MENÜ

Dost Olmak; Allah’a, Rasulüne ve Mü’minlere

158 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
Dost Olmak; Allah’a, Rasulüne ve Mü’minlere

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Gerçekten Hamd Allah(cc)’a mahsustur. O’na hamd ederiz ve O’ndan yardım dileriz. Mağfireti O’ndan ister, doğru yola iletilmemizi O’ndan bekleriz. Nefislerimizin kötülüklerinden ve amellerimizin fenalıklarından Allah’a sığınırız. Allah(cc) kimi hidayette kılmış ise o gerçekten hidayete erişmiştir. Kimi de dalalette ve sapıklıkta kılmışsa, artık o kendisi için bir dost ve mürşid bulamaz. Şehadet ederim ki Allah’tan başka bir tek ilah yoktur ve O’nun eşi ve benzeri de yoktur. Yine şehadet ederim ki, Hz Muhammed (sav) Allah’ın kulu ve Rasulüdür. Salat ve selam O’na, Ehli beytine, ashabına ve O’nun yolunu izleyenlere ve O’nun gösterdiği çizgide yürüyenlere olsun.

 

Allah ve Rasulü, iman edenlerin dostudur. Haliyle, iman edenler de, Allah’ı ve Paygamberini kendilerine herşeyden ve herkesten önce dost edinmiş kimselerdir. Dostun dosttan razı olması, onu sevmesi, sevdiğini incitmemesi gerekmektedir. İman eden insan, hakiki değer ve yüceliğin Allah ve Peygamberinin dostluğunda olduğunu bilir. Onun çalışması bu doğrultuda olur. Allah’ın rızası ve dostluğu, verilen söze bağlılıkla ve Peygamber’e tabi olmakla oluşur. Böyle bir müslüman, Peygamber’in şu sözüne tabi olur: “Bana uyanlarla birlikte ben, özümü Allah’a teslim ettim.” (Ali İmran, 20) Rasulüne tabi olmak, Allah’ın sevmediği şeylerden uzaklaşıp, razı olduğu şeylere yaklaşmakla olmaktadır.

 

“(Rasulüm!) De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.’ Allah son derece bağışlayıcı ve merhamet edicidir. De ki: Allah’a ve Rasulüne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kafirleri sevmez.” (Ali İmran, 31-32) Bu ayet, aynı zamanda dostluğun ve sevginin kuru bir iddiadan ibaret olmadığını, mutlaka bir bedel istediğini gösterir; dostsanız, seviyorsanız, dostunuzu razı etmeye çalışacaksınız.

 

Peygamber’in Allah’ın razı olmayacağı bir şeyi yapması, O’nun dostluğunun dışına çıkması mümkün değildir. İman edenlerin de, peygamberlerine tabi olarak hem Yüce Yaratıcı’nın, hem de nebisinin dostluğunu kazanmaları gerekmektedir. Bu da, Peygamber’e tabi olmakla mümkündür.

Dost, dostunun devamlı iyiliğini isteyendir. Bu açıdan bakıldığında, yaratılanlara dostluğu, yardımı ve rahmeti sonsuz ve sınırsız olan sadece Allah’tır. İkinci derecede veli/dost, Peygamber ve mü’minlerdir. Allah Teala, dostluğun temsilcisi olarak fıtrat dini üzerinde olanları göstermektedir. Veli kavramını imanları istikametinde değerlendirenler, Allah’ı ve Peygamberini, ana baba ve kendi evlatlarından daha çok sevmektedirler. Bu tip insanlar, Kur’an’ın emirleri doğrultusunda, Allah’ı razı etmeye çalışırlar (Mücâdele, 21-22). Süreklilik ve geçerlilik açısından hakiki dost; Allah, Peygamber ve mü’minlerdir. Tevhid ekseni etrafında dönen velayet/dostluk, hakiki dostluğun odak noktasıdır.

Allah, Kur’an’da mü’minlerin kimlerle gerçek anlamda dost olabileceğini “veli” kavramıyla açıklar. Müslümanların birbirleriyle olan ilişki ve dostluklarına İslam çok önem verir. Çünkü karşılıklı iyi ilişkiler, İslam’ın güzel hasletlerini yaşamak için olmakta; üstünlük, Allah’ın emirlerini yerine getirmede aranmaktadır. Bu duygu ve düşünce içinde olan insanların hedefi, İslam’ı yaşayıp tebliğ etmek ve insanlar arasında barışı, sulh ve salahı, müslümanlar arasında da kardeşliği oluşturmaktan geçmektedir. Kardeşlik duyguları gelişmeden Allah’ın istediği dostluk meydana gelmez. Bu yüzden Kur’an, mü’minlerin karşılıklı iyi ilişkilerine çok önem vermektedir. Din kardeşliği, kan kardeşliğinin önüne geçmektedir. İslam, bir taraftan ana baba ve akrabaların önemini belirtirken (İsrâ, 23-24), diğer taraftan küfrü imana tercih eden babayı, kardeşleri veli/dost edinmeyi yasaklar (Tevbe, 23-24). Dostluk ve kardeşliğin ancak tevhid inancı çevresinde olacağını vurgulamış olur.

Sevgi ve dostluğun gerekleri vardır. Bunları şöyle sayabiliriz: Allah için yardım, ikram, saygı, gerek kalple ve gerek dış görünüş ve tavırlarla kişinin sevdiğiyle beraber olması. Hayatın zorluklarına ve kafirlerin baskılarına karşı ona destek olup moral vermek, onu küfre ve kafirlere karşı güçlü ve hakim kılmak, üzüntüsüne ve sevincine ortak olmak. Allah’ı sevmek ve Allah’la dost olmak demek; Allah’ın dostlarını sevmek, onlara yardımcı olmak, onların yanında yer almak, Allah’ın dinine yardım etmek demektir.

 

Kafirleri dost kabul etmemek ise, onlarla devamlı kavgalı ve savaş şartları içinde yaşamak değildir. Mü’minler, kafirlere karşı güzel davranış, adalet ve ihsan ile hareket etmekten men edilemezler. Çünkü kafirleri veli edinmemek başka; onlara karşı hüsnü muamele, adalet ve ihsan ile hareket etmek daha başka bir şeydir. Haklara riayet, verilen sözde durmak, ciddiyet, merhamet ve imanın gereği olan her çeşit güzel huylar müslümanın şiarıdır. Fakat mü’minin her şeyden önce din ve imanında samimi olması gerekir. Allah’tan başkasına nefsini teslim etmeyecek olan mü’minin, kendisini herhangi bir sebepten dolayı kafirlerin dostluğuna kaptırması, imanına ve ciddiyetine aykırıdır. Dünyevi hususlarda kafirlerle zahiren güzel davranış ve insana ilişkilerde bulunmak haram değildir. Ama onlara meyletme, günahta yardım etme ve onlara arka çıkma manasında kafirleri vela/dost edinmek, mesela akrabalık sebebiyle bu tür yakınlık, küfrü icap ettirmese bile, haram kabul edilmiştir. Çünkü bu anlamda kafir kimseyi sevmek, bazen mü’mini onun yolunu güzel görmeye ve dinine razı olmaya cezbedebilir. Bu da onu İslam’dan çıkarır.

“Mü’minler mü’minleri bırakıp da kafirleri vela/dost edinmesinler…” (Ali İmran, 28) hitabından maksat, onlarla her türlü dünyevi ilişkileri kesip devamlı düşmanca davranmak değil; onların hükümranlıklarını ve yönetim şekillerini desteklemek, müslümanların sırlarını onlara ifşa ve müslümanların aleyhine onlarla ittifak edecek şekilde gönül dostu olmak ve onların inançlarını benimsemekle olur.

Kafirlerle dostluk kurmanın tehlikesi bütün müslümanlaradır. Böyle bütün müslümanlara zarar getiren bir olay, bir kimsenin sadece kendisinin kafir olmasından da büyük bir tehlike ortaya koyar. Birinin zararı, topyekün müslümanlara iken, diğerinin sadece kendisinedir. Kafirlere karşı olan dostluğun özellikleri şunlardır: Kafirlerin küfrüne rıza göstermek, onları tekfir etmemek, onların batıl dünya görüşlerini tasdik etmek, onları veli, yani dost ve yönetici olarak kabul etmek, onları işbaşına geçirmek, onları sevmek, onlara uyup itaat etmek. İşte bütün bunlar, kişinin kafirleri dost kabul ettiğini, yetkisini onlara verdiğini göstermektedir. Kişi, dostluk, sevgi ve rızayı kafirlere gösterirse, bu küfrü gerektirir. Şayet sevgi ve rıza, mü’minlere karşı ise, bu da imanın gereğidir.

İman edenler, bütün dünya görüşlerini ve hayatlarını tanzim edecekleri esasları Kur’an’dan almaları gerektiği gibi; sevgi, muhabbet, buğz ve nefret ölçülerini de Kur’an’dan almak zorundadırlar. Allah’ın dini, tevhid dini olduğuna göre mü’minin muhabbet ve dostluğu, yalnız bu dairenin içerisinde cereyan etmelidir. Hem Allah’ı, hem de O’nun düşmanlarını sevmek, mantıki bir çelişkidir.

 

Devam edecek inşaAllah.

Kıpırdama bizden, Tevfik Allah(cc)’dandır.

VelhamdulillahiRabbilAlemin.

 

Yorum Yaz