MENÜ

EBU’L A’LÂ MEVDUDİ’NİN BAKIŞ AÇISIYLA NAHL SURESİ 37. VE 41. AYETLER ARASI

93 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
EBU’L A’LÂ MEVDUDİ’NİN BAKIŞ AÇISIYLA NAHL SURESİ 37. VE 41. AYETLER ARASI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd kendisinden başka ilah olmayan, mutlak manada tek güç ve kudret sahibi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam tüm peygamberlerin ve onları takip eden tabilerinin üzerine olsun.

37- Sen, onların hidayet bulmalarını ne kadar tutkuyla istesen de, Allah, şüphesiz saptırdığına hidayet vermez, onlar için yardım edecek yoktur.
38- Olanca yeminleriyle: “Öleni Allah diriltmez” diye yemin ettiler. Hayır; bu, O’nun üzerinde hak olan bir vaidtir, ancak insanların çoğu bilmezler.
39- Hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaması ve küfre sapanların kendilerinin yalancı olduklarını bilmesi için (diriltecektir) (35)
40- Onu istediğimizde herhangi bir şey için sözümüz, ona yalnızca “Ol” demekten ibarettir; o da hemen oluverir.(36)
41- Zulme uğratıldıktan sonra, Allah yolunda hicret edenleri dünyada şüphesiz güzel bir biçimde yerleştireceğiz; ahiret karşılığı ise daha büyüktür.(37) Bilmiş olsalardı.

AÇIKLAMA

35. Burada mantıki olarak kıyametin ve öldükten sonra dirilmenin gerekliliğini gösteren iki şey belirtilmektedir: 1) Gerçeği gözler önüne sermek. 2) Bu dünyadaki doğru ve yanlış amelleri nedeniyle insanları cezalandırmak veya mükafatlandırmak. İnsanın yeryüzünde yaratılışından beri gerçeğin; aileler, milletler ve ırklar arasında anlaşmazlıklara neden olacak biçimde değişik şekillerde algılandığı bilinen bir noktadır. Bu değişik algılamalar farklı teorilere dayalı bir çok farklı toplum, kültür ve inançların doğmasına neden olmuştur. Her çağda bu teorilerin milyonlarca taraftarları, kendi teorilerini yaymak için hayatlarını, mal ve şereflerini bu yola harcamışlardır. Her grup diğerini yok etmek için büyük bir çaba sarfetmiştir. Durum bu olunca, her aklı başında olan insan bu uzlaşmaz farklılıkların mutlaka bir gün çözümlenmesi ve neyin doğru neyin yanlış olduğunun ortaya çıkması gerektiği sonucuna varacaktır. Gerçek perdesinin bu dünyada iken açılamayacağı ve her şeyin ortaya serilemeyeceği meydandadır. Çünkü bu dünyanın üzerine kurulduğu sistem buna izin vermez. Bu nedenle bu ihtiyacın karşılanması için başka bir dünyaya gerek vardır.
Bu sadece aklın ve mantığın değil, ahlâk duygusunun da gerektirdiği bir ihtiyaçtır. Ahlâk duygusu herkesin adaletli davranıp davranmadığına, doğru iş yapıp yapmadığına göre mükafatlandırılmasını veya cezalandırılmasını gerektirir. Çünkü, bazı insanlar, diğerlerine zulmetmiş, bazıları zulme uğramış, bazıları fedakârlık etmiş, bazıları da onların fedakârlıklarını istismar etmiştir. Böylece herkes, milyonlarca insanı iyi veya kötü yönden etkileyen ahlâkî veya gayri ahlâkî felsefeler ortaya atmış ve uygulamışlardır. Ahlâk duygusu, ahlâkî sonuçların gerçek yerini bulacağı ceza ve mükafatın verileceği bir zamanın olmasını gerektirir. Bu amaç bu dünyada gerçekleştirelemeyeceği için başka bir dünya olmalıdır.
36. Bu, ölülerin diriltilmesini ve değişik zamanlarda ölen tüm insanların bir anda diriltilmesini çok zor bir iş olarak kabul edenlere bir cevap niteliğindedir. Burada onlara, sadece “ol” emri ile dilediği her şeyi yapmaya kadir olan Allah için, bunun çok kolay bir iş olduğu söylenmektedir. Çünkü Allah bunun için hiç bir yardıma, araca ve uygun ortama ihtiyaç duymayacak denli bunlardan yücedir. Onun sadece “ol” demesi, gelmesi için yeterlidir. Bu dünya O’nun “ol” emri ile yaratılmıştır. Aynı şekilde ahiret de sadece O’nun “ol” emri ile yaratılacaktır.
37. Burada, kâfirlerin işkenceleri nedeniyle yurtlarını terketmek zorunda kalan ve Mekke’den Habeşistan’a hicret eden muhacir müslümanlar teselli edilmektedir. Burada kâfirlerden hemen sonra muhacirlere değinilmesi kâfirlere imalı bir uyarı niteliği taşımaktadır. Onlara, müslümanlara yaptıkları eziyetlerin cezasız kalacağını düşünerek kendilerini aldatmamaları söylenmektedir: “Ey zalimler! Zulme uğrayan müminlerin adalet bulmayacaklarını mı sanıyorsunuz?”

Yorum Yaz