sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolar
DOLAR
13,6732
EURO
15,5807
ALTIN
784,51
BIST
2.005
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Çok Bulutlu
10°C
Ankara
10°C
Çok Bulutlu
Cuma Sisli
13°C
Cumartesi Çok Bulutlu
14°C
Pazar Parçalı Bulutlu
15°C
Pazartesi Çok Bulutlu
15°C

EBU’L A’LÂ MEVDUDİ’NİN (RH.A.) BAKIŞ AÇISIYLA SECDE SURESİ 1-2. AYETLER

EBU’L A’LÂ MEVDUDİ’NİN (RH.A.) BAKIŞ AÇISIYLA SECDE SURESİ 1-2. AYETLER
25.11.2021
0
A+
A-

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd kendisinden başka ilah olmayan, mutlak manada tek güç ve kudret sahibi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam tüm peygamberlerin ve onları takip eden tabilerinin üzerine olsun.

Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla

1- Elif, Lâm Mîm.(1)
2- Kendisinde şüphe olmayan bu Kitabın indirilişi alemlerin Rabbi tarafındandır.(2)

AÇIKLAMA

1. Kur’an’ın bazı sureleri, konuşmanın yayınlandığı yeri bildiren bu ve benzeri bir giriş cümlesiyle başlar. Bu, tıpkı spikerin radyo programına başlarken hangi radyo istasyonundan konuştuğunu bildiren giriş cümlesi gibidir. Fakat bir radyo istasyonundan yapılan sıradan bir anonsun hilafına, sure başlarındaki olağanüstü duyuru, bu mesajın Alemin Hakimi tarafından yayınlandığını vurgular; bu duyuru sadece yayının kaynağını belirtmekle kalmaz, büyük bir iddiayı, dehşetli bir meydan okumayı ve şiddetli bir uyarıyı da beraberinde ortaya koyar. Çünkü henüz yayının başında o büyük haberi verir: Bu insan sözü değil, Alemlerin Rabbi’nin sözüdür. Bu duyuru insanı o müthiş soruyla yüzyüze getirir: “Bu iddiayı kabul etmeli miyim, etmemeli miyim? Eğer kabul edersem, onun önünde daima teslimiyet içinde başımı eğmek zorunda kalacağım. Artık bana onunla ilgili hiçbir özgürlük bırakılmayacak. Eğer kabul etmezsem ve eğer o gerçekten Alemlerin Rabbi’nin kelâmıysa büyük bir riski göze almak zorunda kalacağım: Onu reddetmemin sonucu olarak ebedî bir sefalet ve bedbahtlıkla yüzyüze kalacağım.” İşte bu yüzden bütün haşmetiyle bu giriş cümlesi insanı tüm dikkat ve ciddiyetiyle Kelâm’ı dinlemeye ve onun ilahî kelam olup olmadığına karar vermeye sevketmektedir.

2. Burada zikredilen yalnızca bu kitabın Alemlerin Rabbi tarafından inzal edildiği değildir: En güçlü vurguyla şu da söylenir: “Şeksiz şüphesiz o Allah’ın kitabıdır: Onun Allah tarafından vahyedildiği konusunda hiçbir şüpheye yer yoktur.” Eğer bu tez cümlesi hakiki bağlamında incelenirse görülür ki, cümle bir tezle birlikte bir delili de ihtiva etmektedir; ayrıca bu delil, hitab ettiği Mekke halkına da gizli değildi.

Bu delili kendilerine sunan kişi, tüm hayatını onların gözü önünde geçirmişti. Kitabı tebliğ ettikten sonra nasıl tanıyorlarsa önce de öyle tanıyorlardı onu. Ayrıca biliyorlardı ki, böyle bir tezle kitabı sunan kişi toplumlarının en dürüst, en müttakî ve en erdemli üyesiydi. Bildikleri bir şey daha vardı. Peygamberlik iddiasından bir gün öncesine kadar hiçkimse kendisinden, birdenbire tebliğ etmeye başladığı türden şeyler işitmemişti. Hz. Muhammed’in (s.a) günlük hayatında kullandığıyla Kitap’ta kullanılan üslûb ve belâğatın apayrı şeyler olduğunu farketmişler ve tabiatıyla bir ve aynı şahsın birbirinden bu denli farklı iki üslûba sahip olmasının imkânsızlığını hissetmişlerdi. Kitap’ta dile gelen mucizevî bir edebiyatla karşı karşıyaydılar ve Arapça konuşan bir toplum olmaları hasebiyle, bütün edip ve şairleri onun bir benzerini üretmede nasıl çaresiz kaldıklarını gayet iyi görmüşlerdi. Kendilerine tilâvet olunan Kur’an ve edebî ürünler, şair, kâhin ve hatip sözleri arasında mevcut olan apayrı dünyaların, kendilerine sunulan temalardaki latif değişikliğin de farkındaydılar. Kitap ve mesajda birinin onu kendi çıkarları doğrultusunda sunduğuna ve onun sahte bir peygamberlik iddiası taşıdığına dair herhangi bir emareye de rastlamadılar. Hz. Muhammed’in (s.a) peygamberlik iddiasıyla kendisinin, ailesinin, yahut aşiret ve kabilesinin belirli bir çıkarını gözetmeye çalıştığına, veya verdiği mesajda bir kâr amacı gütttüğüne dair hiçbir ipucu bulamadılar; oysa bulsalardı hiç kaçırmazlardı. Dahası, onlar bu mesaja toplumda hangi kesimin çağrıldığı ve bu kesimin çağrıya koşması durumunda içlerinde ne büyük bir inkılabın meydana geleceğini de anlamışlardı. Tüm bu şeyler, hep birlikte tez ve iddiayı desteklemekteydi. İşte böyle bir arka plânın varlığı yüzünden Kitab’ın şeksiz şüphesiz Alemlerin Rabbi tarafından gönderildiğini söylemek yeterli olmuştu. İddiayı temellendirmek için başka bir delile ihtiyaç yoktu.
Giriş mahiyetindeki bu ibareden sonra Mekke müşriklerinin Resûlullah’ın (s.a) risaletiyle ilgili olarak ortaya attıkları ilk itiraz ele alınmaktadır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.