MENÜ

DÜNYADAN SONRAKİ HAYAT-1-

111 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
DÜNYADAN SONRAKİ HAYAT-1-

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd ölümü ve hayatı yaratan, yarattıklarının idaresini kudret elinde bulunduran âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.

Salât ve Selam rehberimiz ve önderimiz olan Hz. Muhammed(sav)’e onun ehli beytine, dinin yaşanması konusunda bizlere örneklik teşkil eden ashabına, bugüne kadar yaşamış ve yaşamakta olan tüm müminlerin üzerine olsun.

Ölüm denen gerçek her gün yaklaşıyor. Her geçen gün, yaşlı olsun, genç olsun bütün insanların ömür takviminden bir yaprak daha düşürüyor ve herkes kaçınılmaz biçimde hayatının sonuna doğru yol alıyor. Bunu, her gün yaşadığımız sayısız örneği ile görüp duruyoruz. Her canlının hayatı son bulacak. Ancak ömrü sınırlı olan yalnız insan değil, insanı omuzlarında taşıyan dünya; onun,  içinde yer aldığı sistem ve bütün kâinatın da tıpkı canlılar gibi belli bir ömrü var. Bir gün gelecek kâinatın da ömrü tükenecek ve her şey yerle bir olacak ve düzen bozulacaktır. Bu yeryüzünün ve bütün kâinatın “ömrünün” sonu olacaktır. Kâinatın, bu müthiş olayı yaşayacağı güne “kıyamet günü” diyoruz.

Ancak insanın ölümü, kâinat düzeninin bozulması ile kıyametin kopması her şeyin sonu değildir. Aksine, kıyametin ardından, bozulan düzen yeniden kurulacak, ölen herkes tekrar diriltilecek, ikinci ve sonsuz bir hayat başlayacaktır. Yüce Allah’ın kudreti ile gerçekleşecek olan bu ikinci hayata da  “Ahiret Hayatı” diyoruz.

Bütün semavi dinlerin inanç esasları içinde ahiret hayatına iman esası vardır. İslam dini Ahiret hayatının varlığı üzerinde önemle durur. Tıpkı geçmiş semavi dinlerde olduğu gibi, bizim dinimizde de, her şeyin son bulmasından sonra ikinci ve sonsuz bir hayatın varlığına inanmak, nihai kurtuluşun temel şartları yani iman esasları arasında yer almaktadır.

Ahiret hayatı, kıyametin kopmasından sonra, Allah’ın, gelmiş geçmiş bütün insanları ve diğer canlıları tekrar diriltmesi ile başlayacaktır. İnsanın ölüp kabre konması ile kıyametin kopup insanların tekrar diriltilmesi arasında geçen zaman kabir hayatı, bu ara zamana da “berzah âlemi” denmektedir.

“Ahiret” kelimesi; sözlük anlamı ile “evvel” kelimesinin zıddını ifade eder. İslami bir terim olarak, “öbür dünya”, “ölümden sonraki hayat” anlamında kullanılır. Buna göre dünya, canlıların yaşadığı ilk âlem, ahiret ise son âlemdir.

Ahiret hayatının yaşanacağı ortam Kur’an’da “ed-dâru’l-âhira”  “ikinci yurt”, “ahiret yurdu” şeklinde de kullanılmaktadır.

Ahiret gününe iman, Allah’a iman esasından ayrı düşünülemez. Çünkü Allah’a iman etmek onun bildirdiği hakikatlere de iman etmeyi gerektirir. İnandığımız Allah bize ahiret gününün varlığını, orada müminlerin ulaşacağı nimetleri, kâfirlerin göreceği azabı haber vermiştir. Bu sebeple ahiret gününe inanmamız da kaçınılmaz olur. Bundan dolayı Müslüman, inancının bir gereği olarak daima ahiret gününe iman ettiğini, Kuran ve sahih sünnette bildirilen ahiret ahvaline inandığı da söyler. İşte şu ayeti kerime bize, ahirete imanın İslam inanç temellerinden biri olduğunu bildirmektedir.

“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamber’ine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin”(Nisa,4/136).

Aynı ayetin devamında bu esasları inkâr etmenin küfür olduğu bildirilmektedir.

“Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, Peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.”

KIYAMET GÜNÜ

Kıyametin mutlaka kopacağını Kur’an, “Kıyamet mutlaka gelecektir.” (Taha, 20/15) diye haber vermektedir. Kâinattaki akıllara durgunluk veren düzen ve sistem o gün son bulacak, bambaşka ve dehşetli bir hal yaşanacaktır.

“Yazılı kâğıt tomarlarının dürülmesi gibi göğü düreceğimiz günü düşün. Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, -üzerimize bir vaat olarak- onu yine yapacağız.”(Enbiya, 21/104) 

Şu ayetlerde de kıyametin kopuş anından sahneler sunmaktadır:

“Gök yarıldığı zaman, yıldızlar saçıldığı zaman, denizler kaynayıp fışkırdığı zaman, kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman herkez yaptığı ve yapmadığı şeyleri bilecek.” (İnfitâr, 82/1-5)

“Yürekleri hoplatan büyük felaket! Nedir o yürekleri hoplatan büyük felaket? Yürekleri hoplatan büyük felaketin ne olduğunu sen ne bileceksin? O gün insanlar, her biri bir tarafa uçuşan küçük kelebekler gibi olacaktır. Dağlar da atılmış renkli yünler gibi olacaktır.” (Kâri’a, 101/ 1-5).

Kıyametin kopması ile Yüce Allah’tan başka her şey yok olacaktır. Şu ayetlerde bu gerçek ortay konmaktadır:

“Yeryüzündeki her şey yok olacaktır. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabb’inin zatı bâkî kalacaktır”(Rahmân, 55/26-27. Kasas, 28/ 88).

Kıyamet gününde hiç kimsenin hiç kimseye faydası olmayacaktır. O gün emir ve yetki sadece Allah’a aittir.

“O gün kimse kimseye hiçbir fayda sağlayamayacaktır. O gün buyruk, yalnız Allah’ındır” (İnfitâr,82/19).

Her şeyi merak eden insan, kendi akıbetini doğrudan ilgilendiren kıyametin ne zaman kopacağını da elbette merak edecektir. İnsanın, hakkında bilgi sahibi olabileceği alan ve bu alan hakkında elde edebileceği bilgi sınırlıdır. İnsan bilgisinin ulaşamayacağı, yalnızca yüce Allah’ın bilgisi dâhilinde olan işler de vardır. Yalnız Allah’ın bildiği bu bilgilere “gayb bilgileri”, bunların bağlı olduğu alanlara da “gayb konuları” denir. Kıyametin kopacağı vakit de işte böyle gayb bilgilerinden birini oluşturmaktadır. Mekkeli müşrikler, Hz. Peygamber (s.a.v.) in peygamber olduğunu ispat edebilmesi için, kıyametin ne zaman kopacağını bilmesi gerektiğine inanıyor ve bu soruyu ona yöneltiyorlardı. Oysa hikmeti gereği, Allah Teâlâ kıyametin kopacağı zamanın bilgisini kendisine saklamış, yani onu gayb bilgileri arasına koymuştu. Şu ayet onların bu sorularına cevap olmak üzere inmiştir:

“Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: ‘Onun bilgisi ancak Rabb’imin katındadır. Onu vaktinde ancak O (Allah)  ortaya çıkaracaktır…” (A’râf, 7/187).

Vahiy meleği Cebrail insan suretinde Hz. Peygamber’in yanına gelerek İslam dinin esasları ile ilgili bazı sorular sormuş ve cevaplarını almıştı. Bu sorular arasında,

“Kıyamet ne zaman kopacaktır?” sorusu da vardı. Hz. Peygamber’in verdiği cevap şöyle olmuştur:

“Bu konuda kendisine soru sorulan kimse, soruyu sorandan daha çok bilgiye sahip değildir.”

İnsanların çoğunun inancının aksine kıyametin kopması hiç de uzak değildir. “Gelecek olan her şeyin yakın olduğu” gerçeğini göz önünde bulundurmak gerekir. Dünyaya ait her şeyin son bulacağı, bütün hırsların yok olacağı, düşmanlıkların, geleceğe ait planların anlamını tamamen yitireceği o günün gelmesi yakındır. Müşriklerin kıyametin kopacağına ihtimal vermeyerek onu uzak görmelerini Kur’an şöyle tasvir ediyor:

“Şüphesiz onlar (kâfirler), o azabı(n gerçekleşeceği kıyameti) uzak görüyorlar, biz ise onu yakın görüyoruz.” (Meâric,70/ 6-7)

Allah Teâlâ, kıyametin vaktini bildirmemekle beraber, onun yakın olduğunu haber vermektedir.

“Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.” (Kamer, 54/1). Ayette, Hz. Peygamber’in bir mucizesine (ayın yarılması) işaret edilirken, kıyametin yaklaştığı da haber verilmektedir. Bir başka ayette de şöyle buyurulmaktadır:

“İnsanlar sana kıyametin vaktini soruyorlar. De ki: ‘Onun bilgisi ancak Allah katındadır.’ Ne bilirsin, belki de kıyamet yakında gerçekleşir” (Ahzâb, 33 / 63).

Şu hadis-i şerif de bu konuyu vurgulamaktadır:

“Hz. Peygamber (a.s.) işaret parmağı ile orta parmağını birleştirip göstererek, “Kıyametin gelmesi şu ikisi (arasındaki fark) gibi (yakın) iken ben gönderildim” buyurmuştur.

“Şüphesiz Rabb’inin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.” (Hac,22/47) ayetinden hareketle söyleyebiliriz ki, kıyametin yakın oluşu bizim ölçülerimizden çok, kâinatın kendi ömrü içindeki bir oranlamayı ifade ediyor. Buna göre kıyametin yakın oluşu, kâinatın yaratılışından itibaren geçen zamana nispetle, kalan ömrünün çok az olduğunu ifade etmektedir, diyebiliriz.

Şunu kesinlikle unutmamak lazımdır ki fani hayat çarsının en son giysisi olan kefen bir gün mutlaka herkesi saracak, bütün fani alışverişlere, zevklere, cazibelere, aldatıcı yaldızlara mührünü vuracaktır.

Allah’a emanet olun.

Selam ve Dua ile…

Nesibe HATUNTüm Yazıları
Yorum Yaz