MENÜ

GÜNÜMÜZÜN ANLAYIŞINDA NAMAZ

118 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
GÜNÜMÜZÜN ANLAYIŞINDA NAMAZ

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

 Hamd övme ve övülmeye layık olan âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selam âlemlere Rahmet olarak gönderilen önderimiz ve örneğimiz yaşayan Kur-an. Kendisine tabi olunmadıkça kurtuluşun mümkün olamayacağı Hz. Muhammede âline ashabına ve onları takip eden müminlerin üzerine olsun inşallah.

Yazıklar olsun o namaz kılanlara… Ki onlar kıldıkları namazdan habersizdirler: (Maun:4-5)    

Bu ayetleri okuyan ve üzerinde düşünen her Müslüman, kendi kendisine şu soruları yönetmelidir: Acaba biz Müslümanlar kıldığımız namazlardan ne ölçüde haberdarız? Niçin namaz kıldığımızın, namazda neler söylediğimizin, Allah’a hangi konularda söz verdiğimizin ve namaz esnasında yaptığımız bedensel hareketlerin ne manaya geldiğinin farkında ve şuurunda mıyız?

Evet, o kıldığımız namazlarda manevi bir lezzet alabiliyor muyuz?

-Namazlarımız bizi fahşa ve münkerden yani Allah’ın razı olmadığı amellerden alıkoya biliyor muyuz?

– Namazda Allah’ın adını zikredip ayetlerini okurken Hz Ali gibi kalplerimiz titreyip tüylerimiz ürperebiliyor mu? Ara sıra da olsa günahlarımızı düşünüp gözlerimiz yaşarabiliyor mu? Bu sorulara her birimizin vereceği cevap, sanırım genelde olumsuz olacaktır.

Kendimizden başlayarak çevremizdeki Müslümanları bu ve benzeri sorular açısından değerlendirdiğimizde şöyle bir manzara ile karşılaşırız: Müslümanların önemli bir bölümü düzenli ve sürekli namaz kılıyor olmakla birlikte, maalesef bu namazlar şekli ve örfi bir alışkanlık düzeyinde kalmaktadır. Ne anlama geldiği bilinmeden dil alışkanlığı tekrar edilen kelimeler, dua ve sureler, niçin yapıldığı düşünülmen yerine getirilen bedensel hareketler, haz duyulmadan her gün sürekli tekrarlanan rutin bir işlem. Ne huşu, nede huzur ne tefekkür ne düşünce ve nede manevi bir lezzet… Nafileleri kaçırmayayım derken terk edilen farzlar, mahreçlere hakkını vereyim derken perdelenen mana ve şekle önem vereyim derken kaybolan derinlik… Sıkıcı, bıktırıcı, hiçbir cazibesi ve canlılığı olmayan geleneksel bir ibadet türü… Dolayısıyla adeta bir yük ve hatta angarya haline gelen zorunlu bir görev… Bütün bunlara birde anne baba ve çevre baskısı türünden psikolojik faktörler eklenince; kolaylıkla terk edile bilen olsa da olur olmasa da olur insan hayatında hiçbir belirleyiciliği ve müspet etkisi görülmeyen, geleneksel, kupkuru bir işlem düzeyinde kalıyor namaz maalesef.

İşte böyle adet yerini bulsun diye kılınan namazın ne fert nede toplum üzerinde yeterli bir etkisi olamamaktadır: Namaz mümini dünyevi ve şeytani istek ve arzudan koparıp manevi huzura, sükûna kavuşturması gerekirken; bizler namazda dahi bu dünyadan kopamamaktayız. Namazın, insanı ve toplumu fahşa ve münkerden alıkoyması gerekirken; namaz kılanlar fahşa ve münkerle barışık yaşayabilmektedir. ‘Allahu ekber!’ ile namaza başlayan bir insanın, namazın sonunda bambaşka ve kendini yenilemiş bir mümin haline gelmesi gerekirken; bizler namazımızdan hiç etkilenmiyoruz. Namazla her müminin, inklab ateşini tutuşturup şeytani otoritelere karşı nefretini tazelemesi, hanif duruşunu pekiştirmesi gerekirken, kendilerini Müslüman sanan milyonlarca süslüman bu otoriterlere alkış tutabilmektedir. Velhasılı örf ve adet biçimini alan bir namaz; huşu içinde ve dosdoğru kılınan bir namaz olmaz. Peki, yazıklar olsun hitabından nasıl kurtulabiliriz bu sorunun cevabını bir sonraki yazımda arayacağız inşallah.

Velhamdulillahirrabbilalemin

Yorum Yaz