MENÜ

EBU’L A’LÂ MEVDUDİ’NİN BAKIŞ AÇISIYLA NAHL SURESİ 42. VE 47. AYETLER ARASI

106 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
EBU’L A’LÂ MEVDUDİ’NİN BAKIŞ AÇISIYLA NAHL SURESİ 42. VE 47. AYETLER ARASI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd kendisinden başka ilah olmayan, mutlak manada tek güç ve kudret sahibi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam tüm peygamberlerin ve onları takip eden tabilerinin üzerine olsun.

42- Onlar sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir.
43- Biz senden evvel kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başka (peygamberler) göndermedik.(38) Eğer bilmiyorsanız, zikir(39) ehline sorun.
44- (Onları) Apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik) . Sana da zikri (Kur’an’ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın(40) ve onlar da iyice düşünsünler, diye.
45- Artık ‘kötülüğü örgütleyip düzenleyenler’, Allah’ın, kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya şuuruna varamayacakları yerden azabın gelmeyeceğinden emin midirler?
46- Ya da onlar, dönüp-dolaşmaktalarken, onları yakalayıvermesinden (mi emindirler?) Ki onlar (bu konuda Allah’ı) aciz bırakacak değildirler.
47- Veya onları bir korku üzerinde yakalayıvermesinden (mi emindirler) ? Öyleyse Rabbin, gerçekten şefkatli ve merhamet sahibidir.

AÇIKLAMA

38. Bu, Mekkeli müşriklerin, kendileri gibi bir insan olduğu için Hz. Muhammed’i (s.a) peygamber olarak kabul etmeyeceklerini söyleyerek yaptıkları (ve burada belirtilmeyen) itiraza bir cevap niteliğindedir. Onlara, daha önce gönderilen peygamberlere de aynı itiraz ile karşı çıkıldığı söylenmektedir.
39. “Zikr ehli…” Yani Ehl-i Kitab’ın alimleri, tamamen olmasa da diğer semavi kitaplara vakıf olanlar ve daha önceki peygamberlerin kıssalarını bilenler.
40. Bu bağlamda, “Kendilerine indirileni insanlara açıklama…” görevinin peygamber tarafından sadece dil ile değil, aynı zamanda uygulamada da yerine getirilmesi gerektiğini belirtmekte yarar var. Hz. Peygamber’in (s.a) kendi önderliğinde bir İslâm toplumu kurması ve onu Kitab’ın ilkeleri doğrultusunda yönetmesi gerekir. Hz. Peygamber’in (s.a) bu görevi, bu arada özellikle bir insan göndermenin hikmetini göstermek üzere anılmıştır. Aksi takdirde kitap bir melek aracılığıyla gönderilebilir veya yazılıp ayrı ayrı her insanın eline verilebilirdi. Fakat bu durumda, Allah’ın insalara bir kitap göndermedeki dileği, Hikmeti, Rahmet ve Nimeti yerine gelmiş olmazdı. Çünkü Allah’ın bir kitap göndermeden amacı; onun bir insan tarafından parça parça sunulması, anlamlarının açıklanması, şüphe ve karışıklıkların o insan tarafından açığa kavuşturulması, yapılan itirazlara cevap verilmesi vs. ve her şeyin ötesinde o insanın kendisini reddeden ve kendisine karşı çıkanlara, ancak Kitab’ı getiren birine layık bir tavır takınmasıdır. Diğer taraftan Peygamber, Kitab’a inananlara, hayatın her yönünde rehberlik etmeli ve kendi mükemmel hayat tarzını onların gözü önüne sermeli. Sonra da onları bütün insanlara model teşkil edecek örnek bir toplum haline sokmak için, gerek fert fert gerekse toplu olarak Kitab’ın ilke ve öğretileri konusunda eğitmelidir.
Şimdi bu ayeti (43) diğer bir yönden ele alalım. Bu ayet hem Peygamber olarak bir insanın gönderilmesi inancını reddedenlerin öne sürdükleri itirazları hem de Peygamber’in açıklamasına gerek kalmaksızın sadece Kitab’ın kabul edilmesi gerektiğini söyleyenlerin görüşünü (hadisi inkar edenler) çürütür. Bu ikinci görüş, taraftarları her neyi önü sürerlerse sürsünler bu ayete aykırıdır. Sadece Kitab’ın kabul edilmesi gerektiğini söyleyenler şu görüşleri öne sürerler:
(a) Peygamber tebliğ ettiği kitap ile ilgili hiç bir açıklama yapmamıştır.
(b) Sadece Kitap kabul edilmelidir, peygamber tarafından yapılan “açıklama” değil.
(c) Bugün için bize sadece Kitap gereklidir. Çünkü Peygamberin “açıklama”sı yararını yitirmiştir.
(d) Şimdi sadece Kitab’a güvenilebilir; çünkü Hz. Peygamber’in (s.a) “açıklama”ları bugüne ulaşmamıştır, veya ulaşsa bile güvenilir değildir.
Kur’an’ın mezkur ayeti bu dört görüşü de reddeder.
Eğer (a) görüşünü kabul edecek olurlarsa, bu Hz. Peygamber’in (s.a) Kitab’ın tebliğcisi olarak, seçildiği amacı yerine getirmediği anlamına gelir; aksi takdirde Allah, Kitab’ı melek aracılığıyla veya doğrudan her insana gönderebilirdi.
Eğer (b) veya (c) görüşünü kabul edecek olurlarsa, Allah’ı yazılı Kur’an nüshalarını doğrudan insanlara gönderebileceği halde, Kitab’ı bir peygamber aracılığıyla göndererek lüzumsuz bir iş yapmakla suçlamış olurlar. (Allah korusun) .
(d) görüşünü kabul ettikleri halde ise, gerçekte hem Kur’an’ı hem de Hz. Muhammed’in (s.a) “peygamberliği”ni inkar etmiş olurlar. O zaman onlara kalan tek akıllıca yol, yeni bir peygamber ve yeni bir vahiy gelmesi gerektiğine inananların görüşünü kabul etmek olacaktır. Oysa Allah, Hz. Peygamber’in (s.a) Kitab’ı açıklamasını temel bir nokta olarak kabul etmekte ve bunu Peygamber gönderilmesinin nedeni olarak bildirmektedir. Eğer Hadisi reddedenlerin öne sürdükleri, Hz. Peygamber’in (s.a) açıklamalarının sona erdiği görüşünü kabul edecek olursak iki sonuç kaçınılmaz olmaktadır: Birincisi, Hz. Muhammed’in (s.a) peygamberliğinin bir yol olarak bizim için sona erdiği ve onunla aramızdaki ilişkinin sadece daha önceki peygamberlerle (örneğin Hud, Salih, Şuayb) (Allah’ın selamı onların üzerine olsun) olan ilişkimiz gibi olduğu sonucudur. Yani, biz sadece onların eski peygamberler olduğuna şehadet etmeliyiz, fakat onların sünnetine uymak zorunda değiliz. Bu görüş hemen bizi yeni bir peygambere ihtiyaç vardır fikrine götürecektir. Çünkü böylece Hatemu’n-Nebiyyin ilkesi reddedilmiş olmaktadır. İkinci kaçınılmaz sonuç ise, yeni bir Kitab’a ihtiyaç olduğudur, çünkü bu durumda Kur’an, tek başına yeterli olamaz. Bu ayetin ışığında Kur’an’ın kendi kendisini açıklayabileceği görüşünü ispatlayacak tek bir fikre bile yer kalmamaktadır. O halde bu son görüşe göre mutlaka yeni bir kitap gönderilmelidir. Hadisi ve sünneti inkar edenler İslâm’a kökünden darbe vurmaktadırlar.

Yorum Yaz