MENÜ

DİNİN GERÇEK MAHİYETİ

118 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
DİNİN GERÇEK MAHİYETİ

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd Alemlerin Rabbi olan Rahman ve Rahim Din Gününün sahibi Allah (c.c)’a. Salat ve selam Alemlere rahmet olarak gönderilen Müminlerin önderi ve örneği yaşayan Kuran Hz. Muhammed (sav)’e aline ve ashabına ve onları takip eden Muvahhitlerin üzerine olsun inşallah.

Yeryüzüne kulluk yapmak gayesiyle gönderilen insanın bu kulluğu doğru mercie yöneltebilmesi için Din kavramının mahiyetini idrak etmelidir. Zira bu noktadaki eksik ve yanlış bilgi insanı Allah’tan başkasına kulluk yapma zilletine mahkûm edecektir.

O halde dinin mahiyetini şöyle izah edebiliriz:

Kıyamet’te herkese dünyada yaptıklarının karşılığının verilmesi, “Eğer siz ceza görmeyecek (din kökünden: “Medînin”) olsaydınız…” (el-Vâkıa, 56/86) âyetinde olduğu gibi “iyi ya da kötü karşılık” anlamında; şâirin, “Ebediyyen onun da benim de “din”im bu mudur?” sözünde olduğu gibi “âdet ve alışkanlık” anlamında;

“Filan kimseler kurallara boyun eğmezler (lâ yedinûne)” denirken ve hadis-i şerifte geçen: “Akıllı kişi nefsine hâkim olandır (dâne)” şeklindeki kullanımında “itaat, zillet ve bağlılık, üstünlük sağlamak, galip gelmek” anlamlarında; başkalarını idare etmek üzere görevlendirilen birisinden: “Deyyentuhu’l-kavme” diye söz edilirken de “Egemenlik, mülk, hüküm (yönetim, yargı), gidiş, idare” anlamında kullanılmaktadır.

Ayrıca: “Tevhid; Allah’a ibadetin her türlüsü: yalın manasıyla millet; verâ ve vasiyet, bir şeye zorlanmak; aziz veya zelil olmak, itaat etmek; asit olmak, iyi ya da kötü bir şeyi alışkanlık haline getirmek anlamına gelmektedir.

Arapça bir kelime olarak “dal, ye, nün” harflerinden meydana gelen din sözcüğü, söyleyiş şekli değişmeksizin Türkçe’ye girmiştir. Kelime gerek İslâm öncesi Arapçasında gerekse Kur’an ve Sünnette oldukça yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Bunun tabiî bir sonucu olarak da din sözcüğü İslâm tarihi boyunca, bütün çeşitliliğiyle ve farklı oranlarda yoğun olarak, kaynaklarda, ilmî ve edebî eserlerde, sözlü ve yazılı anlatımda, İslâmî ilimlerin anahtar terimlerinin en başında yer almıştır.

Aynı kökten gelen ve yüce Allah’ın sıfatı ya da ismi olarak kullanılan “ed-Deyyân”, yapılan işlerin karşılığını veren, kahreden, yani istediğine zorlayan, egemen, hikmetle yöneten, hesaba çeken, hiçbir ameli karşılıksız bırakmayıp hayra da şerre de karşılık veren demektir.

“Mütedeyyin” ise, Allah’ın dinine teslim olan, itaatkâr, öldükten sonra hesap ve cezaya inanan kimse demektir. (Şehristânî, a.g.e., 1, 38).

 

Istılah Olarak Dinin Anlamı: “Yüce Allah’ın, kullarının kendisi vasıtası ile hakka ulaşmaları için peygamberleri aracılığı ile akıl sahibi insanlara tebliğ ettiği, onları dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşturan sistem, Allah’ın koyduğu hükümler.” anlamındadır. Bu anlamıyla din hem inanç konularını hem de amelî konuları kapsamaktadır. Her peygamberin getirdiği “millet” hakkında da kullanılabilir. Allah’tan geldiği için (Allah’ın dini şeklinde) Allah’a; Peygamber tarafından tebliğ edildiği için (Peygamber’in dini şeklinde) peygambere; ona uyup bağlandıkları için de (meselâ “Müslümanların dini” şeklinde) ümmete izafe edilebilir (Râgıp el-Isfâhânî, el-Müfredat fî Garîbi’l-Kur’an)

İbn Teymiyye de terim olarak ‘dini’ şöyle açıklamaktadır: “İslâm, İman, İhsan diye ifade edilen her üç kademe, dinin kapsamı içerisindedir. Çünkü sahih hadiste de belirtildiği gibi Hz. Cebrail* gelip bu konularda soru sorarak cevaplarını aldıktan sonra Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “O, Cebrail’di. Size dininizi öğretmek üzere gelmiştir. Böylece o, bunların hepsinin dininizin kapsamına girdiğini açıklamış oluyor. Din ile Allah’a itaat ve ibadet ettiği için “Allah’ın dini” denilir. Kula izafe edilmesinin sebebi ise itaat edenin o olmasıdır.” (Mecmû’u Fetâvâ İbn Teymiyye, XV, 158)

 

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi; “din”, ıstılah olarak tanıtılmak istenince; genelde “hak din” ve “son din” olan İslâm tanıtılmak istenmiştir. Bunun en önemli sebebi olarak Allah katında geçerli tek Din’in İslâm olması gösterilebilir.

‘’Kim İslâm’dan başka bir din ararsa ondan asla kabul edilmeyecek ve o ahirette de zarar edenlerden olacaktır.’’ (Ali İmran 85)

Bu tariflerden anlaşıldığı üzere hak din’in diğer bir ifade ile “İslam’ın temel birtakım özellikleri vardır:

İslâm dini ile İslâm şeriatı aynı şeylerdir. Dolayısıyla İslâm dışı bütün dinler birer şeriat ve her şeriat da bir dindir; ancak bunlar Allah katında makbul değildirler.

Din, irade sahibi akıllıları muhatap alır.

Din, Allah tarafından insanların faydasına konulmuştur. Allah tarafından konulmamış bir din kabul edilmez.

Din, insanı dünya ve Âhiret’te kurtuluşa götürür. Dolayısıyla bunu gerçekleştiremeyen dinler, Allah’ın kulları için öngördüğü din olamaz. Yalnız dünyaya yönelik tez ve düzenlere sözlük manası itibariyle “din” demek mümkündür. Ancak, bunların Ahireti hesaba katmamaları, yani laikliği veya materyalizmi esas almaları daha ilk adımda Allah’ın dininden uzaklaşmalarını kaçınılmaz kılmaktadır. Dünyayı tümüyle hesaba katmayan salt ruhânî ve dar ibadet kalıplarını aşmayan “ruhbanlık”* türü yaklaşımlar da “hak din” olamaz.

Din, “teslimiyeti, imanı ve ihsanı birlikte içerir. Dolayısıyla Hak Din’de insanlar bütün kâinatın boyun eğdiği, gökteki ve yerdeki her şeyin teslim olduğu Allah’a teslim olurlar.

‘’Onlar, Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde ne varsa hepsi, ister istemez O’na boyun eğmiştir ve O’na döndürülüp götürüleceklerdir.’’ (Ali İmran 83)

Bu dinde müminler kâinatın kendisine teslim olduğu gerçek Rab ve ilâh olan Allah’ın bildirdiği gayb’a inanılmasını emrettiği şeylere iman ederler; bu imanlarının gereği olarak hayatlarını Allah’ın şeriatına göre düzenleyerek teslimiyetlerini ifade ederken, kendileri Allah’ı görmeseler dahi, Allah’ın kendilerini görmekte olduğu şuuru ile Rabblerine ibadet ederler.

Kur-ân’ı Kerîm’de “Din”: Din’in terim manası bu olmakla birlikte Kur’ân ve Sünnette kelimenin kullanılmasını tetkik ettiğimiz takdirde, sözlük anlamlarının birçoğunu da kapsayacak şekilde ele alındığını kolayca tespit edebiliriz.

“Borç” anlamına gelen ve “din” kelimesi ile aynı harflerden oluşan “deyn” kelimesini ve onun türevlerini bir kenara bırakacak olursak; “din” ve türevleri Kur’ân-ı Kerîm’de: doksan beş defa tekrarlanmaktadır.

“Din” kelimesinin çeşitli şekillerde yer aldığı âyet-i kerimeleri, manalarına göre bir sınıflandırmaya tabi tutarsak:

Mutlak Olarak Din: İtaat, Boyun Eğme, İbadet: ‘’Hem bir fitne kalmayıp, din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla çarpışın. Vazgeçerlerse, düşmanlık ancak zalimlere karşıdır.’’ (Bakara 193)

Kıyamet ve Ceza (Karşılık) Günü: ‘’O, Hesap Günü’nün sahibidir.’’ (Fatiha,4)

Allah’ın Dini, İslâm, Tevhid: ‘’Bu dini İbrahim, kendi oğullarına vasiyyet etti, Yakub’da öyle yaptı: “Ey oğullarım! Muhakkak ki, bu dini size Allah seçti, başka dinlerden uzak durun, yalnızca Müslüman olarak can verin!” dedi.’’ (Bakara 132)

Kanun, Hüküm, Şeriat: ‘’Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah dinini tatbik hususunda sizi sakın acıma duygusu kaplamasın! Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.’’ (Nur 2)

Bir daha ki yazımda dinin Kuran’ı Kerimde hangi manalarda kullanıldığını örneklerle açıklamaya çalışacağım inşAllah.

Rabbim idrak etmeyi nasip etsin.

Âmin.

Velhamdulillahirabbilalemin.

Hayrun NİSATüm Yazıları
Yorum Yaz