sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolar
DOLAR
15,8769
EURO
16,8435
ALTIN
942,56
BIST
2.372,35
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
23°C
Ankara
23°C
Açık
Cumartesi Açık
26°C
Pazar Hafif Yağmurlu
19°C
Pazartesi Az Bulutlu
20°C
Salı Az Bulutlu
23°C

FIKIH USULÜNE AİT BAZI TERİMLER (6)

21.04.2022
0
A+
A-

Hamd alemlerin Rabbi, Maliki olan hangimizin daha iyi amel işleyeceğini belirlemek için ölümü ve hayatı yaratan Allah (cc)’ya aittir. Salat ve selam önderimiz ve rehberimiz Hz. Muhammed (sav)’e onun ehli beytine, dinin yaşanması konusunda bizlere örneklik teşkil eden ashabına ve tüm Müminlerin üzerine olsun.

Delilin Tanımı ve Delil Kavramı

Fıkıh usulünün konusunun esasen delillerden ibaret olan bir ilimdir. Fıkıh usulü aslında deliller ilmidir; bu yüzden de usulü’l-fıkh terkibini alimler “fıkhın delilleri” şeklinde anlamışlardır. Daha özel açıdan bakacak olursak, hatırlanacağı üzere fıkıh (furu‘u’l-fıkh) ilminin konusu tafsili açıdan şer‘i mesele (dini soru) iken fıkıh usulünün konusu icmali açıdan şer‘i meseledir. Şer‘i mesele de üç unsurdan müteşekkil olup birincisi şer‘i bir soruya konu olan olay ya da mükellefin fiili, ikincisi şer‘i sorunun cevabı olan hüküm ve nihayet üçüncü unsur da şer‘i soruya verilen hükmün neden öyle verildiğini açıklayan delildir. Şimdiye kadar hüküm ve hükme konu olan mükellefin fiillerini işlediğimiz için bundan sonra fıkıh usulü ilmi çerçevesinde üçüncü unsura yani delil kavramına ve İslam alimlerinin delilleri nasıl tanımlayıp sınıflandırdıklarına bakacağız.

Delil sözlükte “yol gösteren” “açığa çıkaran” anlamına olup modern Arapça’da da tur rehberlerine delil denir. Şer‘i ilimler ve hassaten fıkıh usulü ıstılahında ise delil şu şekilde tanımlanır:

“Delil; Sahih bir nazar yapılmak şartıyla -zanni de olsa- bir haberi matlubun bilgisine kendisi aracılığıyla ulaşılan şeydir.”

Tanımı biraz açacak olursak, yargı cümleleri inşai ve ihbari olmak üzere ikiye ayrılır. Dinin emir ve yasaklarını ihtiva etmesi bakımından şer‘i hükümleri ifade eden cümleler inşaidir. Yani “yap”, “yapma” şeklinde kurallar koyma şeklindedir. Ancak bu yargıların dayandığı deliller Allah’ın vahyine yerleştirdiği belge ve işaretler olduğu için bu belge ve işaretlerin ne ihtiva ettiğine dair müçtehidin çıkarımı ihbardır, yani Allah’ın yerleştirmiş olduğu belgeyi ve işareti okuyarak Allah’tan bir haber vermedir. Dolayısıyla bir inşai hükmün dayanağı olan bu haberi/ihbari cümleyi müçtehit arar. “Matlub-i haberi” terkibini bu sebeple “aranan haberi yargı” olarak çevirebiliriz. Müçtehit “bana göre bu ayet veya bu hadis şu inşai hükmü ifade eden bir haberi cümledir” sonucuna varmış olmaktadır.

Mesela namaz için abdest almak bir farz hükümdür. Bu farz hüküm Allah’ın “Namaza kalktığınızda abdest alın” mealindeki Maide Suresindeki ayetine dayalı bir inşai hükmüdür. Allah öyle inşa etmek istediği için o hüküm vardır. Ama müçtehit açısından bu hükmün öncelikle bir haberi cümle ile ispat edilmesi gerekir. Burada matlub-i haberi “namaz için abdestin farz olduğunu gösteren bir işaret ve belge bulmaktır.” bu da Kur’an’ın bir ayetinde emir kipiyle “abdest alın” ifadesinin var olduğunu tespit etmektir. Ayrıca emir kiplerinin normal durumda kesin bağlayıcı hükümler inşa eden bir dilsel araç (“mutlak emir sığası vücûbu ifade eder” şeklinde bir kabul) olduğu kabulünden hareketle burada mutlak bir emir bulunup bulunmadığına ilişkin bir tespit yapmak aradığımız haberi bir cümledir.

Tanımda bir diğer husus, müçtehidin sahih bir nazarla bakması halinde delilin onu istediği şeye ulaştıracağı vurgusudur. Eğer müçtehit doğru bir düşünme kuramıyorsa, yöntemini sahih bir akıl yürütmeye oturtmuyorsa delil istediği şeye kendisini ulaştırmak durumunda değildir.

Son olarak tanımda üzerinde durmamız gereken bir nokta delilin ilme yani bir şeyin bilgisine ulaştırması meselesidir. İlim aslında “kesin bilgi” demektir. Ancak ilimler söz konusu olduğunda özellikle yorumsal nitelik arz eden içtihadi hükümlerin yer aldığı şer‘i ilimlerde tüm deliller kesin bilgi üretmek zorunda değildir. O halde burada “ilme ulaştırmak” ifadesini mecaz bir kullanım olarak geniş manada hem kesin bilgi hem de kesin olmayan ama bilimde dikkate alınacak bilgiler olarak anlamak gerekir. Bu sebeple delilin zanni ilim bile olsa kabul edilebileceğine işaret edilmiştir. Zira fıkıhta kullanılan deliller muhkem ayet, mütevatir sünnet gibi kesin (kat‘i) delil olabileceği gibi, haber-i vahid ve kıyas gibi zanni delil de olabilir.

Delillerin Sınıflanması

  1. Delillerin Kat‘ilik-Zannilik Açısından Sınıflanması

kat‘ilik kavramı sabit hükümlerin bağlayıcılık açısından yoruma kapalı kesin delillere dayanması manasını ihtiva ediyor. Zannilik kavramı ise bağlayıcılığı biraz daha esnek bir temele oturtmak amacıyla delillerin yoruma açık bırakılmasını anlatır. Burada zannilik kavramı üzerinde biraz durmak gerekiyor. Kur’an-ı Kerim’de zan olumlu ve olumsuz kullanımlara sahiptir. Olumsuz kullanımlarda zan genellikle daha kesin bilginin (ilim) karşıtı olarak kullanılmaktadır. İlim Kur’an-ı Kerim’de esasen hak bilgisi, vahiy bilgisi, Peygamberlerin getirdiği bilgi anlamında kullanıldığı için bu yakini bir bilgidir. Çünkü nübüvvetle gelen bilgi Allah’ın izin verdiği melekut aleminden gelen bilgilerdir; dolayısıyla bu bilginin zıddına olmak üzere insanın zannına/re’yine göre görüş belirtmesi bu ayetlerde eleştirilmektedir. Şu ayetleri bu manada zikredebiliriz:

Şirke sapmış olanlar “Allah dileseydi ne kendimiz müşrik olurduk ne atalarımız olurlardı ne de bir şeyi haram kılardık” diyecekler. Bunlardan evvelkiler de peygamberlerini böyle yalancı çıkarıp nihayet azabımızı tattılar. Ya Muhammed, onlara şöyle de: “İlim denecek bir şeyiniz var mı ki hüccet olarak bizlere gösterebilesiniz? Sizler zandan başka bir şeye uymuyorsunuz. Sizler yalan söylemekten başka bir iş görmüyorsunuz.” (Enam 148)

Buna karşılık zan Kur’an-ı Kerim’de tamamen olumsuz bir şey değildir. Mesela şu ayette kulun Allah düşüncesi (zannı) yakin bilgi olarak anlaşılmıştır:

İşlerinizde sabır ve namaz ile yardımını isteyin. Bununla beraber mabudlarına kavuşacaklarını ve dönüp O’na varacaklarını yakin derecesinde bilen huşu sahiplerinden başkası için bu namaz elbet ağır bir tekliftir. (Bakara 2/45-46)

Seyyid Şerif Cürcani et-Tarifat adlı eserinde zannı şöyle tanımlar: zan, aksi ihtimal dahilinde olmakla beraber tercih edilen kanaattir. Kesin kanaat ya da şek yani iki ihtimalin eşit olduğu kanaat anlamında da kullanılmaktadır. Bir başka tanım daha vermiştir: Zan, şek durumundaki iki taraftan birinin tercih edilebilir özellikte olmasıdır. Buna göre zan, bir bilgi değeri olarak bilginin doğruluk yönünün baskın olması ve bu sebeple kullanılabilirlik özelliği kazanmasını ifade eder.

Bir sonraki yazımızda konumuza meşhur Hanefi alimi Ebu Zeyd ed-Debusi’nin (ö. 430/1039) hüccet adını verdiği, delili ürettikleri kesin veya ihtimalli bilgi açısından sınıflaması ile devam edeceğiz inşaallah.

ELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.