MENÜ

EBU’L A’LÂ MEVDUDİ’NİN BAKIŞ AÇISIYLA MAİDE SURESİ 108. VE 120. AYETLER ARASI

80 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
EBU’L A’LÂ MEVDUDİ’NİN BAKIŞ AÇISIYLA MAİDE SURESİ 108. VE 120. AYETLER ARASI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd kendisinden başka ilah olmayan, mutlak manada tek güç ve kudret sahibi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam tüm peygamberlerin ve onları takip eden tabilerinin üzerine olsun.

108- Bu, gerektiği gibi şahidliği yapmalarına veya yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden korkmalarına daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının ve dinleyin. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.
109- Allah, peygamberleri toplayacağı gün,(122) şöyle diyecek: “Size verilen cevap nedir?”(123) Onlar da: “Bizim bilgimiz yoktur; (124) şüphesiz görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sen’sin Sen.”
110- Allah şöyle diyecek:(125) “Ey Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun, (yine) benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun.(126) İsrailoğullarına apaçık belgelerle geldiğinde onlardan küfre sapanlar, “Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir” demişlerdi (de) İsrailoğullarını senden geri püşkürtmüştüm.”
111- Hani Havarilere: “Bana ve peygamberime iman edin” diye vahy (ilham) etmiştim; onlar da: “İman ettik, gerçekten müslümanlar olduğumuza sen de şahid ol” demişlerdi.(127)

AÇIKLAMA

122. Ahiret günü, kıyamet günü.
123. Yani, “İslâm için çağrıya dünya ne cevap verdi?”
124. “Hayattayken çağrımıza verilen zahiri cevabı biliyoruz yalnızca. Gerçek cevap konusunda ise, onu yalnızca Sen bildiğin için bizim hiçbir doğru bilgimiz yoktur.”
125. Önce bu soru tüm rasûllere yöneltilecektir. Sonra her rasûl, tek tek şahitlik yapacaktır. Burada, Hz. İsa’ya (a.s) sorulacak sorunun özellikle anılması konuya uygunluğu nedeniyledir.
126. Yani, “Ölümlerinden sonra Sen onları dirilttin, yeniden hayata getirdin.”
127. Yani, “Havarilerin lütfumuzla sana inanması, sana olan nimetlerimizden biriydi; aksi halde kimseyi küfürden döndürebilme gücüne sahip değildin sen.”

112- Havariler:(128) “Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi. O da: “Eğer inanmışlarsanız Allah’tan korkup-sakının” demişti.
113- (Bu sefer Havariler:) “Ondan yemek istiyoruz, kalplerimiz tatmin olsun, senin de gerçekten bize doğru söylediğini bilelim ve buna şahidler olalım” demişlerdi.

AÇIKLAMA

128. Bu olayın burada bir ara cümle ile anılması öğretilerini doğrudan doğruya O’ndan alan havarilerinin bile Hz. İsa’yı (a.s) bir insan ve Allah’ın kulu olarak gördüklerini göstermek içindir. Onlar efendilerini hiç bir zaman bir ilâh veya Allah’ın ortağı ya da oğlu olarak düşünmüyorlardı. Bu yine göstermektedir ki, Hz. İsa da (a.s) kendisini, kendinden hiçbir otoritesi olmayan bir kul olarak sunuyordu.
“Burada sözü edilen konuşma kesilip, bu ara cümle ne münasebetle konmuştur?” diye düşünebilir ve sorulabilir.
Bu soruya cevap vermek için, Ahiret günü yapılacak olan konuşmaya burada ders alsınlar ve doğru yolu seçsinler diye Hıristiyanların yararına olarak yer verildiğini göz önünde tutmak gerekmektedir. Bu aynı dersi vurgulamak için olayın ara cümle halinde anılması oldukça yerindedir.

114- Meryem oğlu İsa da: “Allah’ım, Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, öncemiz ve sonramız için bir bayram ve Sen’den de bir belge olsun. Bizi rızıklandır, Sen rızık vericilerin en hayırlısısın” demişti.
115- Allah demişti ki: “Şüphesiz ben bunu size indireceğim.(129) Artık sonra sizden kim küfre saparsa, ben onu gerçekten alemlerden hiç kimseyi azablandırmayacağım bir azabla azablandıracağım.”
116- Allah: “Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve annemi Allah’ı bırakarak iki ilah edinin, diye sen mi söyledin?” dediğinde:(130) “Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sen’de olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sen’sin Sen.”
117- “Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiç bir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) ‘Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin.’ Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahidim. Benim (dünya) hayatıma son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici Sen’din. Sen her şeyin üzerine şahid olansın.”
118- Eğer onları azablandırırsan, şüphesiz onlar Senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan, şüphesiz aziz olan, hakîm olan da Sen’sin Sen.”
119- Allah dedi ki: “Bu, doğrulara, doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür. Onlar için içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı oldu, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk’ budur.”
120- Göklerin, yerin ve içlerinde olanların tümünün mülkü Allah’ındır. O, her şeye güç yetirendir.

AÇIKLAMA

129. Kur’an “sofra”nın (maide) gönderilip, gönderilmediği konusunda susar ve bu noktada hiçbir sıhhatli bilgi kaynağı yoktur. Sofranın gönderilmiş olması mümkündür. Ama yine aynı derecede ayet 115’te yer alan uyarıdan sonra havarilerin isteklerini geri almış olmaları da mümkündür.
130. Burada Hıristiyanların bir başka yargılarına işaret edilmektedir. Onlar Hz. İsa (a.s) ve Ruhül Kudüs’ün yanısıra Hz. Meryem’i de ibadet edilecek bir nesne haline getirmişlerdi. Her ne kadar Kitab-ı Mukaddes’te bu doktrinden söz edilmiyorsa da, Hz. İsa’dan (a.s) sonra geçen ilk üç yüz yıl içinde Hıristiyan dünyası bu akidenin bütünüyle dışındaydı. “Allah’ın annesi” sözü ilk kez İskenderiyeli bazı ilâhiyatçılar tarafından kullanıldı.
Bu kelimelerin kamu vicdanında bulduğu cevap sert olduysa da, kilise önce doktrini kabul etme eğilimi göstermedi ve Meryem’e tapınmanın yanlış olduğunu ilân etti. Fakat daha sonra İ.S. 431 Efes konsülünde “Allah’ın annesi” kelimeleri kilise tarafından resmen kullanıldı. Sonuç olarak, “Meryem’e tapıcılık” kilisenin hem içinde, hem de dışında büyük adımlarla yayılmaya başladı. O kadar ki, Kur’an’ı Kerimin iniş günlerinde “Allah’ın annesi”nin yüceltilişi Baba ve Kutsal Ruh’unkini gölgede bıraktı. Kiliselere heykelleri dikildi, kendisine tapınıldı, yalvarıldı ve ibadetlerde yakarıldı. Kısaca bir Hıristiyanın en büyük dayanak kaynağı “Allah’ın annesi’nin koruyuculuğunu elde edebilmek oldu. İmparator Jüstinyen kanunlarından birinde Hz. Meryem’in imparatorluğu koruyuculuğundan söz eder. Yine Jüstinyen yaptırdığı Ayasofya kilisesinin büyük mihrabına Onun ismini kazdırdı. Generali Narses savaş alanında Onun yönlendirmesine bakar. Hz. Peygamber’in (s.a) çağdaşı İmparator Herakliyus bayrağında Onun resmini taşırdı ve kutlu, koruyucu niteliğinden dolayı bu bayrağın asla yere düşürülemeyeceğine inanırdı. Protestanlar reform’dan sonra Hz. Meryem’e tapıcılıkla ellerinden geldiğince savaştılarsa da, yine de Roma Katolik kilisesi hâlâ O’na şevkle sarılmaktadır.
MAİDE SURESİNİN SONU

Yorum Yaz