MENÜ

FUREY’A BİNTİ MALİK B. SİNAN ( R.ANHA)

120 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
FUREY’A BİNTİ MALİK B. SİNAN ( R.ANHA)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيم

SEN! ONUN YERİNDE OLSAYDIN, BABANIN DÜNYA HAYATINI BİTİRMESİNİ MÜJDE OLARAK KARŞILAYABİLİR MİYDİN? “FUREY’A BİNTİ MALİK B. SİNAN ( R.ANHA)”

Hamd Alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, Din gününün sahibi, yerin binlerce metre altındaki ve yerin üstündeki her şeyi gören, ne kadar gizli olursa olsun her şeyi duyan, hatta karanlık bir gecede, insiz bir kaya üzerinde sessizce yürüyen simsiyah karıncanın ayak seslerini bile işiten, kullarına karşı cömert olan Allah’a mahsustur. Salat ve Selam kendisine itaat edilmediği sürece kurtuluşun asla mümkün olmadığı, rehberimiz, önderimiz, son rasul, son nebi Hz Muhammed(s.a.v)’e, onun izini adım adım takip eden sahabesine ve derdi yalnızca Allah’ın rızası olan bütün mümin kulların üzerine olsun inşAllah.

Bu ayki yazımızda, bizlere bu dünya yolculuğumuzda azık olsun diye hayatına bakacağımız kişinin adı Furey’a Binti Malik b. Sinan(R.Anha)

Uhud şehidinin kızı.. Cennetle müjdelenen hanımlardan.. Furey’a binti Malik el-Ensariyye. Furey’a, Medine-i Münevvere’nin yerli halkından olan Ensardan, Ensar kadınlarındandır. Babası, müminlerle münafıkların saflarının ayrıldığı Uhud savaşı şehidlerinden Malik b. Sinan b. Ubeyd el-Ensari el-Hazreci’dir. Malik b. Sinan Bedir’de cihad etme şerefine nail olmamıştı. Ancak ertesi sene Uhud’a giderken Rasulullah(s.a.v)’e samimi olarak şöyle diyordu: “ Ya Rasulullah! Bizler iki güzellikten birine nail olacağız. Ya Allah bizi onlara karşı galip getirecek ve bizim elimizle onları zelil kılacak, Bedir’de olan durum gibi bir durum olacak ve kaçanlar dışında kimse kurtulamayacak. Ki biz bunu istiyoruz. Allah’ın Rasulu! Ya da Allah bize şehadeti nasip edecek.” Malik savaşta cesaretini ortaya koymuş, kahramanlar gibi çarpışmıştı. Rasulullah yaralanıp şerefli yüzüne kanlar akmaya başlayınca Malik b. Sinan Rasulullah’ın yüzünden kanlar akmasına çok üzüldü. Bu gazvede şahadet şerbetini içinceye kadar müşriklere karşı savaşmaya devam etti. Dünyadaki son gününde Rasulullah’ın yüzüne dokunmuştu. Ebu Said el Hudri Uhud günü 13 yaşındaydı. Yaşı küçük olduğu için Harbe katılamamıştı. Rasulullah onu bazı akranlarıyla birlikte geri çevirmişti. O babasının şehadet haberine çok sevinmiş, koşarak gelmiş ve bunu kız kardeşi Furey’a’ya müjdelemişti. Ve Furey’a bu müjdeli habere çok sevinmiş ve babasının şehadetini sabırla karşılamıştı.

Burada biraz duralım ve kendimizi bu insanların yerine koyarak anlamaya çalışalım. Bir insanın dünyada seveceği, hatta herkesten daha çok sevebileceği insanlardan biridir babası. Canı acıdığında canın acıyacaktır. Bir insanın bebek iken, daha konuşmaya başladığı ilk zamanlarda kurduğu kelimedir “baba”. Hatta bazen insan öyle çok sever ki babasını bu fazla olan sevgi, Allah’ın razı olmayacağı sevgi onu Allah’ın dinini yaşamaktan, Allah’ın dini için mücadele etmekten alıkoyar.

De ki: “Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah’tan, O’nun Resûlü’nden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez. ( Tevbe 24)

 

Şimdi düşünmek lazım bu kadar çok sevilebilecek olan bir insanın, bir babanın ölümü nasıl olur da evlatları tarafından müjde olarak karşılanabilir? Çünkü onlar iman etmişlerdi. İman öyle bir insanı değiştirir ki önceden olsa ağlayıp, hayıflanacağın, kendini yerlerden yerlere atacağın bir duruma şimdi artık müjde olarak bakarsın. Önceden ağlayacağın duruma şimdi artık gülersin. Önceden güldüğün şeylere şimdi artık ağlarsın, acırsın. Furey’a da iman etmişti işte. Allah’a, ahiret gününe, Cennete ve Cehenneme.. Bütün bunlara iman etmişti. O yüzden biliyordu ki babası asla kaybetmedi, bilakis o kazandı. Allah’ın en değerlisi olan Cenneti kazandı. O artık hiç üzülmeyecek, o artık hep mutlu olacaktı. Sonsuza kadar.. Dünya da Allah’ın dini için acıyan canı sonsuza kadar acımayacaktı. Şimdi bu müjde değil de nedir? Şimdi bu sevinilecek bir haber değil de başka hangi habere sevinilir?

 

Bu Müslüman aile sabırla yaşadı. Şehit babaları onlara dünya malı bırakmamıştı. Ancak onlar Allah ve Rasulune iman etmişlerdi. Bu da nimet olarak kafi idi. Sende Furey’a gibi iman nimetinin bütün dünya nimetlerinden daha değerli, dünyada ki bütün servetlerden, altınlardan, bileziklerden daha değerli olduğuna inanıyor musun? Ve bu uğurda makbul imana erişmek için ve onu muhafaza ederek ölmek için gerekli mücadeleyi veriyor musun? Değerli olan şeyler kolay kazanılmaz, muhafazası zordur unutmamak lazım! Ki iman nimetinden daha değerli bir nimet asla yoktur, olmamıştır ve olmayacaktır. Kefenin bir tarafına iman nimetini koysalar, diğer tarafına da dünyada ki bildiğimiz ve bilmediğimiz bütün nimetleri koysalar, muhakkak ki iman nimeti ağır basacaktır.! Çünkü İman Cennetin anahtarıdır.

Furey’a binti Malik çok sıkıntılı bir hayat yaşadı. Yokluk ve fakirlik içinde bir ömür geçirdi. Ama hiç şikayet etmedi. Zira o, dünya hayatının geçici asıl ebedi hayatın ahiret olduğunu biliyordu.

Erkek kardeşi, Sad b. Malik b. Sinan’dır. Meşhur künyesi Ebu Said el-Hudri’dir. Ebu Said el-Hudri, Rasulullah(s.a.v)’den hadis rivayet eden fakih sahabilerdendir. Rivayet ettiği hadis sayısı binin üzerindedir. Ana bir erkek kardeşi mücahit sahabi Katade b. Numan el- Ensari’dir. Katade(r.a) Bedir kahramanlarındandır. Uhud günü İslam ordusu içinde en iyi ok atanlar arasındaydı. Uhud günün bir gözüne ok isabet etmiş ve gözü yanağına akmıştı. Rasulullah(s.a.v) onun gözünü alıp yerine yerleştirdi. Bundan sonra bu gözü diğerinden daha iyi görmeye başladı.

Furey’a binti Malik, Sehl b. Rafi b. Beşir el hazreci ile evlendi. Onunla takva üzere mutlu bi hayat yaşadı. Ne var ki bu evlilik uzun sürmedi. Sehl b. Rafi Medine dışına kaçan kölelerinin ardından gitmiş onlar da tutup onu öldürmüşlerdi. Furey’a ailesine dönmek istiyordu. Zira kocası ona ne nafaka ne de kalabileceği bir ev bırakmış değildi. Durumunu sormak üzere Rasulullah’a gitmiş, Rasululah(s.a.v) ona: “ İddetini tamamlayıncaya kadar evinde kal” dedi. Furey’a diyor ki: “ Dört ay 10 gün iddet bekledim.”

Sahabe öyle bir nesildi ki Rasulullah’a karşı öyle itaatkâr bir nesildi ki insan bazen anlamakta zorlanıyor doğrusu. Gerçekten şu durum üzerinde düşünelim. Bir bayansın ve eşin ölüyor. Geride sana bir gelir kaynağı bırakmamış. Durumu Rasulullah(s.a.v)’e sormadan, “ zaten benim bir gelir kaynağım yok başka napacağım ki” deyip ailesinin yanına dönebilirdi. Oysa sahabe böyle değil, sahabe Rasule itaati imanın gereği olarak algılamıştı. Bu yüzden iman ettim dedikten sonra en küçük meseleden en büyük meseleye kadar Rasulullah’a sormadan adım atmıyorlardı.

“ Bana itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Bana isyan eden Allah’a isyan etmiş olur” Buhari

Sahabe çok iyi anlamıştı ki itaat her mevzuda olmalıdır. Ayrım yapmadan, bölmeden, parçalamadan, eksiltmeden, çıkarmadan.. Her konuda, her alanda itaat. Namazımda, orucumda, haccımda, zekatımda, bütün ibadetlerimde itaat olduğu gibi, sosyal hayatımın her alanında da itaat, oturmamda, kalkmamda, giyinmemde, gerek ikili gerekse toplumsal olarak ilişkilerimde, ekonomimde, siyasetimde, hukuğumda. Evet evet bende Furey’a yerinde olsaydım Rasulullah’a sorardım demeden önce duralım düşünelim, evet bugün Rasulullah bedenen yok fakat O’nun getirmiş oldukları bugün var. Kuran ve Sünnet bugün var iken peki bizler her konuda Kuran ve Sünnete başvuruyor muyuz? Yapacaklarımızı yapmadan önce acaba İslam’a göre ne yapmam lazım diye düşünüyor muyuz?

İddet dönemi bittikten sonra Zafer oğullarından Sehl b. Beşir b. Anbese el-ensari ile evlendi. Onunla İslami bir hayat yaşadı. Furey’a Mescidi Nebevi’ye gidiyor ve orada Rasulullah(s.a.v)’in sohbetlerini dinliyordu. Hafızası güçlü kadınlardan olup Rasulullah’tan duyduğu hadisleri rivayet etmiştir. Osman b. Affan, hilafeti devrinde ona kocası ölen kadının iddeti hakkında sormuş da, o da ona Rasulullah(s.a.v) iddet tamamlanıncaya kadar evinde oturmasını söylediğini nakletmiştir. Bütün İslam şehirlerinde fakihler bununla amel etmişler ve bununla fetva vermişlerdir.

Gerçekten bir kadın olarak Furey’a gibi güvenilir bir insan mıyız? Bizler için bu kadın ne söylediyse doğrudur, ondan asla yanlış bir cümle çıkmaz, o doğrudan başka konuşmaz deniliyor mu? Furey’a öyle bir kadın olmuş ki, güvenilir, doğru sözlü, sağlam kaynak. Furey’a Rasulullah(s.a.v) böyle demiştir dediğinde, onun sözünden şüphe etmiyorlar, acaba demiş midir denilmiyor. Ki böyle olsaydı, Furey’a kendisinden hadis rivayet edilecek kadar güvenilir bir kimse olmasaydı, uğruna canlarını verdikleri din adına ne Hz Osman gibi bir adam onun sözüyle fetva verirdi, ne de İslam şehirlerinde ki fakihler. İşte Müslüman böyle bir ahlaka sahip olmalıdır.

Furey’a Hicretin 6. Yılında Müslümanlarla birlikte Rasulullah(s.a.v)‘in önderliğinde umre için yola çıktı. Ne var ki Kureyş onları Mekkeye girmekten alıkoydu. Hudeybiyeye çekildiler. Rasullullah(s.a.v) Osman b. Affan’ı Kureyşle anlaşmak için gönderdi. Ancak uzun zaman geçtiği halde ondan bir haber çıkmadı. Bu esnada öldürüldüğüne dair bir haber Müslümanlar arasında yayıldı. Bunun üzerine müslümanlar ölünceye kadar savaşacaklarına dair Rasulullah’a söz verdiler. Furey’a da bu Müslümanlar arasındaydı. Bu sebeple de Cennetle ve Allah’ın rızası ile müjdelendi. Ki Cennetle müjdelenmek en büyük müjdedir. Zira Allahu Teala onlardan, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır.

İslâmı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır. ( Tevbe 100)

Yapmamız gereken onlara tabi olmaktır. Zira ümmetin genç kızları ve erkekleri bu devirde onları değil de, bir kısım yoldan çıkmış, azgın kişileri örnek alıyorlar. Şimdi sormak lazım insan Cennetin yolunu gösteren bu hayırlı nesil varken, dimdik bir bayırdan yuvarlanan taş misali, Cehenneme yuvarlanan insanlığı neden örnek alır?! İnsan altın gibi kıymetlenmek varken, neden değersiz, kıymetsiz olmayı tercih eder?!

VELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

 

Erva ŞAHİDTüm Yazıları
Yorum Yaz