zulmeden ülkelerden nicesini kırıp geçirdik ve bunun ardından bir başka kavmi meydana getirdik.

(Enbiya Suresi 11. Ayet)

GÜNÜN HADİSİ

17–Abdan şöyle dedi: Bize Abdullah ibnu’I-Mubârek haber ver­di: Bize Yûnus ibn Yezîd, ez-Zuhrî’den haber verdi.

H Bize Ahmed ibn Sâiih tahdîs etti: Bize Anbese tahdîs etti: Bi­ze Yûnus tahdîs etti ki, İbn Şihâb şöyle demiştir: Enes dedi ki, Ebû Zerr (R) şöyle tahdîs ediyordu: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: “Ben

Mekke’de iken içinde bulunduğum evin tavanı (ansızın) yarıldı. Cib­ril indi. Göğsümü yardıktan sonra içini Zemzem suyu ile yıkadı. Sonra hikmet ve îmân ile dolu altın bir leğen getirip içindekini göğsümün içine boşalttı. Ve göğsümü kapadı. Sonra elimden tutup beni semâya doğru çıkardı. Yere en yakın semâya vardığımızda Cibril, o semânın bekçisine:

— Aç, dedi.

— Kimdir o? dedi. Bu:

— Cibril’dir, dedi.

— Beraberinde kimse var mı? dedi.

— Muhammed benimle beraberdir, dedi:

— Ona (gelsin diye) haber gönderildi mi? dedi.

— Evet gönderildi; aç, dedi.

En yakın semânın üstüne çıkınca bir de gördüm ki, bir kimse (otur­muş), sağ tarafında bir takım karaltılar, sol tarafında da birtakım karaltılar var. O kimse sağ tarafına baktığında gülüyor, sol tarafına baktığında ağlıyor. O zât:

— Merhaba, sâlih peygamber ve sâlih oğul, dedi.

Cibril’e:

— Bu kim? diye sordum.

— Âdem(S)’dir, sağında ve solunda olan bu karaltılar da evlâ­dının ruhlarıdır. Sağında olanları cennet ehli, sol tarafında olan ka-, raltılar da cehennem ehlidir. Sağına baktıkça güler, sol tarafına baktıkça ağlar, dedi.

Sonra Cibril beni tâ ikinci semâya çıkardı. Bekçisine:

—Aç, dedi.

Bekçisi de evvelkinin söylediklerini söyledikten sonra kapıyı açtı”.

Enes dedi ki: Ebû Zerr, Rasûlullah’m semâlarda Âdem, İdrîs, Mû-sâ, îsâ, İbrâhîm Peygamberleri bulduğunu söylediyse de, herbirerle-rinin menzillerinin nerelerde olduğunu ayrı ayrı söylemeyip, yalnız Âdem’i en yakın semâda, İbrahim’i altıncı semâda bulmuş olduğu­nu söyledi. __”   Yine Enes dedi ki : Cibril, Rasûlullah ile birlikte İdrîs Peygam-

ber’e uğradıklarında, İdrîs:

— “Merhaba sâlih peygamber ve sâlih kardeş” demiş. (Peygamber demiş ki:)

— “Bu kim? diye sordum.

Cibril:

— Bu İdrîs’tir, dedi.

Sonra Musa’ya uğradım. O da:

— Merhaba sâlih peygamber ve sâlih kardeş! dedi.

— Bu kimdir? diye sordum. Cibril:

— Bu Musa’dır, dedi. Sonra isa’ya uğradım. O da:

— Merhaba sâlih peygamber ve sâlih kardeş, dedi.

— Bu kim? dedim. Cibril:

— Bu isa’dır, dedi.

Sonra İbrahim’e uğradım. O da:

— Merhaba sâlih peygamber ve sâlih oğul, dedi.

— Bu kim? dedim. Cibril: _

— Bu İbrahim’dir, dedi”.

Muhammed ibn Şihâb dedi ki: Ve bana İbn Hazm haber ver­di ki, İbn Abbâs ile Ebû Habbe el-Ensârî şöyle diyorlardı: Peygamber (S) şöyle buyurmuştur:

‘ ‘Sonra Cibril, beni yukarıya götüre götüre nihayet kaza ve tak-dır kalemlerinin cızırtılarını duyacak yüksek bir yere çıktım”.

Yine İbn Hazm ile Enes ibn Mâlik (R) şöyle demişlerdir: Pey­gamber (S) şöyle buyurdu:

“(O zaman) Allah benim üzerime ve ümmetim üzerine elli na­maz farz kıldı. Bu farziyetiyüklenerek döndüm. Derken Musa’ya rast-geldim, Mûsâ bana:

— Ümmetine ne farz edildi? dedi.

— Ümmetim üzerine elli namaz farz etti, dedim. Mûsâ:

— Rabb’ine dön (de şefaat et). Çünkü ümmetin buna takat ge­tiremez, dedi.

Ben de dönüp Rabb’ime müracaat ettim. Allah bir kısmını in­dirdi. Ben de Musa’nın yanına dönüp:

— Bir kısmını indirdi, dedim.

O yine yukarıdakinin benzerini zikredip:

— Rabb’ine müracaat et, çünkü ümmetin takat getiremez, de­di.

Bu defa da Allah bir kısmını indirdi. Ben yine Musa’ya dönüp bunu kendisine haber verdim. Mûsâ yine:

— Rabbine müracaat et, çünkü ümmetin buna takat getiremez, dedi.

Dönüp bir daha Rabb’ime müracaat ettim. Allah:

— Onlar beştir, yine onlar ellidir. Benim nezdimde söz (yânî hü­küm ve kaza) tebdil olunmaz, buyurdu.

Musa’nın yanına döndüm. O yine:

— Rabb’ine dön, dedi. Ben de:

— Artık Rabb’imden utanır oldum, dedim.

Sonra Cibril tâ Sidretu’l-Muntehâ’ya (birlikte varıncaya) kadar gitti. Sidre’yi öyle (acîb ve garîb) birtakım renkler kaplamıştı ki, on­lar nedir, bilemem. Sonra cennete girdirildim ki, içinde birçok inci kubbeler vardı, toprağı da misk idi”.

 

8- Yüce Allah’ın Şu Kavli Babı

 

“Âd’a da biraderleri Hûd’u (gönderdik): Ey kavmim, dedi, Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir tanrınız yok. Siz (Allah’a karşı) yalan düzenlerden başka kimseler değilsiniz* Ey kavmim, ben buna (bu tebliğime) mukadbil sizden hiçbir ücret istemiyorum.

Benim mükâfatım beni yaratandan başkasına âid değildir. Hâlâ akıllanmayacak mısınız? Ey kavmim,

Rabb’inizden mağfiret isteyin. Sonra yine O’na tevbe edin ki, üstünüze gökten bol bol (feyzini) göndersin, kuvvetinize daha fazla kuvvet katsın. Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin. Dediler ki: Ey Hûd, sen bize açık bir mu ‘cize getirmedin. Biz de senin sözünle tanrılarımızı bırakıcı değiliz. Sana inanıcılar da değiliz.

Biz, tanrılarımızdan kimi seni fena çarpmış demekten başka bir şey söylemeyiz. (Hûd) dedi: Allah’ı hakîkî şâhid gösteririm ve siz de şâhid olun ki, ben sizin Allah’ı bırakıp da O’na ortak tutmakta devam ettiğiniz şeylerden katHyen uzağım. Artık bana topyekûn istediğiniz tuzağı kurun, sonra bana mühlet de vermeyin. Şübhesiz ki ben, kendimin de sizin de Rabb’iniz olan Allah’a güvenip dayandım.

Yürür hiçbir mahlûk hâriç olmamak üzere hepsinin alnından tutan OJdur. Benim Rabb Hm hakîkaten doğru bir yol üzerindedir. Eğer şimdi yüz çevirirseniz (ne diyeyim), ben size ne ile gönderilmişsem, işte size onu tebliğ ettim. Rabb Hm sizin yerinize diğer bir kavmi getirir de ona hiçbir şeyle zarar yapamazsınız. Şübhesiz ki, benim Rabb’im, herşeyin üstünde bir nigehbândır. Vaktâ ki, azâb emrimiz geldi, Hûd’u da, maiyyetindeki müzminleri de bizden bir rahmet olarak selâmete erdirdik, onları ağır azâbdan kurtar dik. İşte Âd (kavmi)! Onlar Rabb Herinin âyetlerini bilerek inkâr ettiler, peygamberlerine âsî oldular, inatçı her zorbanın emri ardınca gittiler. Onlar bu dünyâda da, kıyamet gününde de la’net cezasına tâbi’ tutuldular.

Haberiniz olsun ki%Âd kavmi, Rabb Herine küfrettiler. Gözünüzü açın ki, Hûd’un kavmi olan Ad’a (ilâhî rahmetten ebedî) uzaklık verildi” (Hûd: so-60)

“Âd’ın biraderini -ki ondan evvel de, ondan sonra da birçok peygamberler gelip geçmişti- hatırla. Hani o,

Ahkaaftaki kavmini: Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Hakikat ben üzerinize gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum, diye tehdîd etmişti.

Dediler ki: Sen bize tanrılarımızdan döndürmen için mi geldin? Öyleyse bizi tehdîd etmekte olduğun şeyi, eğer

doğru söyleyenlerden isen, getir bize. (Hûd) dedi: İlim ancak Allah nezdindedir. Ben size gönderildiğim şeyi tebliğ ediyorum. Bununla beraber ben sizi bilmezler güruhu olarak görmekteyim. Artık vaktâ ki onu, vadilerine doğru gelen bir bulut hâlinde görmüşlerdi.

Dediler ki:

Bu bize yağmur verici bir buluttur. (Hûd:) Hayır, bu, çarçabuk gelmesini istediğiniz şeydir; bir rüzgârdır ki, onda elem verici bir azâb vardır. O, Rabb ‘imin emriyle helak edecektir, dedi. İşte onlar o hâle geldiler ki, meskenlerinden başka birşey görünmez oldu. İşte günahkârlar güruhunu biz böyle cezalandırırız. And olsun ki size bile vermediğimiz cihetlerden biz onlara kudret vermiştik. Onlara kulaklar, gözler, gönüller de vermiştik. Fakat ne kulakları, ne gözleri, ne gönülleri onlara hiçbir şeyle faide vermedi. Çünkü onlar Allah’ın âyetlerini bilerek inkâr ediyorlardı Nihayet eğlenegeldikleri şey çepçevre kendilerini kuşatıverdi”

{el-Ahkaaf: 21-26).

Ve bu bâbda Atâ ibn Ebî Rebâh’tan ve Süleyman ibn Yesâr’dan; bu ikisinin de Âişe(R)’den rivayet ettikleri

hadîs vardır .

 

9- Azız Ve Celıl Olan Allah’ın Şu Kavli Babı:

 

“Âd’a gelince: Onlar da uğultulu, azgın bir fırtına ile helak edildiler. Allah onu yedi gece, sekiz gün ardı ardınca üzerlerine musallat etti. Öyle ki (eğer sen de hâzır olsaydın) o kavmin bu müddet içinde nasıl ölüp yıkıldığını görürdün. Sanki onlar, içleri bomboş hurma kütükleri idiler. Şimdi onlardan bir kalan görüyor

mUSUn?” (el-Hâkkaa: 6-8) .

Buhârî şöyle dedi: “Rîhin sarsarin”, “Şiddetli, haddi aşan” demektir. Sufyân ibn Uyeyne dedi ki: Rüzgâr kendisine tevkîl edilmiş olan melekler üzerinden aştı, onlara itaat etmedi, demektir (yâhud: Melekler üzerine

tecâvüz etti, yânı ölçüsüz, tartısız olarak çıktı, denildi).

“Sahharaha aleyhim*’, “Allah o rüzgârı o kavim üzerine yedi gece sekiz gün salıverdi, musallat etti”

demektir. “Husûmen” “Daha arkaya” demektir. “Sen o müddet içinde o kavmi sanki içleri bomboş hurma

kütükleri gibi yere serilmişler görürdün”. “Sen onlardan bir kalan görüyor musun?”. “Bakiye”, “Bakıyye”, yânî

“Geri kalan” demektir

(KİTABU’L ENBİYA – BUHARİ – 17. HADİS)

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.