sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolar
DOLAR
15,8769
EURO
16,8435
ALTIN
942,56
BIST
2.372,35
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
23°C
Ankara
23°C
Açık
Cumartesi Açık
26°C
Pazar Hafif Yağmurlu
19°C
Pazartesi Az Bulutlu
20°C
Salı Az Bulutlu
23°C

EMANET BİLİNCİ

10.04.2022
0
A+
A-

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd; Alemleri yoktan var eden,  Rahman ve Rahim, Din günün sahibi, kendisinden başka bir ilah bulunmayan, yarattıklarını rızıklandıran, yegâne Hakimiyetin sahibi olan Allah (c.c)’ya mahsustur.

Salat ve Selam;  Alemlere rahmet olarak gönderilen, kendisine itaat edilmedikçe kurtuluşun asla mümkün olmayacağı, Allah (c.c)’ın dininden asla taviz vermeyen, , müminlere karşı şefkatli, kâfirlere karşı ise şiddetli olan Rasulullah(sav)’a, aline, ashabına ve onun izinden giden müminlerin üzerine olsun inşaAllah.

Allah(c.c), “İslam” diye isimlendirdiği Tevhid inancının en önemli ilkelerinde biri emanettir. Allah en güzel şekilde yarattığı insana emaneti yüklemiş ve yeryüzündeki halifesi ilan ederek dünyayı imar ve inşa ile görevlendirmiştir. Allah’ın elçileri ve onlara tabi olanlar müstesna, bunlar dışındakiler de bu sorumluluklarını ihmal edip cüz’i iradelerini istismar ederek emanetten yüz çevirmişler hatta ihanet etmişlerdir.
Günümüz dünyasının en temel sorunu emanete riayet etmeme sorunudur. Emanetçisi olduğu her şeyin sahibi olduğunu zannedenlerin daha çok güç ve daha fazla servet edinme hırsıyla hareket etmeleri sebebiyle nasıl bir ihanet bataklığına düştüklerini görmekteyiz.Oysa emanet bilincine erenler, hiç kimseye ihanet etmez. Ahdine vefasızlık göstermez. Emanet bilincine ermiş kimse; ne haksızlık eder, ne hak yer, ne de hakkını yedirir. Cehalet ve zulmetin gafletinden sıyrılarak iman ve İslam’ın aydınlığında istikametini bulur. Başta kendi ruhu ve bedeni olmak üzere emanetçisi olduğu hiçbir şey karşısında gaflete düşmez, hiçbir emanete nankörlük etmez, hiçbir ihanet karşısında da sağır ve dilsiz olmaz. Çünkü kâmil bir imanın tezahürü olan emanet bilinci; insanı insan yapar ve insan kalmasını sağlayarak Allah’ın Halifesi olma makamına ulaştırır.

“Biz emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik. Onlar onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korktular da onu insanoğlu yüklendi. O gerçekten çok zalim ve cahildir.”[Ahzab 72]

 “İman” ve “Emanet” kelimelerinin aynı kökten gelmekte oluşu bile emanet konusunun İslamda ne denli önemli bir yeri olduğunun işaretidir.Emanet, Arapça bir kelime olup “Emn” kökünden gelen “korku ve endişelerden güvende olmak, emin olmak” anlamında bir mastardır. Emanet kelimesi, “güvenilir olmak” anlamında “hıyanetin” zıt anlamlısı olarak da kullanılmaktadır.

Diğer taraftan kişinin ailesine, topluma, içinde bulunduğu topluma hatta bütün insanlığa karşı görev ve sorumluluk hissi taşıması da “emanet” kelimesiyle ifade edilmektedir.

Bu sebeple Peygamberlerin sıfatlarından birisi de “Emanet”tir.  Bu sıfat peygamberlerin her yönü ile güvenilir olduklarını ve Allah’tan aldıkları emaneti sorumluluk bilinciyle yerine ulaştırdıklarını ifade eder. Hz. Peygamber’in (sav), peygamberlik görevinden önce bile Emin (güvenilir, dürüst insan) olarak anılması çok anlamlıdır. Kendilerini imana (emniyete, emanete sahip çıkmaya) davet eden müşrikler, bu davete uymayıp Hz. Peygamber’e düşman olmalarına rağmen, değerli eşyalarını muhafaza etmesi için emanet olarak ona bırakmaları da akıl sahipleri için çok manidar bir durumdur

Allah, bizlere “mümin” ismini vermekle bizleri bütün nimetlerin emanetçisi konumuna yükselmiştir. Ruh emanettir, can emanettir,bilgi emanettir, söz emanettir, vazife emanettir, yetki emanettir… Sadece kendi yakınlarımız değil, bütün insanlar; sadece insanlar değil, bütün canlılar emanettir, ayak bastığımız toprak ve onun bize sunduğu her şey emanettir.

Bu doğrultuda, aklımız, kalbimiz, bedenimiz bizim için bir emanettir.

Özetle, insanın sorumluluk alanına giren her nimet emanettir. Bu nimetlerin belki en büyükleri de iman, akıl, İslam’dır.

Peki ey insanoğlu bu sana verilen nimetlerin hangisini emanet olarak görüp bu emanetleri seni yaratan Rabbinin istediği doğrultuda kullandın?

Kalbine bak bakalım ? Bu kalbi kimin sevgisiyle doldurdun? Gözüne bak bakalım? O gözleri hangi doğrultuda kullandın? Eğer bu sorulara cevabın dünyalık heva ve hevesler ise dön bir kendine bak  neyin uğrunda ahiretini yok saydığını gör ve ona göre tercihini yap! Sana düşen sorumluluklarını yerine getirip Allah’a verdiğin ahdine sahip çıkmak ve yüklenmiş olduğun emanete ihanet etmemektir. Her konuda emanet bilinciyle hareket ederek nankörlük ve hıyanetten uzak kalmaktır. Emaneti yüklenmek büyük bir sorumluluktur. Sorumluluk alan kimse de; taşıdığı sorumluluğun bilinciyle hareket etmek zorundadır.

“O müminler ki, emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler.”[Müminun 8] 

Seyyid Kutub(rh.a) bu ayetin tefsirinde şu açıklamalara yer vermektedir :
Bağlı kalınması gereken ilk antlaşma da fıtrat antlaşmasıdır. Bu antlaşmayı yüce Allah, insan fıtratı ile kendi varlığına ve birliğine iman etmesi şartı ile gerçekleştirmiştir. Bütün sözleşme ve antlaşmalar bu ilk antlaşmaya dayanır. Bu yüzden mü’min yaptığı bütün sözleşmelerde Allah’ı şahit tutar. O’na bağlılık içinde Allah korkusunu göz önünde bulundurur. Müslüman toplum bütün emanetlerinden sorumludur. Yüce Allah’la yaptığı sözleşmeden, bu sözleşmenin öngördüğü yükümlülüklerden sorumludur. Ayeti kerime sözü kısa ve tüm emanet ve sözleşmeleri kapsayacak şekilde genel tutulup. Mü’minleri emanetlerine ve antlaşmalarına bağlı kimseler olarak tanımlıyor. Bu onların her zamanki nitelikleridir. Emanetler yerine getirilmediği, antlaşmalar gözetilmediği toplumda yer alan herkes, bu kuralları sosyal hayatın temeli olarak görmediği sürece toplum hayatı doğru ve sağlıklı bir görünüm arzedemez. Güven ve huzurun yaygınlaşması için bu ilkelere bağlılık bir zorunluluktur.

Peygamberimiz(sav) de emanete hıyaneti nifak belirtisi sayarak şöyle buyurmuştur:

“Emaneti olmayanın imanı yoktur;Ahde vefa göstermeyenin ise dini yoktur.”buyurmuştur. [Ahmed ibni Hanbel-III, 134]

Hz. Peygamber’in (sav) ümmetine bıraktığı iki emanet ise şu hadis-i şerifte anlatılmaktadır:

“Size iki şey (emanet) bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetçe asla sapıtmayacaksınız: Allah’ın Kitab’ı ve Resulünün sünneti.”[Tirmizi-Menakıb,31]

Allah’ın emir ve yasaklarına ve gönderdiği elçilerin sünnet ve tavsiyelerine uymayan kimse yüklendiği bu emanete karşı görevini yapmamış olur. Bu hususta Kur’an şöyle buyurur:

“Ey iman edenler! Allah’a ve peygamberine hainlik etmeyiniz ki bile bile kendi emanetlerinize hıyanet etmiş olmayasınız.”[Enfal 27]

Dinimiz, özü sözü bir, işinde ve ilişkilerinde güvenilir, emanete riayet eden insanlar olmamızı emretmiş ve emanete riayet etmeyeni mümin diye nitelendirmemiştir.

Rabbim bizleri kendi irademizle yüklendiğimiz emanete riayet eden kullarından eylesin inşaAllah

VELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.