MENÜ

DOĞRULARDAN MISIN, EĞRİLERDEN Mİ?

178 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
DOĞRULARDAN MISIN, EĞRİLERDEN Mİ?

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd Alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, Din Gününün Sahibi, Bizden Öncekilerin ve Sonrakilerin Yegane İlahı, Kulluk Yapılmaya Layık Olan Tek Mabud Allah Subhanehu ve Teala’ya Mahsustur. O’nun (Subhanehu ve Teala) Kendisini bize bildirdiği şekilde bilir, Öyle Tevhid Eder, Herhangi Bir Ortağının Olmadığını Bilip Öyle İman Ederiz. Kulluğu, İbadeti, Yardımı Yalnız O’na (Subhanehu ve Teala) Has Kılar, Nefislerimizin Şerrinden Amellerimizin Fenalığından O’na (Subhanehu ve Teala) Sığınırız.

Salat ve Selam Alemlere Rahmet, İnsanlığa Hidayet Olarak Gönderilen Vahiyin Elçisi, Nübüvvet Kandilinin Son Işığı, İslam Ümmetinin Lideri, Mücahidlerin Kumandanı, Başkomutan Rasullullah (sav)’e, Kıymetli Ev Halkına, Güzide Ashabına, Onları Takip Eden Tabiilerine, Ardından Geçmişte Yaşamış, Bugün Yaşayan Kıyamete Kadar Yaşayacak Olan Tüm Mü’Min ve Mü’mine’lerin üzerine olsun İnşaAllah.

 

İslâm, sırf tevhid dinidir. Bu din yeryüzünün doğusunda, batısında, kuzeyinde yada güneyinde, geçmiş ümmetlerde, günümüzde yada farklı bir zaman diliminde, şahıslara, durumlara, mekanlara göre değişiklik gösteren bir esas değildir. Bu dinin müntesipleri her şartta kendilerinde bulunan alametlerden tanınırlar. Bu alametleri kaybedenler bu yolun nasipsizleridir. Bu nasipsizler ise yolun sonunu göremeden dökülmeye mahkumdur. Bu yolda dökülme çokça rastlanılan, Müslümanları üzen fakat Allah Subhanehu ve Teala’nın haketmeyenden, haketmediği için aldığı, adaletinin dünya hayatındaki tecellilerindendir. Asırlardır İslam’ın alametleri kalkan, niteliklerini yitiren, niyetleri değişen, istikametleri şaşan fertler bu karanlık akıbetle karşılaşmışlardır. O halde bu nitelikleri elde edemeyenler bunları elde etmeye,  Allah Subhanehu ve Teala’nın rahmetiyle yetileri üzerine elbise gibi giyenler de kaybetmemek için azami gayret göstermelidir. Zira bunları kazanmak nasıl zaman aldı, zahmetle oldu ise de, ardından rahmet geldi ve üzerimizde taşıdık, şimdi de kaybetmemek düşürmemek eksiltmemek için ondan çok daha fazla çaba göstermeliyiz inşaAllah. Şimdi bunları aklımızın bir kenarında tutarak bu İslam Alametlerinin Alamet-i Farikaların neler olduğuna Allah Subhanehu ve Teala’nun yardımıyla bir tanesinden başlamak üzere incelemeye, yaşamaya  çalışalım.

Müslamanların İlk Alameti: DOĞRULUK

Bu ay ki yazımızın da konusu olan doğruluk oldukça geniş bir meseledir. Bu Allah Subhanehu ve Teala’nın emri, Nebilerin ise Rablerinden istedikleri duası olan Doğruluk: Arapçadaki karşılığı Sıdk’tır. Sıdk, yalnızca konuşmada ve bir olayı veya bir haberi başkalarına aktarmada değil; kelâmın, amelin, niyetin, duygu ve his aleminde doğru olmak, dosdoğru olmaktır. Allah Subhanehu ve Teala kitabında özelde Peygamber’i(sav) genelde ise tüm Müslmanlara hitaben şöyle emir buyurmaktadır:

Hud 112: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.!”

bu doğruluk şahsa, duruma, zamana, mekana göre değişiklik gösteren bir hakikat değildir. Doğruluk Allah Subhanehu ve Teala’nın Adem(as)’dan beridir Peygamberine inzal ettiği vahiy istikametinde keyfiyetini belirlemiştir. O sebeple kendi kendimize doğrular üretmek yerine Allah indinde sabit olan doğrulara boyun eğmeliyiz.

Başka bir manayla kişinin içinin ve dışının aynı olmasıdır. İnsanın içi ve dışı farklı olursa, sıdk (doğruluk) gerçekleşmez. Böyle bir durumda sözün bir kısmına yalan, bir kısmına doğru denilir. Misalen Münâfıklar Peygamberimize gelerek dediler ki: “Biz şehâdet ederiz ki sen Allah’ın peygamberisin.” Bu ifade söz olarak doğrudur. Allah Subhanehu ve Teala, Muhammed (sav)’in kendi Rasûlü olduğunu biliyor. Ancak, Allah (c.c.) münâfıkların bu sözü söylerken yalancı olduklarına da şâhitlik yapıyor.

Münâfıkûn 1: “Münafıklar sana geldikleri zaman: “Biz gerçekten şehadet ederiz ki, sen kesin olarak Allah’ın elçisisin” dediler. Allah da bilir ki sen elbette O’nun elçisisin. Allah, şüphesiz münafıkların yalan söylediklerine şahidlik eder.”

İslâm’ı din olarak kabul eden kimseler ‘sâdık’ kişilerdir. Onlar, hem ‘Elest bezmi’nde verdikleri sözlerini yerine getirirler, hem doğru sözlü Peygamberi tasdik ederler, hem de dilleri ve kalpleriyle, gelen vahyin doğruluğuna inanırlar.

Sâdık kimse, sözünde duran kimsedir. Onun içi ve dışı birdir. Yalan söylemez, hile yapmaz, kimseyi aldatmaz, işini düzgün yapar. Gittiği yol doğru bir yoldur. Mü’min, önce özünde sâdık olmalıdır. Kalbinde yalana, hileye, düşmanlığa, hileye, fitneye yer vermemelidir. Ondan sonra da sözünde doğru olmalıdır. Konuşurken yalana, uydurmaya ve iftiraya başvurmamalıdır. Yalanın zararları açıktır, doğruluğun faydaları ise tartışılmayacak kadar çoktur. Mü’min, sonra da işinde doğru olmalıdır. İşini düzgün yapmalı, hileden ve aldatmadan uzak durmalıdır.

Sıdk sahibi olmaya ‘sadâkat’ denir. Sâdık kimseler, aynı zamanda ‘sadâkat’ sahibi kimselerdir. Mü’minlerin en önemli sıfatlarından biri de ‘sadâkat’ sahibi olmalarıdır. Türkçe’de sadâkat; müslüman kardeşinin iyiliğini istemek anlamına geldiği gibi, insanlara karşı dürüst davranmaya, dostluğa bağlı olmaya da denir. Bu anlamdaki sadâkatın zıddı ‘hıyânet’tir. Hâinlik ise olgun bir müslümana yakışmaz. Müslümanlar, karşılıklı işlerinde, başka insanlarla olan her türlü ilişkilerinde sadâkat ahlâkı üzere, dürüst ve iyiliksever olmalıdırlar. Mü’min, verdiği sözde durur, emâneti yerine getirir, işini sağlam yapar, yalandan uzak durur, aldığı vazifeyi yerine getirir, emâneti ehline verir. Allah’a ibâdet ve itaatinde tam bir ‘sadâkat’ ahlâkı sergiler. Rabbine kalbinden bağlıdır. O’nun huzurunda O’nu kandırmaya, ibâdetinde hile yapmaya yeltenmez.

Çok doğru olan, doğruluğun en güzelini yapanlara, Allah’tan gelen vahyi tereddütsüz kabul edenlere ‘sıddîk’ denir. Nitekim Hz. Ebu Bekr Radyallahu Anh’ın lakabı Sıddîk idi. Bu değerli niteliği kazandığı ana bir göz atalım. Miraç Hadisesi!

İsra 1: “Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren O (Allah) yücedir.”

Miraç haberi müşrikler tarafından duyulunca onlar Ebubekir Radyallahu Anh’a şöyle söylediler: “Ya Ebubekir! Arkadaşının işinden haberin var mı? O bu gece Beytul Makdis’e gittiğini, orada namaz kılıp Mekke’ye döndüğünü söyledi.”

Ebubekir: “Siz bunları ondan mı duydunuz?”

“Evet ondan duyduk” demelerinin üzerini Ebubekir Radyallahu Anh cevaben: “Vallahi, o söylediyse, şeksiz şüphesiz doğrudur. Siz buna Şaşmayın!”

Bu tereddütsüz teslimiyeti Onu ‘Sıddık’ yaptığı gibi aynı tereddütsüz tavır, tutum bizleri de Sadıklardan kılacaktır. İnşaAllah.

Yine Peygamberlerrin duasında da aynı istek ortaya çıkmaktadır.

Şuara 84: “Ey Rabbim beni sonradan gelecekler arasında doğrulukla anılanlardan kıl.”

Şimdi düşünelim ömrümüzün şu geçen kısmının herhangi bir bölümünde, herhangi bir anında yada duamızın bir kısmında hiç yeri olmuşmudur? Cevap evetse Allah Subhanehu ve Teala sana istediğini misliyle versin Ey Müslüman. Ama eğer yoksa ne büyük bir değerden mahrum kalmışsın. Mahrum kalmadığın şeyi hatırla ve Allah Subhanehu ve Teala’dan bunu samimiyetle dile. Allah Subhanehu ve Teala’da sana bu Doğruluk hazinesini nasip etsin. Zira Allah Subhanehu ve Teala’nın ölüm anında müjdelediği kimselerde bu ahlak üzere olanlardır.

Fussilet 30: “ Şüphesiz Rabbimiz Allah’tır diyerek doğdoğru olanlar varya onların üzerine Melekler iner ve derler ki: ‘KORKMAYIN ÜZÜLMEYİN, VAAD OLUNDUĞUNUZ CENNETLE SEVİNİN.’ ”

Allah Subhanehu ve Teala bizi Doğrulardan kılsın, Bu en güzel müjdeyle müjdelesin, Ardından Doğruluk üzere olanlarla haşretsin, akıbetimizi birleştirsin inşaAllah. (Allahumme Amin!)

Maide 119:“Allah buyurdu ki: “Bu, doğrulara, doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür. Onlar için, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı oldu, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk’ budur.”

Asıl başarı, zafer, kurtuluş, müjde, hayır dünya hayatında doğru olmayan şeylerle dünyalık menfaatleri kazanmak değilde, doğrular sonucu dünyalık çıkarlarını kaybetsen dahi ahirette Allah Subhanehu ve Teala’nın “Rızamı kazandı!” dediklerinden olmaktır inşaAllah.

Hamd, Alemlerin Rabbi olan Allah’a Mahsustur. Allah bize kâfidir ve O ne güzel vekildir!

Sümeyye SANCAKTüm Yazıları
Yorum Yaz