MENÜ

Davud Et Tai(Rah) الْعلمَاء وَرَثَة الْأَنْبِيَاء

478 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
Davud Et Tai(Rah) الْعلمَاء وَرَثَة الْأَنْبِيَاء

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ 

Hamd âlemlerin Rabbi Rahman ve Rahim, ölüden diriyi- diriden ölüyü çıkartan, geleceğinde hiç şüphe bulunmayan günün sahibi, mümin kullarına merhametli, inkârcılara şiddetli, indirmiş olduğu Kur’an ile bizlere izzet bahşeden ALLAH(CC) aittir

Salât ve selam âlemlere rahmet olarak gönderilen kendi döneminde ve kendisinden sonra var kılınan mükelleflerin ona(sas) itaatten başka kurtuluşunun mümkün olmadığı önderimiz komutanımız Hz. Muhammed sas’e âline ashabına, bugünden önce yaşamış bugün yaşamakta olan ve kıyamete kadar yaşayacak, hakkın gönüllerini aydınlattığı mücahid müminlere selam olsun.

İnandıkları gerçeği hayatıyla ispatlayan âlimlerimizden; Davud Bin Nusayr Et Tai, Künyesi Ebu Süleyman’dır. Hadis dinledi ve fıkıh öğrendi. Sonra ibadetle meşgul olan bir kul idi. Hatim El bağdadi rivayet eder ki; Davud Et Tai bu işe şöyle başladı; Bir mezarlığa girdi ve bir kadının kabrin yanında şöyle dediğini işitmiştir:

“Allah mahlûkatını diriltinceye kadar burada kalacaksın
Seninle kavuşmayı hiç ummuyorum, hâlbuki bana çok yakınsın
Her gün çürümen biraz daha artmaktadır
Ey sevgilim, çürüdüğün gibi unutulacaksın da.”

Kısa bir nazım ve kişiye kazandırdığı şuur, bütün hayatın değişmesi için yeterlidir ve oldu da. Şimdi o mezarın içine geçmişte koyduklarını bir düşün ve hatırla çoktan unutmuşsun. Yaşadıklarınız, hüzünleriniz, sevinçleriniz artık yok. Şimdi onu çıkarda, o mezarın içine kendini bir koy ve düşün; Gece ve gündüz sana eşlik eden karın unutacak, annen unutacak, baban unutacak senin sevdiklerin veya sevmediklerin, seni sevenler veya nefret edenler unutacak, unutulacaksın. Onlar terk etmeden, sen terk et ama mutlaka çürüdüğün gibi unutulacaksın. Bu nazım bizde de bir şeyler değiştirmeli! Gerçekten ne değiştirdi ve değiştirecek mi…?

Rivayet edilir ki; Davud Et Tai Küfe’de, cenaze yerinde defin yapılırken bir kenara oturur, insanlar da gelip yanına otururlar. O topluluğa şöyle bir nasihatte bulunur; “ Kim Allah’ın tehdidinden korkarsa uzaklar ona yakın olur, kimin hayalleri uzun olursa ameli zayıf olur, her gelecek yakındır. Kardeşim bil ki; Seni Rabbinden meşgul eden her şey “Ama her şey” uğursuzdur. Kabirdekiler önceden gönderdikleri ile sevinir, geriye bıraktıkları için üzülürler. Dünya adamları ise kabirdekilerin pişman oldukları şeyler için birbirlerini öldürür ve rekabet ederler.”

Bu tavsiye ve nasihatler amele dökülünce makbul olur ve sahibini Salihlerden kılar. Sadece konuşmakla kalmamış, çünkü o icraatsız sözler konuşanların bir gün mutlaka bu sözlerin hesabını vereceğini biliyordu. Bu sebeple Annesi bir gün ona; Gönlün bir şey çekiyorsa onu sana alalım dediğinde, annesine; İyi bir yemek yap, kardeşlerimi davet etmek istiyorum dedi. Annesi de iyi bir yemek yaptı. Davud Et Tai kapıya oturdu ve oradan geçen dilencileri içeri aldı ve yemeği onlara sundu. Annesi ona sende yeseydin deyince; “Benden başka kim yedi ki” dedi. Son cümleye dikkat edersek; Ahiret hazırlığının mahiyeti bu sözde gizli. “Zaten ben yedim” yani onlar benim yiyeceklerim. Her şeyi fiziki âlemle sınırlandıran bir kimse olayı bu boyutuyla anlayamaz. Bu ancak, imanın kazandırabileceği bir duygu ve olgudur.

Hammad Bin Ebu Hanife rivayet eder ki; Cariyesi Davud Et Tai’ ye; Ey Davud sana yağlı bir şey pişirsem deyince, O’da yap dedi. O’na içyağlı bir şey pişirip getirdi. Davud cariyesine “ falanların yetimleri ne yapıyorlar deyince cariyesi;  bildiğin gibi dedi. Bunu onlara götür deyince cariyesi der ki; Canım senin yoluna feda olsun, sen hep su ile ekmek mi yiyeceksin? Cariyesine verdiği cevaba dikkat edelim; Ben onu yediğim zaman tuvalete gider, o yetimler yerse Allah katında zahiremiz olur.

Said Bin Alkame’nin annesi derki; Bizimle Davud Et Tai arasından engin bir duvar vardı. Ben gece boyunca onun dinmeyen sesini işitirdim ve çoğu zaman gece yarısında şöyle derdi; Allah’ım senin düşüncen bütün düşüncelerimi iptal etti. Bana uykusuzlukla antlaşma yaptırdı. Sana bakma şevkim, beni bağladı ve benimle zevklerim arasına girdi. Şimdi ben senin zindanındayım. Ey Kerem sahibi matlubum.( Rızası taleb edilen Rabbim)[1]

“Tefekkür, insana mahsus bir özelliktir. İnsan, tefekkür sayesinde diğer varlıklardan ayrılır ve üstün olur. Tefekkür ancak kalpte tasavvuru mümkün olan şeyler hakkında yapılabilir. Onun için, Allah’ın yarattığı varlıklar hakkında tefekkür mümkündür. Fakat Allah’ın zatı hakkındaki tefekkür mümkün değildir. Çünkü Allah hiç bir şekilde suret olarak vasıflandırılamaz ve şekil olarak hayal edilemez.” [2]

Tefekkürün neticesinde insan geniş bir ilme sahip olur. İnsanın ilmi artınca da, kalbinin hali değişir. Onun neticesinde de, insanın hali ve hareketleri değişir. Görülüyor ki insanın bilgisinin artması ve davranışlarının düzelmesi, tefekkürle başlar. Onun için Yüce Allah Kur’an’ da çeşitli hususları dile getirdikten sonra “… Şüphesiz bunda tefekkür eden (düşünen) insanlar için ibretler vardır” (Nahl 11)  demektedir.

Şimdi bu açıklamalardan sonra rivayete tekrar bakarsak meseleyi biraz daha anlayabiliriz. Yüce Allah’ın tanınması yarattığı varlıkların üzerinde düşünülmesi ile başlar. Bu fark ediş ve hissedişin kişide meydana getireceği hususlar, İslam’a teslimiyet olarak kendini gösterir. Yüce Allah’ı aklımız kapasitesince tanımaya çalışmak yol boyunca ihtiyacımız olan en büyük azıktır. Bazen âlimlerimizin hayatlarını okuduğumuzda bizde derin izler bırakır. Etkileniriz, hayret ederiz, istikamet, amel ve ahlakları bizi sarsar. Kendimize kızarız, dövünürüz, üzülürüz ama yinede kendimizi kınadığımız konularda değişmeyiz ve niye olmadı, neden, niçin birçok soru. Meseleyi İhya’u Ulumiddin’den bir bölümle tekrar ele alalım; “Hz. Peygamber’e amellerin hangisinin daha üstün ve efdal olduğu sorulduğunda, şöyle cevap verdi: “Allah’ı bilmek”. Ne tür bir bilgiyi kastettiği sorulduğunda, yine “Allah’ı bilmek” diye cevap verdi. Ashab ‘Biz amelden soruyoruz, siz ise ilimden haber veriyorsunuz’ diye itiraz edince, Hz. Peygamber şöyle cevap verdi: ‘Allah’ı bilerek yapılan amel ne kadar az olursa olsun insana fayda verir. Allah’ı bilmeksizin yapılan ameller ise, insana bir fayda sağlamaz.”[3]

“İnsanın şerefi, kuvvetinden gelmez. Öyle olsaydı develerin daha üstün olması lâzım gelirdi; zira develer insandan daha güçlüdürler. Cüssesinin büyüklüğünden de değildir; zira filler insanlardan daha cüsselidir. Şerefi cesur oluşundan da kaynaklanmaz; zira ormanlardaki yırtıcı hayvanlar insandan çok daha cesaretlidirler. Fazla yemek yemesinden de ileri gelmez. Öyle olsaydı öküzlerin daha şerefli olmaları gerekirdi; zira midesi çok büyük olan canlılardan biri de öküzdür. Fazla cinsî münasebette bulunmasından da değildir; zira küçücük kuş bile cinsî kudret hususunda insanoğlundan daha güçlüdür. Kısaca bunların hiçbiri insana şeref vermez. İnsana şeref veren şey sadece ilimdir!”[4]

Allah’u Teala hakikate kulak veren yaratılışı olan eşrefi mahluk olma özelliği muhafaza edip Rabbine kavuşabilen kullarından eylesin(Amin)

Selam ve dua ile   اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَeb

 

 

[1] İbn’ul Cevzi Sıfatu’s Safve

[2] (el-İsfahânî, el-Müfredât, İstanbul 1986, 578).

[3] İbn Abdilberr (Enes’den)

[4] İhyâu Ulûmiddîn (İmam Gazali)

Eymen GÜÇLÜTüm Yazıları
Yorum Yaz