MENÜ

EY ALLAHIN KULLARI! KARDEŞ OLUN!

311 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
EY ALLAHIN KULLARI! KARDEŞ OLUN!

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd; kendisinden başka ilah olmayan, ilmiyle her şeyi kuşatan, noksan sıfatlardan münezzeh, kemal sıfatlarla muttasıf, övülmeye, sevilmeye en layık olan Vedud, Vehhab Rahman olan Allah (cc)’a mahsustur.

Salat ve selam, din hususunda şeriat sahibi kılınan, üzerinde güzel örnekleri barındıran, rahmet ve savaş peygamberi Hz. Muhammed (sav)’in üzerine olsun. Ve yine selam tertemiz ehl-i beytine, sahabesine ve tüm müminlerin üzerine olsun.

Rahman’ın Arşının gölgesinde gölgelenecek olan 4. Sınıftan bahsetmeye devam ediyoruz inşaAllah…

Ebû Hüreyre’den rivayetle; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Bir adam başka bir köydeki kardeşini ziyaret etmiş. Bunun üzerine Allah onun için yoluna bir gözcü melek oturtmuş. Adam meleğin yanına gelince (ona) :

—  Nereye gitmek istiyorsun? diye sormuş. Adam :

—  Şu köydeki kardeşime gitmek istiyorum! cevâbını vermiş. Melek :

—  Onun üzerinde ıslâhına çalıştığın bir nimetin var mı? diye sormuş.(Yani ıslah edip düzeltmek istediğin ve bundan dolayı kendisine gitmek durumunda olduğun bir nimetin var mı demektir. Hülasa ondan bir menfaatin var mı da denebilir)

Adam :

—  Hayır! Şu kadar var ki, ben onu Allah (Azze ve Celle)     için sevdim, cevabını vermiş. Melek :

—  O halde ben senin o kardeşini Allah için sevdiğin gibi, Allah da seni sevdiğini bildirmek üzere Allah’ın sana gönderdiği elçiyim.» demiş.[1]

“İlim adamları derler ki: Allah’ın kulunu sevmesi, ona rahmetini ihsan buyurması, ondan razı olması, onun için hayır murad etmesi ve ona seven kimsenin yaptığı gibi hayırlı şeyler yapması demektir.”[2]

Bir misal vererek konuya giriş yapalım;

Toplum içerisinde bazı insanlar vardır. Bu kimseler; anlayabileceğimiz tabir ile söyleyecek olursak bazı dokunulmazlıklara sahiptirler. Bunun sebebi ise; ya bir mafyadır ya da mafyanın akrabasıdır. Ya da bir makam mevki sahibidir ya da makam mevki sahibi birisinin yakını. Hatta derler ki; “Bak falan kimseye karışma o filan kimsenin yakınıdır.” Diyerek o kimseye karşı dikkatli davranılması yönünde ikazlar yapılır. Hatta o kimselere yakın davranırlar ki onlarda bazı durumlardan istifade edebilsinler. Çoğu kez şahit olmuşuzdur; bir adam birisini kazadan kurtarır bir bakar ki o dünyalık olarak güç ve makam sahibinin yakınıdır. O güç ve makam sahibinin yakınını kurtardığı için ona maddi ve manevi ikramlarda bulunulur. Ya da farkında olmadan birisine yardım eder o kimsede böyle bir özelliğe sahipse ona da aynı ikramlarda bulunulur. Verdiğim örneğini anlaşıldığı kanaatindeyim.

Muvahhid bir kul; Alemlerin Rabbi olan Allah’ın katında üstün bir değere sahiptir. Dolayısıyla kişi ona karşı dikkatli davranmalıdır. Ona karşı kalbinde besleyeceği olumsuz bir duygu kendisine zarar olarak geri döneceği gibi kalbinde ona ayırdığı güzel bir duygu da fayda olarak geri dönecektir(Yukarıdaki hadiste geçtiği üzere). Vahidu’l Kahhar olan Allah; yegane güç ve kudret sahibidir. Ona galip gelebilecek olan ve onun üstünlüğüne yaklaşabilecek olan yoktur. Dolayısıyla kudret ve azamet sahibi olan Allah’ın değer verdiklerine karşı dikkatli olmak gerekir. Bu meselenin birinci boyutu. Gelelim ikinci boyuta;

Bir Müslümanın karşısındaki Müslümanı Allah için sevmesi ve ona değer vermesi; Allah’ın kendisine verdiği değeri anlamasından geçer. Allah’ın kendisine değer verdiğini bilen kimse karşısındakinin de Allah katında değerli olduğunu anlayacaktır. Zira Allah katında değerli olmasının sebebi; isminden, cisminden, mevkiisinden dolayı değil kimliğinden dolayıdır. Dolayısıyla karşısındaki Müslüman da aynı kimliğe sahiptir.  Müslüman kendi hayatını diğer Müslümanlardan daha iyi bilir. O günah işlemesine ve hatalar düzmesine rağmen Allah(cc) ona rahmetini göndermeye devam etmiştir. Bu Allah (cc)’ın engin rahmetini ifade ettiği gibi müminin değerli olduğunu da gösteren bir diğer meseledir. Yeryüzünden Allah’ın tek sevgili kulu insanın kendisi değildir. Hatta belki de karşısındaki kişiyi Allah daha çok seviyor olabilir. Bilemezsin. Bildiğin tek bir şey var o da; Karşındaki kişi bir kimliğe sahip ve o da senin gibi Allah katında değeri olan birisi. Çoğu kez bir müslümana kin güdenin ve ona eziyet edenin hem madden hem manen zarara uğradığını görürüz. Buna kendimiz de şahitlik ederiz. Bize birisi bir kötülük yaptığında bunun Allah tarafından karşılıksız kalmadığına şahit oluruz. Bu her müslüman için böyledir. Bu gerçeği göz önünde bulundurarak hareket etmek gerekir…

Süfyan es-Sevri şöyle der; “İşlediğim bir günahtan ötürü beş ay gece ibadetinden mahrum oldum.” Kendisine o işlediğin günah neydi diye sorulduğu zaman; Bir kişiyi ağlarken gördüm. İçimden ‘Bu adam samimi değil, riyakardır’ demiştim.”…[3]

Kaldı ki; bir müslüman diğer müslümanı kendisine zarar gelmesin diye değil Allah katındaki değeri düşmesin diye Allah için sever. Onun için asıl zarar Allah katındaki değerinin düşmesidir. Ya da Allah’ın hoşnut olmadığı bir ameli işlemektir. Bu ölçü kaçarsa şayet; kişi farkında olmadan Allah’ın sevdiğine buğz edip, Allah’ın buğz ettiğini sevebilir.(Neuzubillah)

Gelelim üçüncü boyuta; Namaz, müslüman için Allah’ın rızasını kazanacağı bir ameldir. Ona karşı titiz davranarak ecir elde ettiği gibi gevşek davranarak da zarar elde eder. Cihad da öyledir. Allah’ın emrettiği ibadetler Allah’ın rızasını kazanmada vasıtadırlar. Dolayısıyla titiz davranmak suretiyle fayda elde edilir. Bir müslüman da aslında böyledir; O Allah’ın rızasını kazanmamız için bizim adımıza bir vesiledir. Ona bakıp gülümsersin ecir, içten içe sevgi beslersin ecir, ikramda bulunursun ecir, ona dua edersin ecir, ona yol verirsin ecir, saygı beslersin ecir, yer verirsin ecir, selam verirsin ecir, selamını alırsın ecir, derdine ortak olursun ecir, yüzünü güldürürsün ecir, evine davet edersin ecir, gece yatarken aklına getirirsin ecir, uyarır ikaz edersin ecir, nasihat edersin ecir, ehline yardım edersin ecir, kusurunu örtersin ecir, malını korursun ecir, misinden bir damla verirsin ecir, daha sayayım mı? Bence şimdilik yeterli…

Bu adamı Allah için sevmeyeceksin de ne yapacaksın. Baksana karşında sana ecir kazandıracak bir depo. Eğer o Allah’ı tevhid etmeseydi bunları elde edebilir miydin? Etrafında muvahhid müslüman olmasaydı bu ecirleri elde edebilir miydin? Bir başkasına yapayım desen belki sorumlu olursun Allah katında müslüman olmayana Müslümanmış gibi davrandığın için…

Karşında sana bu kadar ecir kazandırma potansiyeline sahip biri varken bundan istifade edemiyorsan hatta ve hatta bir de kalkıp bu kadar ecir kaynağı varken günah elde ediyorsan bunun bir suçlusu da sensin demektir…

Allah için sevmek ince hesapları, ince düşünceleri gerektirir. Gururuna aldanan, öfkesine yenik düşen karşısındakini daima sinirini bozan kişi olarak vs. görecektir. Dolaysıyla bu incelikleri fark edemeyecek günah elde edecektir.

Şimdi sana soruyorum; bir Müslümanı gördüğünde; “İşte benim ecir kaynağım geldi onu güzel ağırlamalı güzel karşılamalıyım” mı diyorsun yoksa onu bir an önce başından göndermeye mi çalışıyorsun ya da normal bir insan görmüş gibi mi davranıyorsun. Sabret ona sabret Vallahi kaybetmeyeceksin. Onu güler yüzle karşıla, Sev onu hem de çok sev ne yaparsa yapsın sev bağrına bas, bak o katı kalp nasıl pamuk gibi yumuşayacak ve işte o zaman biiznillah Allah için sevmeyi başaracaksın ve artık hiç bir unsur seni onu sevmekten vazgeçiremeyecek. Çünkü sen artık şunu çok iyi anlayacaksın ona kalbinde sevgi ayırdığın için elde ettiğin rahmeti ve ona kin ya da buna benzer kötü bir duygu beslediğinde de zararı net bir şekilde göreceksin. Haydi şimdi nakledeceğim şu kıssayı çok iyi analiz etmeye çalışalım;

Peygamber Efendimize on yıl boyunca hizmet eden ve Allah Resulü’nün terbiyesinde yetişen Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor:

“Resül-i Ekrem Efendimiz ile oturuyorduk. Allah Resulü: ‘Birazdan yanınıza cennetlik bir adam gelecek, onu görmek ister misiniz?’ buyurdu. Çok geçmeden Medineli bir sahabe çıkageldi. Ayakkabılarını elinde tutuyor, yeni abdest aldığı için sakalından sular damlıyordu. Ertesi gün Efendimiz sözlerini tekrarladığında aynı sahabe mescidin kapısında beliriverdi. Bu durum üçüncü gün yine aynı şekilde yaşandığında ashab-ı kiramdan ilme ve ibadete düşkünlüğü ile tanınan genç sahabe Abdullah b. Amr, Medineli sahabenin peşine düştü. Bu sahabe, hangi ibadeti ya da hangi özelliği sayesinde cennetle müjdeleniyor, Allah Resulü bu müjdeyi neden üç gün boyunca tekrarlıyordu? Abdullah b. Amr bunu öğrenmeli ve Medineli sahabeyi cennete götürecek ameli kendisi de hayata geçirmeliydi. Medineli sahabenin kapısını çalarak, kalacak bir yerinin olmadığını, bir süre kendisini misafir etmesini rica etti. İsteği kabul edilince de üç gece bu sahabenin evinde kaldı ve onunla aynı odada yatıp uyudu.

Abdullah bu süre zarfında adamın davranışlarında bir farklılık göremedi. Gün boyu diğer Müslümanların yapmadığı ve sadece bu zatın yaptığı özel bir şey yoktu. Gece yarısı uyanıp ev sahibinin ne yapacağını merak etti. Acaba kaç rekat gece namazı kılacak, Rabbine yalvarırken neler söyleyecek, gözünden nasıl yaşlar dökülecekti?

Geceler boyu boşuna bekleyip durdu. Ev sahibi, geceleri kalkıp ibadet etmiyor, sabah namazına dek uyuyor, sadece uyanıp yatağında sağına soluna dönerken Allah’ı zikrediyor, tekbir getiriyordu. Büyük bir serveti olmadığı için sadaka dağıtamıyor ancak konuşmasına çok dikkat ediyor, dilinden hayırlı ve güzel sözler dökülüyordu.

Abdullah nihayet üçüncü günün sonunda işin aslını ev sahibine anlatarak şöyle dedi: “Hz. Peygamber üç gün üst üste ‘Birazdan yanınıza cennet halkından birisi gelecektir: buyurdu. Efendimizin bu sözlerinden sonra her defasında sen çıkageldin. Bunun üzerine ben de birkaç gün senin yanında kalarak seni cennet halkından yapan amelini öğrenip onu işlemek istedim. Fakat bu üç gün içerisinde büyük bir amel yaptığını görmedim. Acaba seni bu mertebeye hangi amelin ulaştırmış olabilir?”

Sahabe, Abdullah’a şu cevabı verdi: ‘Senin gördüğünden başka yaptığım bir ibadetim yok.’ Abdullah gitmek üzere ayağa kalktı. Aradığı cevabı bulamamıştı. Resül-i Ekrem bu adamı neden hem de üç kez üst üste Cennetle müjdelemişti. Bu adamda olup da kendinde ve diğer kimselerde olmayan özellik hangisiydi? Bunları düşündüğü sırada Medineli sahabenin sesini duydu: ‘Dur yeğenim, söylediğim gibi gördüğünün dışında benim hiçbir amelim yoktur, ancak şu var ki ben hiçbir Müslümana kin gütmem ve Allah’ın bir başkasına verdiği nimeti asla kıskanmam.‘ Abdullah bunun üzerine: ‘SENİ CENNETLİK YAPAN VE BİZİM SAHİP OLAMADIĞIMIZ ŞEY İŞTE BUDUR.’ DEDİ.”[4]

Dua buyurun; “Allah’ım kalbimizde hiçbir Müslüman’a kin bırakma. Bize birbirimizi Allah için sevmeyi ve bunda sebat etmeyi nasip et. Senin için sevmeyi ve senin için buğz etmeyi şiarımız haline getir. Bizi kopması mümkün olmayan kulpta sabitleştir.” Allahumme Amin.”

“Salim b. Ebu Ca’d Urvetu’l Vuska(Kopması mümkün olmayan kulp) için; Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek demiştir.”[5]

Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur; “Sizleri zandan sakındırırım. Çünkü zanla söylenen söz­ler, yalanı daha çok olanıdır. Birbirinizin eksikliğini görmeye ve işitmeye çalışmayınız, husûsî ve mahrem hayâtınızı da araştırmayı­nız. Birbirinize hased etmeyiniz, birbirinize arkanızı çevirip küsme­yiniz, birbirinize buğz ve düşmanlık da etmeyiniz. EY ALLAH ‘İN KULLARI, BİRBİRİNİZLE KARDEŞLER (MESABESİNDE) OLUNUZ!”[6]

SELAM VE DUA İLE

TEVFİK ALLAH’TANDIR

VELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

 

[1] Müslim/Birr/12.Bab Allah İçin Sevmenin Fazileti Hakkında 6495-38/2

[2] İlgili hadisin şerhi

[3] İhya-ı Ulumiddin – Gece İbadetine Kalkmayı Kolaylaştıran Zahiri Sebepler

[4] Müsned/Ahmed b. Hanbel

[5] İbn Kesir Tefsiri/Bakara/256

[6] Buhari/Edeb/57

Mu'sab DOĞANTüm Yazıları
Yorum Yaz